Sahabe Hayatlarından Psikoloji Dünyamıza: Doğruyu Dillendirmek
Bismillahirrahmanirrahim...
Sosyal psikoloji alanında itaat ve uyum üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Bunlardan biri olan Solomon Asch’in 1951 yılında yaptığı deneyde deneklere “Sol taraftaki çizgi, sağdaki üç çizgiden hangisiyle aynı boydadır?” şeklinde basit ve cevabı çok net bir soru sorulmuştur. Cevap gün gibi ortada olmasına rağmen deneydeki “sahte” katılımcılar hep bir ağızdan yanlış cevabı verdiğinde, gerçek deneklerin %75’i en az bir kez, göz göre göre yanlış olan şıkkı seçmiştir. Bu deney, insan iradesinin grup baskısı karşısında ne kadar kırılgan olabileceğini gözler önüne sermiştir.
İnsanlar dışlanmamak, “farklı” görünmemek için veya grubun kendisinden daha iyi bildiğini varsayarak kendi algılarını inkâr edebilirler.
İnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır. Bu “sosyal” olma hâli, onu gruba uyum sağlamaya, “bizden biri” olarak görülmek için çabalamaya iter. Bazen bu çaba bireyin kendi doğrularını, grubun yanlışlarına kurban etmesiyle sonuçlanabilir. Psikoloji literatüründe “sosyal uyum” olarak adlandırılan bu durum, bazen sessiz bir kabulleniş bazen de vicdanın sesini bastırma çabasına dönüşebilir.
Müslüman ise hadis-i şerifte Allah Rasulü’nün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) belirttiği gibi bir kötülük gördüğünde gücü yetiyorsa eliyle, buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltmeli, buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğzetmelidir. Müslüman, gruba uyum pahasına yanlışa sessiz kalmamalı, her daim iyiliği emredip kötülükten nehyetmelidir. Sahabe efendilerimizin hayatlarında bu hususta pek çok örnek tablo vardır. Bunlardan biri de Hazret-i Ömer’in (Radiyallahu Anh) halifeliği zamanında yaşanmıştır.
Hazret-i Ömer (Radiyallahu Anh) kadınların çok fazla mehir isteyerek evliliği zorlaştırması hususunda mescidde bir konuşma yaparak mehire sınır koymak istemiş ancak o sırada mescidde konuşmayı dinleyen hanımlardan biri buna karşı çıkmıştır. Kadın “Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz onu, iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi geri alacaksınız?” (Nisa Suresi, 20. Ayet) ayetini delil göstererek mehirde bir sınır koyulamayacağını dillendirmiştir. Bunun üzerine Hazret-i Ömer (Radiyallahu Anh) “Kadın doğru söyledi, Ömer yanıldı” diyerek o hanımı tasdik etmiştir. (İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Âliye II, 4-5)
Bu kıssa Müslümanın yanlış hususta karşındakinin kim olduğuna aldırış etmeden, korkmadan doğruyu uygun bir üslupla dillendirmesi gerektiğine güzel bir örnek iken Hazret-i Ömer efendimizin de halife olduğu halde herhangi bir kibre kapılmadan yapılan eleştiriyi değerlendirmesi açısından da biz Müslümanlara ders çıkarılacak bir tablo sunmaktadır.
Psk. Dan. Sümeyye Özbay