Tesettür meselesi, çoğu kez yalnızca Ahzâb ya da Nur suresinin ayetleriyle anılır. Oysa hakikatte örtünme insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insan Hazreti Âdem (Aleyhisselam) ve Hazreti Havva, cennetteki ilk imtihanlarında “örtülerini kaybetmenin acısıyla” yüzleşmişlerdir. Yani örtünme, insanın fıtratına işlenmiş bir onur simgesidir.
“Cennette yasak meyveden yiyince üzerlerindeki elbiseler açıldı. Hemen cennet yapraklarıyla örtündüler” (A‘râf Suresi, 22. Ayet)
Kadim toplumlara baktığımızda da benzer bir çizgi görürüz: Mezopotamya ve Asur kanunlarında köleler dışında evli ve onurlu kadınların örtünmesi zorunluydu. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta özellikle evli kadınların örtünmesi bir statü göstergesiydi. Antik Yunan ve Roma’da mevki sahibi kadınlar, kıyafetleri ve baş örtüleriyle saygınlık kazanırlardı. Anlaşılıyor ki örtünme, tek bir dinin değil, insanlığın ortak şuurunda yer etmiş bir değerdir.
“Mümin kadınlara söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, iffetlerini korusunlar, görünen kısımlar dışında ziynetlerini açmasınlar, başörtülerini yakalarının üzerine indirsinler…” (Nûr Suresi, 31. Ayet)
Kur’an-ı Kerîm’in nüzulüyle birlikte bu fıtrî ihtiyaç, artık bir ibadet değeri kazanmıştır. Cahiliye toplumunda kadınlar kısmen örtünür, fakat süs ve ziynetlerini teşhir etmeyi severlerdi. Kur’an, işte bu dağınık ve eksik anlayışı toparlayarak tesettürü mümin kadın için bir “kulluk vasfı” haline getirdi.
Bugün modern çağda tesettür, kimi çevrelerce bir baskı, gericilik veya kadın özgürlüğüne engel olarak gösterilse de bu, hakikatin bilinçli bir şekilde çarpıtılmasıdır. Zira tesettür, tarih boyunca her dönemde bir saygınlık ve vakar sembolü olmuştur. İslam, bu değeri en yüksek mertebeye, yani “ibadet” mertebesine yükseltmiştir.
Dolayısıyla tesettür, dün olduğu gibi bugün de Müslüman kadın için yalnızca bir kıyafet tercihi değil; Rabbine duyduğu teslimiyetin, kulluğunun ve vakarın ilanı olmuştur.
Bugün moda ve sosyal medyanın sponsorluğunda teşhir edilen gayri ahlaki stiller, kadının fıtratındaki derin ihtiyacı karşılayamaz. “Özgürlük” adı altında dayatılan prangalınmış duygular, kadının iç sesine tercüman olamaz. Zira kadın hangi çağda ve hangi şartta olursa olsun, her zaman saygı görmeye ve saygınlık kazanmaya layıktır. İslam bu ihtiyacı en güzel şekilde karşılamış, kadını, her türlü incitici tavır ve davranışlardan korumuştur. Bu yüzden evrensel kitabımız Kur’an’da, mümin kadının vasfı örtüyle taçlandırılmıştır.
“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dışarı çıktıklarında cilbablarını üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için en uygunudur. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ahzâb Suresi, 59. Ayet)
Zaman ve şartlar değişir, insanlar teknolojiyle ve yeniliklerle olağanüstü ilerlemeler kaydeder. Ancak fıtri ihtiyaçlar her daim geçerliliğini korur. Tesettür, yalnızca bir dönem modasına hitap eden bir kıyafet değil; mümin kadın için çağlar üstü bir değer, ebedi bir şeref nişanesidir.