Çocuk, göz nuru gönül sürurudur. Anne karnına düşmesinden sonra hane halkını bir heyecan alır. Çocuk dünyaya gelir, büyür, büyüdükçe –annelerin tabiriyle- dertleri de büyür. Bu dert, çocuğun yemesi içmesi, giyinmesi gibi maddi şeylerle değil, manevi yönüyle alakalıdır şüphesiz.
Çocuklarımızın kötü arkadaş edinmesi, kötü alışkanlıklar edinmesi bile görünürde somut olsa bile ahlaki yönü sebebiyle bizi rahatsız eder.
Günümüzde çocuk eğitimi ile ilgili yüzlerce, binlerce kitap yazılmış. İnsan hangisinin doğru olduğunu anlamakta güçlük çekiyor. “Hangi yöntem doğrudur, hangisi daha etkilidir, çocuklarımızı neye göre yetiştirmeliyiz?” gibi sorular çoğumuzun kafasını kurcalıyor. İşte bu noktada Allahu Teâlâ’nın “en güzel örnek” diye tanıttığı Rasulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uygulamaları yetişiyor imdadımıza.
Rasûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuk terbiyesi, bugünün dünyasında sadece “çocuk yetiştirme yöntemi” değil; aslında merhametin, güvenin ve insan inşasının adıdır. Çünkü Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukları sadece büyütmedi… Onların ruhuna dokundu.
O’nun çocuk yetiştirme tarzında asla başarı ön planda değildi. Modern dünya çocuk yetiştirirken çoğu zaman “başarıyı” merkeze koyuyor. Daha çok ders, daha çok kurs, daha çok performans… Ama Nebevî eğitimde önce kalp vardı. Önce güven… Merhamet... Çünkü korkuyla büyüyen çocuk itaat eder; sevgiyle büyüyen çocuk ise şahsiyet sahibi olur.
Bir gün Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) torunu Hasan’ı öpmüştü. Bunu gören Akra b. Hâbis:
“Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” Başka bir rivayette de “Allah senin kalbinden merhameti almışsa ben ne yapabilirim ki?” buyurdu. (Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fedâil 65)
Ne kadar sarsıcı bir cümle… Çünkü bugün bazı anne babalar sevgiyi “şımarıklık” sanıyor. Oysa sevgisiz büyüyen çocuk, ileride dünyanın en başarılı insanı olsa bile içinde kapanmayan bir boşluk taşıyor.
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukların dünyasına inmeyi biliyordu. Onlarla konuşurken diz çöküyor, seviyelerine göre hitap ediyor, oyun oynuyor, hatta bazen onların oyununun bir parçası oluyordu. Enes bin Mâlik (Radiyallâhu Anh) anlatıyor:
“Rasûlullah insanların ahlâkça en güzeli idi.” (Buhârî, Edeb 39)
Enes, çocuk yaşta on yıl Peygamberimizin yanında kaldı ve şöyle dedi:
“Yanında kaldığım süre boyunca Rasûlullah’ın bana yaptığım bir şey için ‘Bunu niye yaptın? Veya yapmadığım bir şey için ‘Bunu neden yapmadın?’ dediğini duymadım.” (Müslim, Fedâil 51)
Bugün yetişkinlerin bile birbirine tahammül edemediği bir çağda, bir çocuğa on yıl boyunca kırıcı olmadan yaklaşabilmek… İşte Nebevî terbiyenin büyüklüğü burada gizli.
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukları sadece sevmiyor, onlara ve duygularına da değer veriyordu. Bir gün küçük bir çocuğun kuşu ölmüştü. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görünce:
“Ey Ebû Umeyr, ne oldu senin nuğayr (serçecik)?” derdi. (Buhârî, Edeb 81)
Belki bize küçük görünen bir meseleydi. Ama Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir çocuğun üzüntüsünü küçümsemedi. Çünkü çocukların acıları küçüktür diye bir şey yoktur. Küçük kalplerin büyük kırgınlıkları vardır. Teknolojinin olmadığı, unun bile evde öğütüldüğü, çamaşırın kuyulardan su taşıyarak elde yıkandığı bir çağda, bir çocuğun derdini dinlemeye vakit ayırabilmek ne büyük bir erdemdir.
Bugün birçok çocuk dinlenmeden büyüyor. Anne babalar çoğu zaman öğüt veriyor ama dinlemiyor. Oysa Nebevî eğitimde çocuk önce anlaşılırdı. Çünkü anlaşılmayan çocuk zamanla içine kapanır ve bu içine kapanış da ileride öfkeye dönüşür.
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuklara sorumluluk da verirdi. Onları değersiz hissettirmezdi. Abdullah b. Abbas (Radiyallahu Anh) henüz çocuk yaşlardayken onu bineğine aldı ve şöyle buyurdu:
“Ey çocuk! Sana bazı kelimeler öğreteceğim: Allah’ı koru ki Allah da seni korusun. “Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allah’ın (rızâsını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile!
Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler.
Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir. (Bundan sonra takdirde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.)” (Tirmizî, Kıyâme 59)
Dikkat edilirse Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukları sadece susturulacak varlıklar olarak görmedi. Onların ruhuna iman işledi. Çünkü çocuk eğitimi sadece davranış eğitimi değildir; aynı zamanda kalp eğitimidir.
Bugün çocuklar çok oyuncakla ama az huzurla büyüyor. Çok ekran görüyor ama az şefkat görüyor. Çok bilgiye ulaşıyor ama az muhabbet hissediyor. Bu yüzden Nebevî eğitime her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Rasûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eğitiminde bağırmak yoktu; örnek olmak vardı. Baskı yoktu; rehberlik vardı. Korkutmak yoktu; kalbe dokunmak vardı.
Çünkü çocuk, anne babasının söylediklerinden çok hissettirdiklerini hatırlar.
Belki de bu yüzden bugün ümmetin yeniden güçlü çocuklar yetiştirmesi içini önce güçlü kalpler inşa etmesi gerekiyor. Merhameti kaybetmiş bir dünyanın, iyi çocuk yetiştirmesi mümkün değildir.
Ve belki çocuk terbiyesinin özü tek bir cümlede saklıdır:
“Bir çocuğun kalbine nasıl davrandığınız, aslında Allah’ın size emanetine nasıl davrandığınızdır.”
Sezgin Özbay