Röportaj: Adile Solmaz
Röportaj Konuğu: Prof. Dr. Aynur Uraler (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)
Konu: Hazreti Peygamber’in Hanımları ve Hanım Sahabilerin Yeri ve Önemi
Hazreti Peygamber’in hanımları ve hanım sahabiler, İslam tarihinin şekillenmesinde ilimleri, fedakârlıkları, mücadeleleri ve örnek şahsiyetleriyle önemli bir yere sahiptir. Bu önemli konuyu tarihi, ilmi ve toplumsal boyutlarıyla ele almak üzere, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aynur Uraler ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kıymetli değerlendirmelerini bizlerle paylaştığı için hocamıza teşekkür ediyor, sizleri bu anlamlı röportajımızla baş başa bırakıyoruz.
Hazreti Peygamber’in hanımları ve hanım sahabilerin yeri ve önemi hakkında neler söylemek istersiniz hocam?
Bismillahirrahmanirrahim
Öncelikle şunu söylemek isterim: İslam dininde kadınıyla erkeğiyle ilk nesil beraber mücadele etmiştir. Bunun daha temeline gidersek, Kur’an-ı Kerim’de Allah sorumlulukları bildirirken sadece erkeklere hitap eden ayetler çok azdır. Genel hükümler, ibadetler, ahlak, infak, zekât, miras, sadaka, güzel ahlak gibi bütün meselelerde kadın erkek ayrımı yoktur.
Kur’an-ı Kerim bazen “müminin ve müminat”, “müslimin ve müslimat” diyerek erkek ve kadını ayrı ayrı zikreder. Onun dışında genel hitap kadın erkek hepsini kapsar. Birkaç ayette erkeklere özel hitap vardır. Mesela “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” ayeti böyledir. Bunun dışında boşanma ile ilgili bazı ayetlerde erkeklere hitap vardır. “Eşlerinizin kusurlarını büyütmeyin” manasına gelen ayetler vardır. Ama genel olarak İslam kadın ve erkeğe beraber hitap eder.
Bu sebeple Peygamber Efendimizin döneminde de sahabiler kadın erkek ayrımı yapmadan İslam davasını omuzlamışlar, hizmet etmişlerdir. Kim ne yapabiliyorsa… Kimisi Hazreti Hatice gibi maddi imkânıyla, kimisi savaşlarda bizzat çarpışarak, kimisi hicret ederek… Habeşistan’a hicret edenler arasında kadınlar da vardır. Yani sadece erkekler değil, kadınlar da hicret ediyor.
Demek ki burada kadın erkek ayrımı olmadan İslam davasını omuzlamak vardır. O yüzden bunlar Kur’an-ı Kerim’de övülen nesillerdir. Allah onlardan razı olduğunu beyan etmiştir. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Daha iyi Müslüman olabilmek için gayret etmişlerdir.
Peygamberimizin vefatından sonra da sorumluluklarının bilincinde olarak İslam’ı öğretmişler, cihad etmişler, İslam devletinin yıkılmasını önlemişler ve İslam’ın bugüne kadar gelmesine büyük emek vermişlerdir. Çünkü biliyorlardı ki Hazreti Peygamber vefat ettikten sonra bu dini tebliğ edecek kişiler kendileridir.
Peygamber Efendimiz hayattayken eksik bir hizmet olsa problem olmayabilir. Çünkü Peygamberimiz hayatta, insanlar ona sorup öğrenebilir. Ama Peygamberimizin vefatından sonra dini tebliğ edecek başka kimse yoktu. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti sonraki nesillere eksiksiz şekilde aktardılar. Bunun yanında devleti de ayakta tuttular. İslam devletini korudular, cihad ettiler.
Necip Fazıl’ın dediği gibi, “Kim var?” denildiğinde sağa sola bakmadan “Ben varım.” diyen nesli orada görürsünüz. Sahabi nesli böyledir. Ayet sanki sadece ona nazil olmuş gibi yaşar. Hadis sanki sadece kendisine söylenmiş gibi hareket eder.
Sahabilerin en önemli özelliklerinden biri de şudur: Bir emri duydukları anda amel etmeleri. Biz bugün ayetleri ve hadisleri okurken bazen sanki herhangi bir kitabı okuyormuşuz gibi davranıyoruz. “Ne güzel buyurmuş” diyoruz ama tatbikata gelince eksiklik oluyor. Sahabi ise “Bu ayet bana geldi, gereğini yapmam lazım.” diye bakıyor.
Peygamberimizin eşleri de böyleydi. Peygamberimizin hanımları ile diğer hanım sahabiler arasında hizmet açısından fark yoktur. Hepsi hizmet ediyor. Fakat Ummuhatu’l-Muminin’in yükü daha ağırdı. Çünkü Peygamberimizin ev hayatını anlatmak zorundaydılar.
Peygamber Efendimizin ev hayatı örnek olduğu için bilinmesi gerekiyordu. Diğer insanların özel hayatı mahremdir; araştırılmaz. Ama Peygamberimizin özel hayatı ümmete örnek olduğu için bilinmeliydi. Bu mesuliyeti de Peygamberimizin hanımları yüklenmiş ve eksiksiz şekilde aktarmışlardır.
Peygamberimizin birden fazla hanımının olmasının avantajlarından biri de budur. Hayatının farklı yönleri farklı kişiler tarafından aktarılmıştır. Birisi abdestini anlatıyor, diğeri misafire davranışını, diğeri seferdeki hâlini… Böylece Peygamberimizin hayatı tek kişinin anlatımına bağlı kalmamış oluyor.
Mescidin yanında Peygamberimizin hanımlarının odaları vardı. Bu yüzden birçok şeye şahit oluyorlar, duyuyorlar ve aktarıyorlardı.
Hazreti Âişe validemizin hadis rivayetleri, ilmi yönü ve İslam ilim geleneğine katkıları hakkında neler söylemek istersiniz hocam?
İlmi açıdan baktığımızda Hazreti Âişe “muksirun”dandır. Yani en çok hadis rivayet eden sahabiler arasındaki tek kadındır. Genç yaşta Peygamberimizin yanında bulunması, güçlü hafızası ve ilmi kabiliyeti bunda etkili olmuştur.
Hazreti Âişe çok iyi bir gözlemcidir. İlmi kabiliyeti doğuştandır. Bu herkeste olmaz. Erkek veya kadın fark etmez. Bazı insanlarda ilmi kabiliyet olur. Hazreti Âişe de bunlardan biridir. Hatta “Dinin üçte biri Hazreti Âişe’den gelmiştir.” denilir. Fakihdir, muhaddistir, fetva verir. Sahabiler bile Peygamberimizin vefatından sonra Hazreti Âişe’nin evinin önüne gelir, bilmedikleri hadisleri sorarlardı.
Ümmü Seleme de en çok hadis rivayet edenlerdendir. Peygamberimizin bütün hanımları onu gözlemliyordu ama bazıları ilim ve hizmet açısından daha öne çıkmıştır.
Hazreti Âişe’nin ilimde öne çıkacağı daha Peygamberimizin zamanında belli oluyordu. Kendisi şöyle diyor, “Kafama takılan bir şeyi mutlaka sorar öğrenirdim.” Bir gün Peygamberimiz Hazreti Fatıma’ya gizlice bir şey söylüyor. Hazreti Fatıma önce ağlıyor, sonra tebessüm ediyor. Hazreti Âişe merak ediyor ve soruyor, “Resulullah ne buyurdu?”. Hazreti Fatıma önce söylemiyor. Peygamberimizin vefatından sonra Hazreti Âişe tekrar soruyor. Hazreti Fatıma da şöyle anlatıyor. “Babam bana vefat edeceğini söylediği için ağladım. Sonra da bana, ‘Ailemden bana ilk kavuşacak kişi sensin.’ dediği için tebessüm ettim.” Hazreti Âişe’nin bu ilim merakı sayesinde birçok bilgi ümmete ulaşmıştır.
Hazreti Âişe her sene hacca gidiyordu. Bu da çok önemliydi. Çünkü hac, insanların bir araya geldiği büyük bir fırsattı. Kadınlar gelip ona hadis soruyor, o da kadınlara ve perde arkasından erkeklere ilim öğretiyordu.
Hanım sahabilerin toplumsal hayattaki yeri nasıldı hocam? Bu konuda dikkat çeken örneklerden de bahsedebilir misiniz?
Toplumsal hayattaki yerlerine baktığımızda, üzerlerine düşen her şeyi yaptıklarını görüyoruz. Çok dindarlar. Ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar.
Mesela kadın sahabiler mescitte kendi aralarında ilim müzakeresi yapıyorlardı. Bir gün kadın sahabiler Peygamberimize gelip şöyle diyorlar, “Erkekler senden daha çok istifade ediyor. Bize de bir gün ayırsan.” Peygamberimiz de onlar için özel bir gün belirliyor ve ders yapıyor. Hendek Savaşı’nda kadın sahabiler yemek yapıp cepheye taşıyorlardı. Gerektiğinde savaşın içine de giriyorlardı. Uhud’da Nesibe Hatun Peygamberimizi koruyanlar arasındaydı. Bir başka olayda kadın sahabiler çadır direkleriyle düşmana karşı savaşıyorlar. Çünkü onlar savaşa sadece geri hizmetler için gitmiyorlardı; gerektiğinde savaşacaklarını biliyorlardı.
Hazreti Peygamber’in halası Hazreti Safiye’nin olayı çok meşhurdur. Hendek Savaşı sırasında kadınlar koruma amacıyla bir binaya yerleştiriliyor. Yahudiler binanın etrafında dolaşmaya başlayınca Hazreti Safiye durumu fark ediyor. İçeride erkek olmadığını anlarlarsa saldıracaklarını düşünüyor. Bir Yahudi binaya tırmanınca Hazreti Safiye onu öldürüp aşağı atıyor. Yahudiler içeride savaşçı erkekler olduğunu zannedip kaçıyorlar. Bunlar gerektiğinde savaşıyor, gerektiğinde ilim öğreniyor, gerektiğinde çocuk yetiştiriyorlar. Hiçbir hizmetten geri durmuyorlar. Bir hanım sahabi her cuma evinde yemek yapıyor ve camiden çıkan sahabilere ikram ediyor. Maddi imkânı belki sınırlı ama yine de hizmet etmek istiyor.
Toplumda infak, ilim ve cihad gibi bütün alanlarda ön saflardalar. Peygamberimizin hanımlarından Zeynep binti Cahş evinin bir bölümünü deri atölyesi hâline getiriyor. Deriyi işleyip sattırıyor ve kazandığı parayı infak ediyor. Yani infak etmek için çalışıyor.
Sahabilerde de aynı anlayış var. Sadaka ayeti nazil olunca bir sahabi pazara gidip hamallık yapıyor, kazandığı parayı infak ediyor. Yani infak etmek için çalışan bir nesil bunlar.
Hanım sahabilerin ilim öğrenme, öğrendiklerini aktarma ve sonraki nesillere taşıma konusundaki hassasiyetlerini nasıl anlamalıyız?
Kur’an-ı Kerim’de ilk ayetin “Oku” olması, kalemden bahsedilmesi, ilme verilen değer sebebiyle sahabiler ilmi de kaçırmıyorlardı. Öğrenmek ve öğretmek için gayret ediyorlardı. Kadın sahabiler de Kur’an’ı çok iyi biliyorlardı. Mesela Hazreti Ömer hutbede mehri anlatırken bir kadın sahabi ayeti hatırlatıyor ve Hazreti Ömer, “Doğru söyledin.” diyor.
Kadın sahabiler Peygamberimize temsilci gönderip sorular soruyorlardı. “Biz erkekler kadar cihada katılamıyoruz, sevaptan mahrum mu kalacağız?” diye sorduklarında Peygamberimiz onların da büyük ecir alacağını bildiriyor.
Toplumda iş bölümü vardır. Nasıl ki herkes aynı işi yapmıyorsa, aile içinde de görev paylaşımı vardır. Evi yuva hâline getirmek çok önemli bir iştir. Bu kadının yaratılışına uygundur. Ama bu, kadının çalışamayacağı anlamına gelmez. Hazreti Hatice ticaret yapıyordu. Kadınlar tarlada çalışıyordu. Gerektiğinde her alanda görev alıyorlardı.
İnsan yetiştirmek çok önemli ve zor bir iştir. Çocuk yetiştirmek küçümsenecek bir şey değildir.
İslam tarihinde iz bırakan hanım sahabiler arasında özellikle öne çıkan isimler ve örnek şahsiyetler kimlerdir?
İz bırakan kadınların başında Hazreti Hatice gelir. Kadın erkek ayrımı yapmadan ilk Müslüman odur. Hatta şöyle derler, “İslam bir kadının kalbinde başladı ve Peygamber, bir kadının göğsüne dayanarak vefat etti.” Peygamberimizin vefatı Hazreti Âişe’nin göğsüne dayanmış hâlde olmuştur. Bu, kadına verilen değeri de gösterir.
Peygamberimize “En çok kimi seviyorsun?” diye sorulduğunda “Âişe” buyuruyor. Bu, kadınların değersiz görüldüğü bir toplumda çok büyük bir değişimdir.
Bir hadisinde de “Bana güzel koku sevdirildi, kadın sevdirildi ve namaz gözümün nuru kılındı.” buyuruyor. Buradaki “kadın sevdirildi” ifadesi çok önemlidir. Kadını sadece erkeğin nefsi ihtiyacını gidermeye yarayan bir varlık olarak değil, sevilen bir insan olarak gördünü ifade eder.
İlk Müslüman Hazreti Hatice’dir. İlk şehit ise Hazreti Sümeyye’dir. Bunlar kadın erkek ayrımı yapılmadan böyledir. Hazreti Hatice imanda ve infakta öndedir. Hazreti Âişe ilimde öndedir. Hazreti Safiye kahramanlıkta öndedir.
Peygamberimizin ailesi olayların tam merkezindedir. Kızı Hazreti Rukiye Habeşistan’a hicret etmiştir. Hazreti Fatıma Uhud’da babasının yaralarını tedavi etmeye çalışmıştır. Yani peygamber ailesi korunmuş, ayrıcalıklı bir aile değildir; hepsi mücadelenin içindedir.
Hazreti Sümeyye ise ilk şehittir. Bu bile onun konumunu anlatmaya yeter.
Son olarak günümüz Müslümanlarına, özellikle de gençlere bu örnek şahsiyetler üzerinden hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Sahabilerin ihlası ve samimiyeti bize örnek olsun. Hepsi samimi Müslümanlardı. İhlas ve samimiyet varsa gerisi arkasından geliyor.
Bugün insanlara fedakârlık kötü bir şeymiş gibi anlatılıyor. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’de “isar”, yani başkasını kendine tercih etmek övülür. Bu yüksek bir ahlaktır.
Sahabiler fedakârdı. Yorulmadan bir şey olmayacağını biliyorlardı. Bugün insanlar çalışmadan başarı elde etmek istiyor. Ama İslam’da işini güzel yapmak, ciddiyetle yapmak ve karşılığını Allah’tan beklemek vardır.
İnsanların hak edip etmediğine bakmadan, yapılması gerekeni yapmak vardır. İşte ihlas, samimiyet ve Allah rızası için yaşamak budur.
Elhamdulillahi rabbil alemin.
Teşekkür ederim.
Biz teşekkür ederiz hocam