Bismillahirrahmanirrahim
“Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.” (A’raf Suresi, 22. Ayet)
“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” (Araf Suresi, 27. Ayet)
Örtünme, insanın yaratılışıyla başlayan bir eylemdir. İnsanoğlunun işlediği ilk günahla da kendisine verilen ilk ceza da örtüden sıyrılmasıdır. Ayetler ve hadislerden anlaşıldığı üzere örtünme, insanın onurunu koruyan, onu her türlü sıkıntıdan muhafaza eden yegâne şeydir. Bundan dolayıdır ki yaratıcı kullarının muhafazasını sağlayan bu eylemin sınırlarını da belirlemiştir. Kadın kulları için ve erkek kulları için her birinin fıtratına uygun olacak şekilde sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırların bir kısmı Kuran-ı Kerim’de bir kısmı da Resulullah’ın hadislerinde belirtiliştir. Hem ayet ve hem de hadislere bakıldığında kesin olan şudur ki örtünme, sınırları farklı da olsa hem erkek hem de kadınlara farz-ı ayın olan bir emirdir.
Kadınlar için örtünme emrinin fıkhi hükümlerine baktığımızda konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de ikisi Nur Suresi’nde ve biri de Ahzab Suresi’nde olmak üzere Medine döneminde nazil olan üç ayet vardır. “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya Müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün.” (Nur Suresi, 31. Ayet) Bu ayet ile kadınların başlarını boyunları ile beraber örtmeleri gerektiği hususunda İslam âlimleri arasında ittifak vardır. Gerçi ‘Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar’ kısmı ile kastedilenin kadınların başörtülerini fular gibi boyunlarına takmaları gerektiğini ifade eden bazı çatlak sesler olduysa da örtünmenin kendisine zor gelenler dışında pek kabul gördüğü söylenemez. Çünkü Kur’an’ın açıklayıcısı ve uygulayıcısı olan Allah Resulünün hayatında eşlerinden, kızlarından ve Mü’min kadınlardan gelen uygulama başın boyun ile beraber örtünmesi gerektiği net olarak anlaşılmaktadır. Hazreti Aişe’den (Radiyallahu Anha) gelen şu rivayet durumu tartışmaya kapatacak şekilde açıklamaktadır. “Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nur suresinde "Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hazreti Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı.” (Buhari, Tefsir 29/12) Başın örtülmesini kesin olarak emreden bu ayette âlimlerin farklı yorumladıkları, “Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar” (Nur Suresi, 31. Ayet) cümlesindeki kendiliğinden görünen kısmından kastedilenin ne olduğudur. Bu konuda da yine Hazreti Aişe’den gelen, “bir gün Hazreti Ebu Bekir'in kızı Esma ince bir elbise ile Allah Resulünün huzuruna girmişti. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:
"Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hazreti Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti." (Ebu Davud/ Libas/31) Rivayeti ile “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab Suresi, 59. Ayet) ayeti birlikte düşünüldüğünde genel kabul gören görüş, kadının elleri ve yüzü dışında kalan tüm vücudunun örtülmesi gereken ziynet kısmına girdiğidir. Bu ayetleri ve hadisleri göz önünde bulundurduğumuzda net olan iki husus ortaya çıkmaktadır. Birincisi kadınların boyunları ile beraber başlarını örtmeleri farz olduğu gibi, mahremi olmayan bir erkeğin yanında elleri ve yüzü hariç tüm vücudunu örtmesi gerektiği ve ikincisi de ihtiyaç için dışarı çıkan kadının, üzerine ev kıyafetinden hariç bir dış kıyafet alması gerektiğidir. Dış kıyafet emrinden muaf olanlar, “Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların ziynetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Nur Suresi, 60. Ayet) ayetinde belirtilen kadınlardır ki onlar için dahi dış örtüye devam etmek daha hayırlıdır.
Örtünmenin farz oluşu Kur’an ve sünnetle sabit olduğu gibi örtünen kadının nasıl davranması gerektiği, kıyafetin özellikleri de belirlenmiştir. Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu hadisi bunu açıklar mahiyettedir. “Cehennemliklerden, görmediğim iki sınıf vardır. (Biri) yanlarında sığırkuyrukları gibi kamçılar bulunup, onlarla insanları döven bir kavim, (diğeri de) giyinmiş çıplaklar, sallanarak yürümeyi öğreten, kırıtkan, başları develerin eğilmiş hörgüçleri gibi birtakım kadınlar. Bunlar cennete giremeyecek, onun kokusunu da duyamayacaklardır. Hâlbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır.” (Müslim/ Libas/ 125) Burada üzerinde bir kıyafet olsa da gerek kıyafetin inceliği gerek darlığı ve gerekse de o kıyafeti teşhir vasıtası yapmak suretiyle çıplaklık ile aynı duruma düşme tehlikesine dikkat çekilmektedir. Başına örtü, üstüne dış kıyafet almakla tesettüre bürünmüş olamayacağı bu hadisle nettir. Giydiği kıyafeti kim için, ne için giydiğinin bilincinde olarak hareket etmek yakışır Müslüman kadına. O kıyafet onu bazı davranışları yapmaktan alıkoymalıdır. Tesettürsüz bir kadının yaptığı her hareketi yapamayacağı bilinci kazandırmalıdır. Sokaklarda, caddelerde kırıta kırıta yürüyemez, fütursuzca konuşup kahkaha atamaz, kadın erkek karışık düğünlerde, konserlerde delice sallanıp dans edemez, halay çekemez, göbek atamaz. Ayet ne diyordu, “onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur.” (Ahzab Suresi, 59. Ayet) Tesettür kişiye hem içerden hem de dışardan sınır koyacak türden olmalıdır.
Alkame b. Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder, “Abdurrahman'ın kızı Hafsa'nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hazreti Aişe'nin huzuruna girdi. Hazreti Aişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı.” (Muvatta, Libas 4) hadisi örtünün kalın olması gerektiğini belirttiği gibi; Ahmet b. Hanbel’in müsnedinde bulunan, “Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Dihye’tül- Kelbi’nin kendisine hediye ettiği Mısır kumaşlarından sık dokunmuş bir elbiseyi bana giydirdi, ben de onu hanımıma giydirdim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) daha sonra bana sordu, ‘ne oldu Mısır’dan gelen elbiseyi giymiyorsun?’ Dedim ki, ‘ey Allah’ın Resulü ben onu hanımıma giydirdim.’ Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki, altına pijama türünden bir şey giymesini ona emreyle. Çünkü ben o elbisenin kemiklerinin hacmini belli etmesinden korkuyorum.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/492) rivayeti de kıyafetin vücuda yapışmayacak türden olması gerektiğini ifade eder. İnanan bir Müslüman bilir ki Allah’ın ayetleri gibi peygamberin hadisleri de bağlayıcıdır ve ona uygun davranılması farzdır. Örtü, Allah’ın kadın kullarının muhafazasını sağlayan, onları onurlandıran, şehvetin, teşhirciliğin köleliğinden kurtarıp özgürleştiren bir emridir.
Rana ÇEÇEN