Bismillah…
Şükretmenin psikolojik etkilerine dair pek çok araştırma bulunmakla birlikte, ünlü psikologlar da şükür günlüğü, şükür mektubu gibi egzersizleri terapilerinde kullanmaktadır. Yapılan araştırmalar şükretmenin stres seviyesini düşürdüğü, seratonin (mutluluk hormonu diyebiliriz) salgılanmasını sağladığını ortaya koymuştur.
Kur’an’ımızda Rabbimiz bizlere insanoğlunun nankörlük gibi bir yönü olduğunu pek çok ayette bildirmekte ve İsrailoğullarının nankörlüklerini bir ibret tablosu olarak önümüze koymaktadır. Şükretmenin tersi olan nankörlük şüphesiz insan psikolojisini olumsuz etkilemektedir. İnsanı her şeyden şikâyet etmeye itmekte bununla birlikte yaşam doyumu düşmekte umutsuzluk, tükenmişlik, depresyon gibi problemler yaşanabilmektedir.
Tefekkürün terapide kullanımı üzerine İslami Psikolojinin kurucularından rahmetli Malik Bedri Hoca (Allah ondan razı olsun) Düşünme isimli bir kitap ele almış, kitabında tefekkürün terapide kullanımının oldukça faydalı olacağından ancak fayda sağlamasının danışanın imanı ile doğru orantılı olduğundan bahsetmiştir.
Biz de bu ayki yazımızda şükretme davranışımızı destekleyecek bir tefekkür egzersizi yapacağız inşallah. Yazının buradan sonraki kısmını sakin bir ortamda (belki gözlerimizi kapatarak) derinlemesine hayal edelim:
Şu an 90 yaşında olduğunuzu düşünün. Cildiniz kırışmış, saçlarınız beyazlamış yahut dökülmüş. Gözleriniz pek iyi görmüyor, kulaklarınız pek iyi duymuyor, dişlerinizin çoğunu kaybettiniz. Eşiniz, anne, babanız, akrabalarınızın ve arkadaşlarınızın çoğu vefat etmiş. Çocuklarınız kendilerine hayat kurmuş, kimi evlenmiş kimi eğitim ya da iş için bir yerlerde. Sabahları her yeriniz ağrıyarak uyanıyorsunuz. Gün boyu da ağrı ve halsizliğiniz devam ediyor. Şeker, tansiyon pek çok hastalığınız var, kutu kutu ilaçlar kullanıyorsunuz. Temizlik ve yemek yapmak çok zor, hatta düşmeden lavaboya gidip gelmek bile. Tek başınıza banyo yapmanız neredeyse imkânsız, birilerinin gelip sizi yıkaması gerekiyor. Gün boyu evdesiniz çünkü dışarıya çıkabilecek kadar dinç değilsiniz. Yürümekte zorlanıyorsunuz. Hafızanız zayıflamış, çok unutkansınız. Gün içinde yapabileceğiniz pek bir şey yok, temel ihtiyaçlarınızı halletseniz şükreder haldesiniz zaten. Okumak falan deseniz gözler görmüyor; beliniz, sırtınız, boynunuz ağrıyor. İzlemek deseniz kulaklar duymuyor; zaten izleyebilecek düzgün bir şeyler bulmak da zor. Hastalıklar, yaşlılığın getirdiği güçsüzlük ve ilaç yan etkileriyle birlikte sürekli sağlık problemleriyle mücadele ediyorsunuz zaten. Uykululuk, mide yanmaları, bulantılar, vücut-kemik ve kas ağrıları derken akşamı zor ediyorsunuz. Belki size bir çocuğunuz bakıyor ya da belki bir huzurevindesiniz.
Derken bir gün dua ettiniz, yalvardınız, yakardınız ve “ol” dedi Rabbim. Bir mucize oldu ve şu an ki genç yaşınıza uyandınız. Belki 40 belki 30 ya da belki 20’li yaşlarınızdaki bir güne uyandınız. Hayatınızda neler farklı, nelere elhamdülillah dediniz?
PSK. DAN. SÜMEYYE ÖZBAY