Allah'ın adıyla
Bir söz vardır son pişmanlık fayda vermez. Hızla akan zamanın hızına yetişemiyoruz ve kaliteli zaman geçirme adına maalesef Kurân’ı rehber edinme konusunda çok nakıs kaldık. Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadîs-i şerifte şöyle buyuruyor: “Amellerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218) Devamlılık insanda meleke haline gelir. Esasen Müslümanlar için programlı yaşamak adına namaz en güzel örnektir.
Sermayesi buz olan adamın hikayesini çoğumuz duymuşuzdur; Adamın biri, yüksek dağların mağaralarından getirdiği buzları satıyor. Buz kalıpları erimeden önce onları satmalıdır. Buzlar yavaş yavaş erimeye başlar. Tek sermayesi olan buzlarının gözü önünde eridiğini görmek, adamın içini de eritir, “Sermayesi buz olan bu adama acıyın” diye seslenmeye başlar. O sırada talebeleriyle oradan geçmekte olan Cüneyd-i Bağdadî bu sözleri duyunca birden durur ve olduğu yere çöker. Başını ellerinin arasına alır. Talebeler telaşlanırlar ve “Ne oldu hocam?” diye sorarlar. Cüneyd-i Bağdadî şöyle der, “Bu sözler beni sarstı. Eriyenin sadece buzlar değil, aynı zamanda ömrüm olduğunu fark ettim.” Sıcak, adamın maddî sermayesi olan buzları eritip tükettiği gibi, zaman da asıl sermayemiz olan ömrümüzü tüketiyor. Saniye saniye, dakika dakika ömür sermayemiz eriyor, düşünebiliyor muyuz ya da düşünüp akledebiliyor muyuz? Sahip olduğunuz en değerli sermaye ömürdür. Onun ne kadarını Allah’a satabilirsek yani O’nun yolunda tüketebilirsek elimizde o kâr kalacak. Gerisi, satılmadan eriyen buzlar gibi boşu boşuna ziyan olup gidecek. Ayrıca bizden de hesabı sorulacak. Bunun unutmamalıyız. Adamın buzlarının erimesine olduğu kadar, ömürlerinin boşa tükenmesine karşı içi sızlamayan ne kadar çok insan var! Ömür sermayemiz hızla tükeniyor. Dönüp baktığımızda, yapmamız gerekirken yapmadığımız birçok şeyin elimizden kayıp gittiğini ve zamanı geri almanın imkânsız olduğunu idrak ediyoruz. Hayatımızda; “Keşke Rabbime hakkıyla kul olsaydım, keşke namazı düzenli kılsaydım, keşke günde bir sayfa da olsa Kur’ân’ı ya da tefsiri okusaydım, keşke ailemle kaliteli zaman geçirebilseydim, keşke anne ve babamın sözünü dinleseydim, onlara saygıda kusur etmeseydim...” gibi cümlelerle başlayan keşkelerin zamanla içimizde büyüyerek derin pişmanlıklara dönüştüğüne şahit oluyoruz. Rabbimizin şu ayetleri de bize örnek teşkil ediyor:
“Uyanlar şöyle derler: ‘Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.’ Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.” (Bakara Suresi, 167. Ayet)
“Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak" dedikleri vakit (hallerini) bir görsen!” (En'âm Sûresi, 27. Ayet)
“İnkâr edenler, ‘Keşke Müslüman olsaydık’ diye çok arzu edeceklerdir.” (Hicr Sûresi, 2. Ayet)
Rabbimiz kalan ömrümüzü evvelimizden daha hayırlı ve bereketli kılsın. Yapmamız gerekirken yapmadığımız şeylerin çokluğundan O’nun affına sığınmak duası ile.
Şuheda ENGİZ