ÜSVE-İ HASENE
Bismillahirrahmanirrahim
Kötü bir olay, bir haber duymadan uyandığımız günler neredeyse yok denecek kadar azaldı. Öyle bir zamana denk geldik ki daha kötüsü ne olabilir ki dediğimiz olaylardan daha kötüsüne şahit oluyoruz. İnsanlık, freni boşalmış bir tır gibi son sürat felakete doğru sürüklenmektedir. Buna şahit olan aklıselim sahibi kimseler feryat figan etse de bir çare bulmaya çalışsa da durumun vahametinin farkında olmayan, farkında olsa da umursamayan ve bu durumdan dahi nemalanan kimselerin çokluğu yüzünden kurtuluşa giden yol her geçen gün zorlaşmaktadır.
İnsanlık rotasını yine şaşırmış vaziyettedir. Tarih içerisinde bu tür durumlar çokça yaşanmıştır. İnsanlar her ne vakit yaratılış amaçlarını unutup, Rablerinin buyruklarını çiğnedilerse ve kendilerine gönderilen elçilerin uyarılarına kulak tıkadılarsa ilahi uyarı ile uyarıldılar. Bu uyarıların neticesinde iman edip halini düzeltenler kurtuluşa ererken dik kafalılık edip devam edenler helak oldular. Gönderilen son elçi, tüm insanlar ve tüm zamanlar için gönderilmiştir. Onun çağrısı tüm insanların kurtuluşu içindir. Bu çağrıya uymanın, Onun tavsiyeleri doğrultusunda hayat sürmenin ne kadar önemli ve değerli olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyor ve tecrübe ediyoruz. Çünkü modern çağ denilen günümüzde Onu örnek almadan, Onun rehberliğinden başka rehberlikler aramanın vahim sonuçları fertlerin yanında tüm toplumun çöküşüne zemin hazırlamaktadır.
Peygamberler Allah’ın (Celle Celaluhu) mesajlarını sadece ulaştıran postacılar değillerdir. Onlar bu mesajları beyan eden, temsil eden şahsiyetlerdir. Ondandır ki Yüce Allah (Celle Celaluhu) son peygamberden emir ve yasaklar içeren mesajların yanında şu mesajı da iletmesini emretmiştir, "Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resulünde güzel bir örnek vardır." (Ahzab: 21) Muhatap iman edenler ve bu imanın gereği olarak Rablerini her daim hatırdan çıkarmayanlar olsa da bu örnekliğe muhtaç olan tüm insanlıktır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in “Ve sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem: 4) ayeti Hazreti Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üstün ahlakına şahitlik etmektedir.
İnsanın hayatını devam ettirmesi için gerekli olan temel ihtiyaçları vardır. Belki de bu temel ihtiyaçlardan da daha ihtiyaç olan bir şey varsa, o da hayatı huzurla ve mutlulukla geçirecek yöntemleri, yaşayarak açıklayan bir rehbere sahip olabilmektir. Hem de öyle bir rehber ki hayatının her anından, insanın kendisine teselli bulabileceği bir kesiti vardır. Çünkü dünya hayatı engebeli, yokuşlu ve zorludur. Çile ve imtihanlar insanın yakasını bırakmaz çoğu zaman. İşte bu imtihanlarla karşılaşınca insan, destek bulabileceği, kendi derdi gibi bir derdi yaşayıp da başarı ile çıkabilen birilerini arar. Tesellisi olur o sabır örnekleri. İşte burada en iyi teselli örneği de Allah’ın Resulüdür. Birçok insandan daha çileli ve zorlu bir hayat yaşamıştır çünkü. Babasını hiç göremedi, en azından simasını bilebileceği bir surete bile sahip olamadı; sesini bir cihazdan da olsa duyabileceği imkânı olmayan bir yetim olarak doğdu. Anaya hasret bir ilk çocukluk ve tam kavuşma olmuşken küçük yaşta gelen öksüzlük, dede kucağında bulunan kısacık bir teselli ve ardından kendisini çok sevseler de asla anne-baba yerini tutamayacak olan bir amca ile yengenin evinde geçen bir gençlik yaşadı. Kendisini seven, destekleyen bir eş ile huzurlu bir aileye kavuşmuşken hüzne boğan evlat acısını tattı. Toplumun çürümüşlüğüne karşı tek başına ne yapacağını, nasıl davranması gerektiğini bilmediğinden, çareyi onlardan uzaklaşmakta bulmuşken, kendisine gelen ilahi yardım ve çıkış yolu ile manevi rahatlamaya kavuşsa da gözlerini, kulaklarını gerçeğe kapatan, düşünmekten korkan insanların sözlü ve fiilli işkencelerine maruz kaldı. Yurdunu terk etmeye mecbur kaldı. Velhasılıkelam Allah’ın sevgili kulunun dünya hayatının çetin imtihanlarıyla karşılaşma durumundaki sabır, metanet ve azmi ile de örnek bir yaşamı olmuştur.
İnsanlık her devirde peygamberlerin liderlik ve rehberliğine, örnekliğine muhtaç olmuştur. Özellikle günümüzde kıssasını bildiğimiz peygamberlerin kavimlerinde ayrı ayrı görülen ahlaksızlıklar topyekûn görülüyorken, bunlardan kurtuluşun tek yolu son peygamberin rehberliği ile yol almaktır. Çünkü yine Kur’an-ı Kerim’in ifadesi ile Resulün en büyük isteğinin insanların kurtuluşu olduğu ifade edilir. Öyle ki bu durumdan duyduğu üzüntüyü rabbi Ona hatırlatmakta ve şöyle buyurmaktadır, “(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini helâk edeceksin!” (Şuara: 3) Ancak insanın kendi hür iradesi ile bu yolu tercih etmesi gerekir. Yoksa “Biz istesek onlara gökten bir mucize indiririz de derhal ona boyun eğerler.” (Şuara: 4) ayetinin de ifade ettiği gibi gelecek olan bir emir ile isteseler de istemeseler de boyun eğme mecburiyetine girebilirlerdi. İnsana verilen akıl, vicdan nimetleri güzel ve doğru olanı bilir aslında. Kirletilmediği müddetçe de o yöne doğru meyleder. Yaptığı yanlış ve hataları kendisine gösteren, anlatan birileri olduğunda da kulak verir halini düzeltmeye çalışır. Resulullah’ın hayatı, öğütleri her çağdaki tüm insanlar için örnektir. “Gerçekten Allah’ın beni hidayet ve ilimle göndermesinin misali bir yere isabet eden yağmur gibidir. Bu yerin bir kısmı güzeldir. Suyu kabul eder, ot ve birçok çimen bitirir. Bir kısmı da çoraktır. Suyu tutar. Allah onunla da insanlara fayda verir. Ondan su içerler, hayvan sularlar, hayvan otlatırlar. Yerin başka bir kısmına da yağmur isabet eder, ancak o sadece düz yerdir. Ne su tutar ne de çimen bitirir, işte Allah'ın dinince fakih olan ve Allah'ın benimle gönderdiği şeyden kendisine fayda verdiği; öğrenip öğreten kimsenin misali ile bu hususta kibrinden başkaldırmayanın ye benim kendisiyle gönderildiğim Allah'ın hidayetini kabul etmeyenin misali budur.” (Buhari, İlim, 79/ Müslim, Fezail, 2282) Ancak Resulullah’ın da (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu hadisinde buyurduğu gibi ona sırt çevirip günün sonunda pişmanlık yaşayan ve yaşayacağı pişmanlığın da artık kendisine fayda vermeyeceği insanlar da olmuştur ve olmaya devam edecektir.
Peygamberi örnek almak Onu tanımakla mümkündür. Fakat bu tanımadan kasıt biyografisini bilmeden öte bir tanıma olmalıdır. Yaşam stilini taklit etmekten ziyade rol model almakla olur. Onun gibi düşünmeye, Onun gibi hissetmeye çalışmakla olur. Önceliklerini öncelemek, değer verdiklerine değer vermekle, elinin tersiyle ittiklerini itmekle olur. Sadece ibadet hayatını da değil; eş, baba, dede, arkadaş ve dost, komşu ve akraba, devlet başkanı, hâkim olarak tavır ve davranışlarını, tavır ve davranış yaparak olur. İşte o vakit Asr-ı Saadet denilen devir yeniden yaşanır. İnsanlar yapılan haksızlıkların, adaletsizliklerin, vicdansızlıkların karşılığını sadece ahirette almaya mecbur kalmaz. Adalet bu dünyada da yerini bulur. Huzur bu dünya için de mümkün olur.
Rana ÇEÇEN