Medreseli Olmak...
Selamunaleykum verahmetullahi veberekatuhu.
Hamd bizi yoktan var eden Rabbimize, salat ve selam iki cihan serveri peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa'ya olsun.
Sizlere medreseli olmaktan bahsetmek istiyorum. Medreseli olmaktan gurur duyuyorum. Bana ve okuyanlara kattığı çok şey var. Mesela ne derseniz; fedakârlık, vefalı olmak, kanaat etmek, uzaktayken ailenin kıymetini bilmek. Bir de çok güzel arkadaşlıklar edinmek.
Medresede okumak insana çok şey katar ve bu herkese nasip olmayan bir lütuftur. Düşünsenize, meleklerin kuşattığı bir ortamdasınız. Etrafı duvarlarla örülmüş bir gül bahçesi, siz de milyonlarca insanlar arasından seçilmiş biri. Medreseli olmanın zorluğu da var elbet; her sabah erken uyanmak hatta bazı günler uykusuz kalmak. Ama ilim yolu bu, Rıza-ı ilahi yolu bu. Cennete giden yolların meşakkati olsa gerek ve şunu da söyleyebilirim ki medresede talebenin üç ilacı vardır; sabretmek, şükretmek, dua etmek. Bir de inanması gerekir, ilim talebesinin vazgeçmemesi gerekir. İnandığı yolda dümdüz yürümesi gerekir. İtaatkâr olması, teslimiyet göstermesi gerekir. “Mum olmak kolay değildir, ışık saçmak için önce yanmak gerekir” (Mevlâna)
Hoca olmak kolay değildir hoca olmak için talebe olmak gerekir.
Canan Çevik
Evimizin Huzuru İçin Dışarıdan Eve Gelen Eşimize Nasıl Davranmalıyız?
Eşimiz dışarıda, biz evde çeşitli uğraşlarla meşgul oluyoruz. Dünya telaşesi için yoruluyoruz. Bu dünya telaşesinin içine ahiret telaşesini de katmalıyız. Yani nasıl Allah’ı memnun etmeliyiz diye düşünüyorsak, sevdiklerimizi de memnun etmeye çalışmalıyız. Yine de bazen onları memnun edemiyoruz. Basit gördüğümüz bir aile meselemizi ele alalım: Eşimiz dışarıdan eve geldiğinde onu nasıl karşılıyoruz? Biz yorgun bir hâldeyken, yorgun ve stresli bir şekilde eve gelen eşimize nasıl davranıyoruz? Ondan ilgi, sevgi ve yardım bekliyoruz. Peki, biz onun için ne yapıyoruz, ona nasıl davranmalıyız?
Gündelik yaşantımızda çocukların sorunları var, evin eksiklikleri var, yapılacak işler var. Eve gelen eşimize hemen bunları anlatırsak, gözünde sorunları daha da büyütürsek evimizde huzuru nasıl buluruz? Hemen olumsuz şeyleri anlatmaya başlıyoruz: “Bugün böyle oldu, çocuk bunu yaptı, ben böyle kötü oldum, akrabam bana böyle mesaj attı, moralim çok bozuk…” Bu tür olumsuzluklar eşimiz üzerinde olumsuz etkiler yapar. Hele de sorunları çözemeyen, olaylara sakin davranamayan bir eşse, o evde fırtınalar kopmaya başlar.
Doğrusu, Allah’ı memnun etmeye çalışan, Allah’a güzel kulluk yapmaya çalışan bir eş, akıllıca hareket etmeli; sözlerini, konuşmalarını ve davranışlarını ölçülü ve kontrollü bir şekilde hesap etmeli, kendisini eşinin yerine koymalıdır.
Dışarıdan gelen bir eş, yabancıların derdini ve sorununu taşıyor. Biz ise evde kendi çocuklarımızın ve sevdiklerimizin sorunlarını taşıyoruz. Eşlerin yükü daha ağır; onlara anlayışla davranmalıyız. İlk önce zor sorunları ve olumsuzlukları anlatmamalıyız, moralini bozacak şeyler söylememeliyiz. Daha sonra sakin olduğunda, yorgunluğu geçtiğinde, sevgi dilini kullanarak anlatmalıyız:
“Bana yardım etmen gerek. Senin yardımına ihtiyacım var. Tek başıma çözemiyorum. Sen evimizin reisisin. Beraber çözmemiz gereken konular var.”
Feyza Duran
Almanya
KÖRDÜĞÜM
Sahi, neydi kördüğüm?
Açılması mümkün olmayan, sağlam ve kopmaz bağ anlamına gelen bir sevgi ifadesiydi…
Efendimiz’in Hz. Aişe validemize olan derin sevgisiydi…
Efendimiz’in Hz. Aişe validemize olan sadakati ve birbirlerine olan sevginin sembolüydü…
Bu muhabbet, Rasulullah’ın dünyasından akıyordu Hz. Aişe validemize…
Sevginin bu kısa tanımı, aslında her şeyin en güzel örneği olan güllerin efendisinin derin mana ifade eden sevgi tanımıydı…
Efendimiz böyle tanımlardı sevgisini.
Kördüğüm gibi severdi Hz. Aişe validemizi.
Hz. Aişe validemiz, zaman geçtikçe tekrar tekrar sorardı:
“Ey Allah’ın Rasulü, kördüğüm ne âlemde?”
Efendimiz:
“İlk günkü gibi…
Kördüğüm gibi…
Ya Aişe…”
Sevgisinin ilk anki gibi taze ve değişmez olduğunu gösterirdi sevgili eşine.
Çünkü kördüğüm, açılmayan, bitmeyen bir sevgi demekti.
Ve gerçek aşk, Efendimiz’in sevgili eşi Hz. Aişe validemize seslenişiydi: Lübbetülayn (Gözbebeğim)…
Efendimiz’in Hz. Aişe annemize kullandığı güzel ve ince hitaplardan bir tanesiydi.
Küçük bir sevgi sözü, muhatabın kalbini ısıtan sıcak bir tebessüm, samimi bir alaka…
Aslında basit gördüğümüz bu davranışlar, mutlu bir yuvanın temelini oluşturur.
Rabbim, Rasulullah’ın eşlerine olan davranışlarını örnek alan, Rasulullah’ı tanıyan, her adımda O’nun izinden gidenlerden eylesin.
Eşinize sevginiz ilk günkü gibi olsun.
Kördüğüm gibi olsun.
Rabbim, ömrümüze kördüğüm gibi bir eş nasip etsin.
Havva Çiftçi
Sevgi Allah içindir
Muhabbetin kıymettar ve Latif olanı baki ve mün'im olana duyulan lâyıkı muhabbettir. O muhabbet ki insan üzerine hüsnü suret, cemali şevkatine teçhiz olmasıdır.
Görünürde hakka olan muhabbeti ile teçhiz olan ibadlar الْحُبُّ فِي اللهِ (Sevgi Allah içindir) diyerek muhabbetin zatı Rahim-i Kerime mahsus olduğunu lisanı ve hüsnü sîreti ile belirginleştirirler.
"Rahmân’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin “Selâmetle!” derler, geçerler.” (Furkan Suresi, 63.ayet)
Nefsin desise, vesvese ve oyunlarına rağmen müşkilatlara takılmayan ibadlar Rahim-i Mutlak’tan saadeti ebediyeyi ister ve asıl saadetin beşerler tenvin edilirken âşıkane semaya açtığı ellerle kemali iştiyak ile Rahmân ve Rahimden onun muhabbetinin ve rızasının olduğunu fehmederler.
“Gece saatlerinde secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini uman kimse (hiç diğerleri gibi olur mu?) ...” (Zümer Suresi, 9. Ayet)
Lisanı hal üzere sükûn edip Allah'ın birliğinin güzelliğinden çokça bahseden kâinat kitabını okudukça mesrur olur ve nur-u hak ayan görür.
Unutmayın!
Allah'tan gelen ve onu bize tarif eden Kur'an kâinat kitabının ezelî bir tercümesi yer ve gök Allah'ın isimlerinin keşfedicisidir...
“Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için bir rehber olan Kitap’tır.” (Bakara Suresi, 2. Ayet)
Sara Köprüdüz
Vuslat
Gidiyorum sonsuza,
Gözlerim arkada,
Kalbimde cam kırıkları...
Niyetler temiz sanırdım,
Ta ki mizanla buluşunca ya kadar.
İlahi aşk sardı ruhumu,
Ben benden vazgeçtim;
Kalbimde son beyaz kalan virgülle...
Öncesi, sonrası ne fark eder,
Ruhum O'nunla buluşmadıkça?
Şefkatiyle bağrına basar mı, bilmiyorum,
Ama umudum, ölümden bile gerçek...
Aşk utanır aşkımdan,
Kalp asileşir bedende,
Böyle özgürleşir ruhum da.
Can, can dediğin nedir ki?
Var olsun ya da olmasın,
O'nu hakkıyla sevmedikçe...
Süheyla SANE