Kâinatı rahmetiyle kuşatan sonsuz bir şefkatin kaynağı Er Raûf olan Allah’a hamd, ümmetine olan düşkünlüğü ilahi kelama konu olan Peygamber Efendimize salât ve selam olsun.
Dünya gündeminin, özellikle Gazze’nin yüreğime çok ağır geldiğini hissettiğim dönemde Raûf esması çok farklı yerlerimden yakaladı beni. Çocuğuna duyduğu şefkatten dolayı onu namaza uyandırmama davranışında olduğu gibi görünüşte iyi olsa da içinde Allah’ın (Celle Celaluhu) olmadığı her durumun ve duygunun arızalı olduğunu gösterdi elhamdulillah. Her şeye senin bak dediğin yerden bakmaya ne de çok ihtiyacım var ya Rab!
İhtiyaçsız, kudret, ilim ve irade sahibi oluşu O’nun mahlûkatına karşı şefkatine engel değildir. Şefkat büyüklerden, zengin olandan beklenir zira. Tüm mahlûkatının ihtiyaçlarını görür, onları düşmanlarından koruyacak her türlü duyu ve duygularla donatır. Emrine verdiği arzın her zerresini onun menfaati için çalıştırır. Şuur sahiplerine maddi manevi rızıklarının temiz ve helal olanlarını gösterir, diğer varlıkları da ilham yoluyla sevk ederek yaşamdaki ahengi oluşturur. Tüm bunlar sebepler dairesi ile perdelendiğinden kul tarafından tam olarak anlaşılamaz O’nun şefkati. Allah’ın (Celle Celaluhu) nimetlerini saymaya kalkışanların ömürlerinin yetmeyeceği gerçeğini de herkes göremez.
Şefkati her şeyi saran Er Raûf, merhametin ötesinde re’fet sahibidir. Lügat manası “acımak” ve “merhamet etmek” olan re’fet “aşırı merhamet etmek” anlamına gelen şefkatle tanımlanabilir. Re’fet kul kötü bir duruma düşmeden önce gösterilen şefkat olup rahmet ise sıkıntı anında kula yetişen merhamettir. Aşının koruma amacıyla sağlıklıya, serumun tedavi gayesiyle hasta bireye uygulanmasına benzetilebilir bu durum.
Kalp yumuşaklığını ifade eden re’fet beraberinde affı, sevgiyi, iyiliği, acıma duygusunu, merhameti, yardım etmeyi getirir. Tevbe sûresi 128. ayet-i kerimede raûf kelimesi Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sıfatı olarak geçip ümmetinin sıkıntıya uğramasının onu derinden üzdüğü gerçeği dile getirilmiştir. Derin bir merhameti, ince bir şefkati barındıran kalpten kişilere rağmen onlara yardım etmeye çalışan bir Peygamber görüyoruz nitekim.
Sevdiklerini, kolay olanı seçerek başıboş bırakmayıp onların her istediklerini yapmama büyük bir sevginin ve şefkatin göstergesidir. Değerli olduğumu Varedicimin bana yüklediği sorumluluklardan, ikazlarından, emir ve yasaklarından anlıyorum. Dünya çölünde terk edilip serserice bir yaşama mahkûm edilmedim zira. Girişte de ifade ettiğim gibi fabrika ayarlarıma uygun, O’nun bak dediği yerden bakmaya en çok ihtiyacım var. Kur’an-ı Kerim’de iki ayette re’fet, 11 ayette de raûf kelimesinin geçişi yakınlığıyla şefkat gösteren bir ilahın varlığının delillerindendir.
Çocuğuna olan sevgisinden dolayı onu ateşe atamayan annenin şefkati Er Raûf’un şefkatinin yanında ne ki? Biri kaynak, diğeri onun yansıması olan bu iki durum kıyas bile edilemez. Olsa olsa akla yaklaştırmada, somutlaştırmada örnek olarak kullanılabilir. İlahi şefkat rahmet içinde rahmettir zira. Gazze niye bu halde öyleyse? Başımıza gelen musibetlerin bu şefkat fotoğrafındaki yeri nedir?
Zulmü, kötülüğü yapan Allah (Celle Celaluhu) değil, insandır. Üstelik bu zulmü durdurma görevi verilen ve bunu durdurabilecek potansiyelde, güçte olan da insandır. Ancak zulümden rahatsız olduğunu söyleyen bazı insanlar Allah’ın (Celle Celaluhu) bu olaya el atmasını beklemek gibi bir kandırmacanın içine soktular kendilerini. Allah (Celle Celaluhu) imtihan eden, imtihan edeceğini söyleyenken bunu beklemek bir mantık hatası olmaz mı? İki dünyası olanların bakış açısına göre Gazze kazandı, üstüne düşeni yapmayanlar kaybetti.
Yahudilerin lanetlenmesi olayını geçmiş olaylar üzerinden okuduğumda çok da anladığımı söyleyemem. Ancak şahitlik ettiğim yaşanmışlıklar bunu ve daha birçok ayeti görünür kıldı nezdimde elhamdulillah. “Helak edilenler dahi genelin varlığının korunması için daha yüksek bir şefkatin eseridirler.” cümlesini artık anlayabiliyorum. Kanser olan uzvun kesilmesi gibi… Peki başımıza gelen musibetler şefkate ters değil mi?
Al-i İmrân 30. Ayet-i Kerime’de kullar Allah’a (Celle Celaluhu) karşı dikkatli olmaya davet edildikten sonra Allah’ın (Celle Celaluhu) sonsuz şefkat sahibi olduğu hatırlatılarak kalp korku ve umut arasında tutuluyor. Çiftli zıtlı özelliğinin yansıması ile şuur uyuşmayıp ayık ve uyanık kalıyor böylece. Musibetler de, yolu sıradanlaştırmış, yolda uyuşmuş, uyumak üzere olan bir şoförün karşısına aniden çıkıp ona farkındalık kazandırma işlevi gören uyarıcılardır. Sonsuz şefkati ve rahmetiyle Er Raûf’un onu terk etmediğinin de göstergesidir, derler erenler.
Er Raûf’un şefkatine ashap sıkıntılar diyarı Mekke’de mi yoksa güçlü oldukları Medine’de mi daha çok ihtiyaç duyar sizce? İktidarken daha çok hata yapılabileceğinden şefkate olan muhtaçlık da daha fazladır. İnanmayanlarla mücadelede aslolan iktidarın şehvetiyle, gücüyle değil imanın şefkatiyle hareket etmektir. Er Raûf’un şefkati düz mantıkla bilebileceğimizin çok ötesindedir.
“Ebu Leheb’in iki eli kurusun.” (Tebbet Suresi, 1. Ayet) diyor âyet-i kerime, kendi kurusun demiyor mesela. Malı ve kazancı iman etmesine engel olduğundan bunlar kurusun denilerek davranışa dikkat çekmesi şefkatinden değil midir?
“Ben en büyük Rabbinizim.” diyen Firavun’a gönderdiği Hazreti Musa’dan (Aleyhisselam) yumuşak bir üslup kullanmasını istemesi intikamın yerini şefkatin aldığının ilanıdır.
Vicdan, akıl, irade sahibi iken imtihan edilmemek tüm bunları işlevsiz kılmaz mı? Seçme yeteneğiniz var ama iradeyi kullanacak fırsatlarla karşılaşmamışsanız bunlar niye verildi? İmtihan ediliyor oluşumuz, bir incir ağacı ya da kedi muamelesi görmüyor oluşumuz Er Raûf’un sonsuz ve sınırsız şefkatindendir. “Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah Raûf’tur, Rahîm’dir.” (Bakara Sûresi, 143. Âyet) Burada Rahîm esmasıyla birlikte oluşu rahmetinden öte çok özel bir şefkati oluşundandır. Üç ayrı ayette Rab isminin sıfatı olması ise eğitim ve terbiyede şefkatin önemine işaret eder. Kur’an ahlakı elinin değdiği her şeye şefkatle muamele etmeyi gerektirir zira.
Hayat kılavuzu olacak Kur’an-ı Kerim’i indirmesi, sınırlı az sayıda ibadete sınırsız mükâfat vermesi, gücümüzün üzerinde yük yüklememesi, yanlışı hemen cezalandırmayıp geri dönüş için zaman tanıması şefkatinin eserlerindendir. Ayrıca yaşlılık, hastalık, zayıflık, yolculuk gibi durumlar için bazı ruhsatlar tanıyarak kolaylaştırması, tövbe edenleri affetmesi de göz ardı edilmeyecek şefkat noktalarıdır. Azabın büyüğünün olduğu ahirette hatada ısrar etmememiz halinde şefkatin de büyüğü vardır.
Şimşekle yeryüzüne azotun inmesi, su döngüsü ile temiz ve berrak suyun tekrar tekrar yerine konması örneklerinde olduğu gibi iradesiz varlıklara koyduğu yasaların sonucunda önlem alabilmemiz dikkatlerden kaçmaması gereken önemli olaylardır. Madde veya eşya kanunsuz, savruk bir şekilde davransaydı hiçbir şeyi ön göremez, hazırlık yapıp tedbir alamazdık.
Akla ve fikre ince manaları, yüce hakikatleri ilham etmekle kalmamış bunları diliyle yanındakilerle, kalemiyle uzaktakilerle paylaşma imkânı da vermiştir.
Muhtaçlara rahmet nazarıyla baktığı, dertleriyle dertlendiği, gücü yettiğince yardım etmeye çalıştığı oranda bu esmadan nasiplenir kul. Yararlı olmaya çalışıp fedakârlık gösterirken hayata bakışı değişir. Kalbini süsleyen şefkat duygusunu koruduğu müddetçe değerinden kaybetmez. Günah yüklü buzdan yüreği merhamet güneşiyle erimiş şefkatin gökkuşağı çoktan görülmeye başlanmıştır. Yüreğindeki bu güzellikleri başka yüreklere taşıma gayretindedir artık. Uyanan bir vicdanın yaptığı ilk iş uyarmak ve uyandırmaktır zira. Kendi nefsine acıyıp onu var edicisiyle buluşturmuş kendine gösterdiği bu şefkati başka insanlardan da esirgememe adına kolları çoktan sıvamıştır. Bunun için izlemesi gereken yöntemi Fussilet 34. ayette görmüş tövbe ve istiğfarla, günahlardan arınarak Er Raûf’a sığınmıştır. Öyleyse biz de Er Raûf olan mevlamıza seslenelim.
“Ey Raûf olan Rabbim! Rahmetini, şefkatini üzerimden esirgeme, cemalinle lütfet bana. Gazze’yi ve tüm mazlumları şefkatinle sar. Merhametinle, şefkatinle affet beni ve ümmeti” (Amin)
Gülfer EKMEN