Yazı serisi iki bölümden oluşuyor. İkinci kısım Ağustos ayında yayınlanacak.
Şüpheden Yakîne: Deizm ve Ateizm İddialarına Kur’andan Cevaplar
İnsanlık tarihinin en güncel sorularının başında ilahi düzeni kanıtlama çabası ve kâinattaki düzenin asıl sahibini belirleme arayışı olmuştur.
İnsan aklı, yaratıldığı muazzam kabiliyet kapasitesini bir yaratıcıya bağlama noktasında tereddüt ettikçe, aksini ispat üzere yeni yorumlar geliştirmiştir.
Bu yorumların karşısında duran, tarih boyunca ortak bir fikir üzere görevlendirilmiş, ilahi misyonu insanlara arz eden elçiler var olmuştur.
Allah, kendi varlığını, kudretini, ezelî ve ebedî var oluşunu ispat etmek üzere her dönemde insanların akıl, kabiliyet ve gelişimini karşılayacak mesajlar göndermiştir. Bu inanış şeklini yeterli bulmayan, aksi bir fikir üzerine çalışma yapanlar her yolu denemiş ve her biri bu fikrî çalışmayı bazen bir inanç biçimi şeklinde, bazen bir akım olarak sürdürmüşlerdir. Arkalarına aldıkları insan çoğunluğunu sürüklemiş olsalar da karşısında durdukları ilahi düzeni savunan inanç kaynaklarını fes edecek bir sonuca hâlâ ulaşamamışlardır.
Allah’ın insanlardan istediği inanç şeklinde ilk insandan günümüze asıl söyleminde hiçbir değişime uğramadan, tarihin uzun ve geniş yayılımından ötürü uygulama şekli açısından güncellenmelere yer verilmiştir.
Günümüzde inanç noktasında en çok tereddütlere yol açan ateizm ve deizm gibi inanç şekilleri, güçlü bir inanç bilgisi olmayan insanlar üzerinden kafa karıştırıcı sorularla kendilerine taraf bulma noktasında ilerlemişlerdir. Bu sorulardan birkaçını sorgulayıp ilahi kanunda cevaplar aramaya çalışacağız. İlk yazımız Ateizm’in sorularını, bir sonraki sayıda ise Deizm’in sorularını cevaplayacağız.
ATEİZM
Ateizm; hiçbir ilahi kanun ve düzeni kabul etmeyen, bir tesadüf noktasında varoluşu benimseyen, ebedî ve ezelî bir hâkimiyeti reddeden, bilim ve görünürlük üzerinden yorumlarla kendini kanıtlamaya çalışan bir inanış şeklidir.
İlahi inançlar karşısında oluşturduğu sorularından başlıcaları ve bunlara cevaben Kur’ani yaklaşım şu şekildedir:
1. Allah’ı görmüyorsak neden varlığına inanalım?
Allah’ı göremediğimiz için inkâr etmeyi seçmemiz bize başka zorunluluklar da doğurmaktadır. Öncelikle Allah’ı kendi görme yetimize göre değerlendirmemiz dahi bizim ne kadar küçük olduğumuzu ve Allah’ın varlığını ne kadar dar bir çerçevede ele alabildiğimizi göstermektedir. Zira varlığına inandığımız Allah, sadece bizi var etme kapasitesinden müstesnadır; onun varlığının delili bütün evrenin varlığı ile ilgilidir.
Var olan, hareket hâlinde her saniye genişlemeye, ilerlemeye ve tazelenmeye ayarlanmış bir yaratılışın sahibine, insan gibi cismen ve bedenen küçük bir varlığın “Seni göremiyorsam sen yoksun.” demesi insanı daha da küçük hâle getirmektedir. Oysa en basit hâliyle yorumlarsak; aklın, sevginin, nefretin ve ses dalgalarının dahi görünmüyor olmasını var olmadığına delil olarak kabul etmiyorsak, her yeni güne yeniden bir programla başlayan bu kâinatın sahibini görmek için daha başka ne delillere ihtiyaç duyabiliriz ki?
“Yoksa onlar hiçbir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin bir bilgiye sahip değillerdir.” (Tûr Suresi, 35-36. Ayetler)
2. Adil ise Allah neden insanlar arasında eşit bir tanzim yok?
Allah’ın adalet sistemi olmasa iyilik ve kötülük kavramlarının da bir anlamı olmazdı. Burada yine kısıtlı bir zaman dilimine sıkışıp kalmakla ilgili bir problem ortaya çıkmaktadır. Sadece dünya hayatına göre bir hesap çıkardığımızda elbette bazı hesapların tam görülmeden ölüp gitmeleri bu konuda bir haklılık payı doğurmaktadır.
Ancak Allah’ın insanların hayatlarını sadece bu dünya üzerine tayin etmediğini bildiğimiz için ve insan hayatını iki sahneli bir müsabaka olarak değerlendirdiğimizde, birinci müsabakada yarım kalan tüm hesapların ikinci müsabakada kesinlikle tamamlanacağına inanıyoruz.
Bu manada anlamamız gereken durum şu: Allah adildir ve onun adaleti insanların adaletine benzemez. O, her insanın kendi yaşam şekli, iradesi, kabiliyeti, duyguları, öfkesi ve bunlar karşısındaki sabrını ayrı ayrı hesaplayarak adaletini belli bir sisteme göre değil, ayrı ayrı birer sistemle gerçekleştirecektir.
“Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini iman edip salih amel işleyenlerle bir tutacağımızı mı sandılar?” (Câsiye Suresi, 21-22. Ayetler)
“Allah gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır ki herkes kazandığının karşılığını görsün; onlara haksızlık edilmez.” (Casiye Suresi, 22. Ayet)
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl Suresi, 90. Ayet)
3. Kader bilinci: Allah her şeyi biliyorsa insan neden yaptıklarından sorumludur?
Allah’ın bilgi kapasitesi bizim sınırlı bilgi ve öngörümüzle kıyas edilemez. Onun bilgisi dâhilinde bir şeylerin ilerlemesi ayrı bir mevzudur; bizim önümüzdeki seçenekler üzerinden irade kurmamız ayrı bir mevzudur. İki mevzuyu birbirine bağlayıp kendi sorumluluklarımızdan kaçmamız bize özgürlük getiremez.
Asıl özgürlüğü Allah bize en baştan vermiştir. Ancak bir anne-baba üzerinden örnek verecek olursak; çocuğunu başıboş bırakan bir ebeveyn ile çocuğuna seçenekler sunan bir ebeveynlik aynı şekilde değerlendirilemez.
Doğruyu yanlışı açıkladıktan sonra, doğrunun kazandıracağını ve yanlışın kaybettireceğini açıklayarak özgür bırakmak eğitimin en başarılı örneğidir. İnsanı, hayvanı ve kâinatı terbiye sorumluluğunu kendi üzerine vacip kılan bir yaratıcı için bu alanda bir eksiklik ya da haksızlık olduğunu öne sürmek, düşünme kabiliyetinin küçüklüğünden kaynaklanmaktadır.
Allah kaderimizi bilir ancak bizi özgür bıraktığı tercihlerimiz üzerinden değerlendirir.
Kader konusu dahilinde birçok örnek verilebilir. Ancak tek bir örnekle değinecek olursak evlilik üzerinde çok yönlü bir tartışma mevzusu olan evleneceği kişiyi belirlemedir.
Evlilik aşamasında kendisi kişiyi seçtiği hâlde sonradan çıkan problemlerde kaderi suçlamak sorumsuzluktur. Zira Allah kiminle evleneceğimizi ezelî ilmi ile bilir; ancak tercih fırsatını insanlara bırakmıştır.
Kişi evleneceği adayı seçerken tercihini hangi yönü üzerine yönlendirmişse sonuç ve sorumlulukları da kendi üzerine almış olur. Sonuç itibarıyla kader meselesinde tercihe açık başlıklar ve zorunlu başlıklar mevcuttur.
Doğumun senin seçimin değil, yaşam şeklin senin tercihindir.
Hangi ailede, hangi ırktan doğduğun senin tercihin değil; evlenerek kuracağın aile ve eşinin yaşam tarzı senin tercihindir.
Tabii ki bu tercihler ilk karşılaşmada ve karar aşamasında kişiye sorumluluk yükler. Sonrasındaki değişimler insanın tercihini aşabilir. Burada imtihan olunma durumu ortaya çıkar. Ve belki de önceden yaptığı hatalardan temizlenme fırsatı, bu süreçteki sabır ve çabası ile oluşacaktır. Dolayısı ile Allah kulunu ikaz ve bildirimlerden sonra özgür bırakmıştır. Cüzi iradesini kullanan insan bunun getirisini yüklenmektedir.
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Suresi, 39. Ayet)
“De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf Suresi, 29. Ayet)
4. Ahiret bilinci: Bu dünyadan sonra bir hayatın olduğunu nasıl bilebiliriz?
İnsanı her açıdan ele aldığımızda bir sonsuzluk arayışı, doyumsuzluk isteği ve daha fazlasına ulaşma arzusu ile donatıldığını görüyoruz. Eğer bu dünya gibi kısacık bir zaman dilimi ile sınırlansaydı bu arzunun var olması gereksiz bir yüklem olurdu.
Ancak insanı, sonsuzluk arzusu doğuştan yüklenmiş bir yazılım olarak düşünürsek, bu yazılımcının programın ileriki safhalarında bu uygulama üzerinden işlem yapacağını tahmin edebiliriz.
Aynı şekilde hangi açıdan bakarsak bakalım, bugün yarım kalan her şeyi tamamlamak üzere bir yarına ihtiyaç olduğunu kabullenmekteyiz. Bunun nasıl olacağını, bugünü var eden için hiç de zor olmayacaktır.
“Kendi yaratılışını unutarak bize örnek getirdi ve dedi ki: ‘Çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her yaratmayı hakkıyla bilendir.” (Yasin Suresi, 78-79. Ayetler)
“Allah'ın rahmet eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz bunları yapan, ölüleri de diriltecektir. O'nun her şeye gücü yeter.” (Rum Suresi, 50. Ayet)
Esra Türk