Bismillah... Öfke diğer tüm duygular gibi gerekli bir duygu olsa da yönetilemediğinde saldırganlığa ve istenmeyen durumlara neden olabilmektedir. Mala, cana, namusa, dine bir saldırı olduğunda, hakkımız yendiğinde öfkelenmemiz gayet işlevsel ve olması gerekendir. Ancak öfkelendiğimizde kendimizi nasıl ifade ettiğimiz, öfkemizi dışarıya ölçülü yansıtıp yansıtmayışımız çok önemlidir. Nitekim Rasulullah da (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Gerçek pehlivan öfkesine hâkim olandır” (Müslim, Birr, 106) buyurarak öfke yönetiminin önemini bize bildirmiştir.
Öfke yönetimi için ilk adım öfkelendiğimizde bizde meydana gelen değişimlerin farkına varmaktır. Vücudumuzda neler oluyor? Kalp atışının hızlanması, sıcaklık artışı, nabzın hızlanması, terleme, kaslarda gerginlik, diş sıkma, el sıkma durumlarından hangisini yaşıyoruz? Zihnimizde neler oluyor? Ne gibi düşünceler zihnimize geliyor? Davranışlarımızda neler oluyor? Saldırma, hakarette bulunma, argo konuşma, medeni şekilde haklarını ifade etme, atılgan davranma, küsme gibi davranışlardan hangilerini gösteriyoruz. Bunların farkına varmak ve işlevsel olmayanları/hayatımıza, ilişkilerimize zarar verenleri işlevselleriyle değiştirmek açısından önemlidir.
İkinci aşamada farkına vardığımız ve öfkemizi yönetmediğimiz durumları sistematik şekilde düzenlemek var. İmam Gazali İhyâu Ulûmi'd-Dîn adlı eserinde bu konuda bir kıssa anlatır: Öfkesine hâkim olamayan, sık sık küfürler eden ancak sonra pişman olup tövbe eden bir adam vardır. Bu adam parayla birini tutup kendine hakaretler etmesini ister. Bir iki derken hakaretler karşısında küfretmeden sakin kalmayı öğrenir. Sonra ondan misafirler içinde kendisine hakaret etmesini ister. Bu aşamada da kendine hâkim olunca, halk içerisinde kalabalık bir yerde kendisine hakaret etmesini ister. Bu aşamada da kendisine hâkim olabilen adam zamanla çok sabırlı ve öfkesine hâkim olabilen biri olarak tanınır. Burada İmam Gazali yüzyıllar öncesinden günümüz psikoterapisinde kullandığımız bir yöntemi ortaya koyar: Sistematik Duyarsızlaştırma.
Öfkeye hakimiyet konusunda Mevlana’nın Mesnevi’sinde değindiği Hazreti Ali ile ilgili kıssa çok güzel bir örnektir. Allah’ın aslanı Hazreti Ali bir savaş esnasında düşman tarafından biriyle yiğitçe epeyce vuruşarak sonunda onu yere yıkıp öldürmek üzereyken, o düşman askeri Hazreti Ali’nin mübarek yüzüne tükürdü. Bunun üzerine Hazreti Ali düşmanını bırakarak ayağa kalktı: “Yürü git, seni öldürmekten vazgeçtim, serbestsin” dedi. Savaşçı bu duruma şaştı: “Beni alt edip öldürmek üzereyken neden vazgeçtin; seni ne alıkoydu” diye sordu. Hazreti Ali cevap verip şöyle dedi: “Ben seninle Allah yolunda ve sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için savaşıyordum ve O’nun için seni öldürecektim. Sen yüzüme tükürünce öfkelendim, sana kızdım. Eğer o an öldürseydim, sana olan kızgınlığımdan dolayı bunu yapmış olacaktım. Yani seni Allah rızası için değil de kendi nefsim için öldürmüş olacaktım. İşte bu düşünceyle seni serbest bıraktım.” Bunu duyan adam, bu büyük asalet ve ince anlayış karşısında iman ederek Müslümanların safına katıldı. (Mesnevi, 1. Cilt, beyit: 3721 vd.)
Bu kıssada Hazreti Ali’nin öfkelendiğinin ve bu öfkenin zihninde, vücudunda ne gibi değişiklikler oluşturarak onu nasıl bir davranışa ittiğinin anında farkına vardığını görüyoruz. Bu farkındalık sayesinde söz konusu öfkesinin Allah rızası niyetiyle olmadığını hissederek yapacağı davranıştan vazgeçerek öfkesine hâkim olduğunu görüyoruz.
Velhasılı kelam öfke kontrolünde en önemli aşama farkındalık ve söz konusu öfkenin nelere yol açacağını hemen kestirebilmektir.
Psk. Dan. Sümeyye Özbay