Allah’ın adıyla...
Uzmanlar insanın dünya hayatını üç döneme ayırarak incelemişler. Bu dönemler; çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemleridir. Aslında çocukluk dönemi de kendi içerisinde farklı dönemlere ayrılmaktadır. Bunlar da ilk çocukluk ve son çocukluk dönemi şeklinde formüle edilebilir. Bu ayki yazımızda ilk çocukluk dönemine ineceğiz ve bu dönemdeki dini eğitimden bahsedeceğiz.
Çocukluk dönemi; kişilerin ileriki hayatının temellerini inşa etmesi açısından son derece önemli bir dönemdir. Çocukluk dönemi kişilik ve karakter belirleme dönemidir. Kolay gibi görünse de en kritik bir dönemdir. Çocuğun hemen hemen her şeyi tamamıyla kabullendiği bir dönemdir; aklına gelen her şeyi sorar ve verdiğiniz cevapları istisnasız onaylar. Bu sebeple bu dönemde aileye fazlasıyla görev düşmektedir. Dini eğitim temellerini ailede oluşturan bir çocuğun ileride de sağlam karakterli bireyler olacağını umut ediyoruz.
Evde İslami eğitimi nasıl verebiliriz?
İslami eğitimde anne babanın rolü nedir?
Anne baba çocuk üzerinde ne kadar etkili olabilir?
Anne baba evde eğitim verirken yaptıkları birtakım yanlışlıklar nelerdir?
Eğitimi baskıyla mı yoksa çocuğun tercihlerini dikkate alarak mı vereceğiz?
Bu ve benzeri soruların cevaplarını başlıklar halinde bulmaya çalışalım:
1. Çocukluk döneminde birlikte kaliteli vakit geçirmek:
Birçoğumuz bu başlığı okuyunca şöyle düşünüyor olabiliriz: “Aynı evdeyiz, 24 saat birlikteyiz, tabii ki vakit geçiriyoruz.” Çocuklarımızı tanımak ve onların bizi tanıması için kaliteli vakit geçirmeli, birlikte aktiviteler yapmalıyız. 24 saat aynı evin içerisinde bulunmak veya aynı evde yaşamak, birlikte vakit geçiriyoruz anlamına gelmiyor. Evet, aynı evdeyiz ama ayrı odalardayız! Bir insanla vakit geçirmeden aynı evde olmak o insanı tanıyor anlamına gelmez. Çocuklarla mümkün mertebe birebir vakit geçirelim; birlikte namaz kılalım, namaz sonrası sırtını sıvazlayalım, basını okşayalım, namazı niçin kıldığımızı anlatalım. Birlikte camiye gidelim, camileri ziyaret edelim, cami adabını anlatalım; hasta ve yaşlı ziyaretlerine gidelim. Böylelikle çocuklarımıza “Bak oğlum veya kızım ben dini değerlere değer veriyorum, ileride senin de saygı duymanı, değer vermeni istiyorum” duygusunu vereceğiz. Bizim sevip saygı duyduğumuz her şeye çocuk da ileriki yaşta sevip sayacak. Ayrıca çocuğa özel ayırdığımız vakit ona verdiğimiz değeri gösteriyor aslında. Çocuk yeni oyuncak, yeni araç gereçler yerine daha çok ilgili anne baba ister; aynı evde aynı odada TV karşısında herkesin aynı anda oturması demek; ona ve aileye vakit ayırıyorum, ayırdım anlamına gelmez!
2. Taklit döneminde çocukla sağlıklı bir dil ile yaklaşmak:
Çocukluk döneminde oluşturulmayan ya da gelişigüzel dini temel bilgiler ileriki dönemde yanılma ve hatta Allah muhafaza sapmalara sebep olabilir. Çocukların sorduğu sorulara özenle cevap vermeli, bilmediğimiz konularda yorum yapmamalı ‘’Hadi gel birlikte öğrenelim’’ deyip sorunun araştırmasına girebiliriz. Böyle durumlarda yanlış bilgiler vermemeye özen gösterelim ve sorduğu sorulara aynı cevaplar verelim. Sürekli aynı sorular olabilir bu durumda cevaplarımız tutarlı olmalı. Küçük yaştaki çocukların en belirgin özelliği taklittir. Anne namaz kılınca kız çocuğu, eşarbını örter anne gibi hareketler yapar; erkek çocuk baba gibi hareketlerde bulunur. Kısaca “evde bizi 24 saat takip eden, kayıt altına alan minik bir kameraman var” diyebiliriz. Taklit dönemi ileriki hayatı için bir ön hazırlıktır ve çocuk o dönemde genelde yanlışı doğruyu tam bilemez. Yanlış namaz kılıyor, yanlış eşarp takıyor ya da namazda fazlasıyla hareket ediyor, yerinde duramıyor vs... Bu gibi durumlarda “Bir daha böyle yapma, çarpılırsın, Allah seni taş eder, Allah sana kızar, Allah seni sevmez” gibi kelimeler kullanarak başlı başına bir yanlışı burada yapıyoruz. Bu kelimeleri kullanarak çocuklara; şartlı sevgi duygusunu veriyoruz. Çocuklar; korku, heyecan, üzüntü ve kısaca her anda sevilip güvende olmak isterler. Şartlı sevgiyi kimse kabul edemez. Çocuk doğruyu yanlışı ayırt edemez ve gerçekten Allah'ın onu çarpacağını, taş edeceğini düşünüp sevmediğine inanır. Kişi korktuğu birini sever mi? Korkar değil mi? Aralarında sevgiden ziyade korku bağı oluşur. Nitekim Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” (Buhari, 3:72)
3. Hoşgörülü ve halim bir tavırla yaklaşmak:
Lokman suresinde Hazreti Lokman (Aleyhisselam) oğluna nasihat veriyor ve bunu yumuşak bir üslupla anlatıyor: “Yavrucuğum, Allah'a ortak koşma çünkü ortak koşmak büyük bir zulümdür.” (Lokman Suresi, 13. Ayet) Burada apaçık görüyoruz ki ‘yavrucuğum’ kelimesi şefkatten geliyor, yumuşaklıktan geliyor. Hazreti Lokman Allah'a ortak koşulmamasını söyleyip sebebini de açıklıyor. Bizlere emanet olarak verilen çocuklarımıza sebep sonuç ilişkisini güzel bir üslupla ve tutarlı bir şekilde açıklamalıyız. Hazreti Lokman oğluna nasihatte bulunurken; ismiyle hitap etmiyor, “yavrucuğum, yavrum, oğlum” gibi samimiyet ve şefkat göstergesi kelimeler kullanıyor. “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” der atalarımız. Biz de yumuşak bir üslup ve güzel bir ses tonuyla çocuklarımıza hitap etmeliyiz. Evde iki gün çocukla yumuşak ve tatlı dil ile konuşalım, sonuçlarını hemen fark ederiz. Bu durum yetişkinler için de geçerlidir elbette. Bizlere arkadaşımız, ailemiz, komşumuz emir kipiyle konuşunca mı yoksa yumuşaklıkla konuşunca mı gönlümüz hoş olur, muhabbet oluşur? Dini eğitim vermek istiyoruz, hoşgörü ile verelim; baskı ve dikte ile verilen eğitim; eğitim değil ikazdır. Evet, bazen çocuklar fazlasıyla sorular sorar ve gerçekten de bunalırız. Çocuklar bize verilmiş birer emanettir ve onları güzelce donatıp kuşatacağız, geleceğe hazırlayacağız. Bizler öğretmezsek nereden öğrenecekler İslam’ı, dini, Allah'ı? İlk yaşların en güzel tarafı da verdiğimiz tüm cevaplara ‘evet’ deyip onaylayan, bize inanan, bizi tasdik eden kişilerle muhatap olmamızdır. Fırsat bu fırsattır; 5-10 yıl sonra belki bu denli dinlenilmeyip onaylanmayacağız. Çocuğun sorduğu sorulara cevap vermemek, çocuğun dinle olan ilgisini ve bunu araştırmayı zedeler. Bu yaşlar soru yaşlarıdır: “Nereden geldim, Allah kim, Allah neye benziyor, Neden görmüyorum, Cennet nasıl cehennem nasıl” gibi çocuğun aklına fazlasıyla sorular gelir. Zihinleri hep sorularla meşguldür. Yeter ki hepsine tutarlı ve yumuşak bir üslupla cevaplar verelim. Bazen çocuklar bildiği bir sorunun cevabını tekrar gelip sorar ve “Acaba annem babam aynı cevabı verecekler mi?” kaygısına düşebilirler; bu sebeple İnşallah tüm cevapların aynı olmasına dikkat edelim, minik hafızaları karışmasın.
Pınar TAŞ