SANAL BİLGELİK ÖRTÜK CEHALET
Bilgi ve enformasyon çağı olarak adlandırılan şu çağda internet ağları üzerinde bilgi dolaşımı çok kolay hale gelmiştir. Okuryazarlığın bu kadar yoğun olduğu, bilgiye ulaşmanın insanların parmak ucuna kadar yaklaştığı bir dönem olmamıştır geçmişte. Türlü türlü kaynaklara, farklı farklı hocalara, vaizlere, anlatıcıya ulaşmak inanılmaz ölçüde kolay ve yaygın hale gelmiştir. Âmâ enteresan ve bir o kadar da bu duruma tezat düşen hayretîmucip bir durum daha vardır ki; cehaletin kör karanlığında debelenen insan sayısı da hiç bu kadar artmamıştır. Evet, her dönem cehalet kötü ve kerih aynı zamanda sevimsiz olagelmiştir. Fakat bu çağın cehaleti herhangi bir döneminkinden daha mide bulandırıcıdır kanımca. Eskiden okuyan insanları ayırt etmek daha kolaydı; çünkü kişi cehaletinin farkında olur dolayısıyla haddini ve sınırını bilir, üstatların ve hocaların yanında edeple oturur, can kulağı ile söylenen sözü dinler, öğrendiği hakikatlerin kıymetini bilir böylece öğrendikleri kendisine fayda sağlardı az çok. Eğer okumayı reddeden ilim ile hiç arası olmayan biri ise bu tarz meclislere gelmez böylece cehaletinin içinde yaşar giderdi. Günümüzdeki en vahim cehalet ise okumuş cahilliktir. Evet, okumuşluk ve cahillik tarih boyunca yan yana gelmemiştir kanımca ama bu çağda türeyen sayısız garipliklerden biri de bu okumuş cahillik meselesidir. Sosyal medya mecralarında gezinirken karşılaşılan sayısız içerik ve saniyelere sıkıştırılan kesik ve kısa videolar geçmiş dönemlerde bir medresede bir ömür dirsek çürütülerek elde edilmiş ciltler dolusu kitaptan elde edilen ilim ile eşdeğer tutularak kişiyi sahte bir alimlik algısına kaptırarak eksik, hatalı, yalan yanlış, şaibeli, hak ile batılın iç içe karıştırılarak oluşturulmuş olan bilgi yığınları ile aldatmakta. Bir mecliste oturulduğu vakit herkesin her konuda her alanda her inanç konusunda kendisini yeterli görerek cahil cesareti ile kasıla kasıla konuşması gerçekten kahredici bir hadisedir. Tıptan tutun da astrolojiye, tarihten siyasete, ekonomiye her alanda söz söyleme hakkını kendinde görmesi insanı cidden korkutuyor. Ne gariptir ki alimler ve bir alanda kendini hakkıyla yetiştirmiş kişileri konuşturtmayacak kadar sözde bilgi birikimlerine güvenen ve sayısı toplumun çoğunluğuna tekabül eden bu insanlar her türlü faydalı ilim ortamlarını da maalesef beğenmeme ve eleştirme hakkını da kendilerinde buluyorlar. İlim adına üzücü ve korkutucu bir hadise olan bu bilgili cahillik toplumun ilmi yönden kalkınmasının önünde büyük bir engel ve tehlike arz etmektedir. Eline kitap alıp okumak bir konu hakkında araştırma yapmak, bir alanda ihtisas yapmak neredeyse toplumda gereksiz bir uğraş olarak görülmeye başlandı.
Mesel toplum da diyebiliriz bu yeni güruh için “şöyle söylenmişti, böyle dendi, bunları duydum” diyerek rivayetler zincirini art arda sıralayarak, tevil ile bulandırarak, asılsız ve sığ yorumlarını da ekleyerek sözde ilim mezesini önünüze döktükleri, bir de onu yutup hazmetmenizi de bekledikleri vakit artık içten içe “yahu bir kes sesini” diyesin gelir. Fakat konuşma sırasını da asla kimseye vermeyen bu sahte uzmanlar sadece gürültü patırtı ederek ilmin haysiyetini de düşürüyorlar maalesef. İnsanı korkutan şey bir yönüyle ilme olan saygınlığın ve açlığın günbegün azalmasıdır. Bunun en büyük göstergesi de alimlere ve hakiki ilim erbabına duyulan saygının her geçen gün azalmasıdır. “Amaan falanca hoca nereden bilecek, yanlış söylüyor, şu doktor hiçbir şeyden anlamıyor, şu eğitimci işini yapamıyor” diyerek bol keseden hakiki mürekkep yalamış ilim ehline dil uzatırlar. Günümüzde ilme saygının kalmadığına en büyük delil ilim ehlinin ve eğitimcilerin artık itibarsızlaştırılmasıdır. Toplumu ilim ve hikmetle inşa edecek, ilmi irfan ile harmanlayarak, akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek kendini yetiştirmiş alimlerin seslerini kesmek toplumu cehalete mahkûm etmektir.
Unutmayalım ki bir toplumun kalitesi yetiştirdiği alimlerin ve onların eserlerinin değerini bilmekle ölçülür. Gerçek bir alimin bilgi ve öğretilerini, bilgi parçacıklarından müteşekkil; hazmedilmemiş, çiğnenip atılmış, kuru iddialarla asla bir tutmamak hususunda özellikle genç kuşağı bilgilendirmek gerekmektedir. Yunus Emre’nin dediği gibi “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır?” Öze dönüşümüz bu işi kavradığımız gün başlayacaktır. Rabbimizden niyazımız; ilmimizi arttırsın ve bizleri ilim deryasından bir damla bile alamadığımızın farkına vardırsın, beşikten mezara kadar bizleri ilme talebe eylesin.
Mürvet Cengiz