Bismillah…
Günümüzde bilhassa gençler arasında bedenini beğenmeme ve estetik müdahalelere yönelme durumu oldukça yaygınlaşmış durumda. Bu problemin çözümü cerrahi müdahaleler değil bedenini kabullenebilmektir. Nitekim defalarca estetik müdahale geçirdiği halde yine de tatmin olmayan insanlar, bu durumun kökeninin psikolojik olduğunu göstermektedirler.
Güzellik algısı, tamamen toplum algılarına göre şekillenmektedir. Örneğin Çin’de küçük ayaklı olmak güzellik olarak algılandığından Çinli kadınlar çok küçük ayakkabılar giyerek ayaklarının şeklinin ciddi ölçüde bozulmasına neden olmaktadır. Özbekistan’ın bazı bölgelerinde kadınların tek kaşlı olması güzel bulunduğu için kadınlar kaşlarını boyarken; Afrika’da bazı kabileler uzun boyunlu olabilmek için boyunlarına halkalar takmakta yahut ağız ve kulak deliklerine tabak koymakta yahut güzellik uğruna kirpiklerini tamamen koparmaktadırlar. Bu örnekleri arttırabiliriz. Günümüz küresel güzellik algısında ise zayıf, dolgun dudaklı, kırışıksız, ince ve minik burunlu olmak gibi ölçütler bulunmaktadır. Bu ölçütlere uymayan insanlar kendini çirkin olarak algıladığı için estetik operasyonlara yönelerek sağlıklarına zarar vermektedirler. Oysa tüm bunlar örneklerde de değindiğimiz gibi sadece bir algıdan ibarettir. Estetik operasyonlardan önce bu algıları değiştirmek gerekir.
Şimdi Asr-ı Saadet’e gidelim. Aslında Asr-ı Saadet’ten iki sahabe efendimizin kıssası, bedenimizi nasıl kabullenmemiz gerektiğine dair ufkumuzu açacaktır. Sahabe arasında Zahir isimli bir zat vardı ki Hazreti Enes’in (Radiyallahu Anh) naklettiğine göre bir takım fiziksel kusurları vardı. Bu sebeple toplumdan uzaklaşıp çölde yaşamaya başlamıştır. Zaman zaman Medine’ye gelir Rasulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çöle mahsus bitki ve çiçeklerden hediyeler getirir, Efendimiz de ona şehir hediyelerinden verirdi. Onun için “Zahir bizim çölümüz, biz de onun şehriyiz” buyururdu. Bir gün Zahir çölden gelmiş pazarın kalabalık bir noktasında iken Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şaka yapmak için arkadan yaklaşıp elleriyle gözlerini kapatıyor. Zahir, gözlerini kapayanın Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olduğunu anlayınca sırtını O’na yaslıyor. Efendimiz de onu sıkıca kucaklayarak “Köle satıyorum, bu köleyi kim alacak” diye seslenmeye başlıyor. Bunun üzerine Zahir “Yemin olsun ki ey Allah’ın Elçisi, beş para etmez bir köleyi satmaya çalışıyorsun” diyor. Bunu duyan Efendimiz “Ey Zahir, dıştan bakanlara göre öyle fakat Allah katında senin değerin çok büyüktür” buyuruyor. (Tirmizi, Şemaili Şerif/257 akt: Fatma Bayram, İyiler Yalnız Değildir).
Rasulullah Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu cevabı ile bizlere esas odaklanmamız gerekenin dış görünüşümüz değil iç dünyamız olması gerektiğini “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539) hadisinde de belirttiği gibi bir kez daha ifade etmektedir. Bedenini kabul noktasında zorlanan kulların odaklarını iç dünyasına ve kulluğuna çevirmesi gerektiğini anlıyoruz.
Diğer sahabemiz ise Abdullah bin Mesud (Radiyallahu Anh). Abdullah bin Mesud (Radiyallahu Anh) Arak ağacından misvak topluyordu ve bacakları çok inceydi. Rüzgâr esti ve onu yere düşürdü, bunun üzerine insanlar ona güldüler. Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Neye gülüyorsunuz?” Dediler ki: “Ey Allah'ın Rasulü, bacakları çok ince!” Peygamber şöyle buyurdu: “Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ikisi de Uhud Dağı'ndan daha ağır gelecektir” (Müsned Ahmed 3991). Abdullah bin Mesud’un kıssasında da Zahir’in kıssasında olduğu gibi dış görünüşten ziyade kulluk kalitesinin, iç dünyasının önemini görüyoruz.
Bedenini sevemeyen kimsenin öncelikle kulluk değerini anlaması gerekir. Cenab-ı Hak bizleri eşrefi mahluk olarak ahseni takvim/en güzel şekilde yaratmıştır. Bizleri yeryüzüne halife kılmıştır. Diğer canlıların gebelikleri kısa iken insanoğlu ise 9 ayda şekillenmektedir. Rabbimiz bizlere akıl, irade, ahlak gibi üstün vasıflar vermiştir. Bir kul, Rabbi onu bu kadar özenerek yaratmaya layık görüp yaratmışken, bedenini beğenmeme nankörlüğüne düşmemelidir. Kendine dair olan “çirkinim” etiketinin tamamen küresel dünyanın moda algısından kaynaklı olduğunu ve bu algıyla manipüle edilmemesi gerektiğini idrak etmelidir. Başa çıkamadığı noktada da şükreden bir kul olabilmek için psikolojik destek almaktan çekinmemelidir. Velhamdulillahi Rabbil Alemin.
Psk. Dan. Sümeyye Özbay