Dünya bir yaşam alanından fazlası, aynı yeryüzünün farklı sonuçları, aynı bulutların farklı yağışlarıyız. Yaratıldığı günden bugüne değin dünya hep zıtlıkları ile var oldu. Güzelin değeri çirkinle, Habil’in kalbinde taşıdığı güzellikler Kabil’in varlığıyla anıldı. İyinin adlandırılması kötünün bilinmesinden ötürüydü. Zıtlıkların insan üzerindeki etkisi kimi zaman güzelliğin ortaya çıkmasına kimi zaman da kişinin kendisini kaybetmesine yol açmıştır. Ekseriyetle aç kalan adamın nimete şükrü karnının tokluğuna kadardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu konuyu, “Ne zaman insanoğluna bir lütufta bulunsak arkasını dönüp uzaklaşır; başına bir kötülük geldiğinde de uzun uzadıya yalvarıp yakarır.” (Fussilet Suresi, 51. Ayet) ayetiyle ele almıştır.
Kişi yaşadığı iç çatışmalarda sürekli olarak doğru-yanlış, iyi-kötü kavgasını verir. Bazen sarsıcı kavgaların temel unsuru olarak kendisini seçer. Gelişimsel süreç içerisinde bu kavganın belli başlı dönemlerde görülebildiği saptanmıştır. Erik Erikson bu durumu “Kimlik Bunalımı” şeklinde tanımlamıştır. Tanıma göre ergenlik döngüsünde olan birey, bedeni hakkında birtakım memnuniyetsizlikler taşıyabilir ve kendisini bedenine ait hissetmeyebilir. Bu hissiyat uzun soluklu da olabilir kısa soluklu da. Kimi bireylerde 3 yılda atlatılan bu durum kimilerinde 6-7 yılda ancak atlatılabiliyor. “Kimlik Bunalımı” sürecini sağlıklı atlatan bireyler kendisini bedeninde yabancı görmez, içerisinde huzurla yaşarlar. Sağlıklı atlatamayan bireylerde ise durum bir iç savaşa döner ve geri dönülemez risklerin alınmasına sebep olur. Yazımızın başında zikrettiğimiz aynı yeryüzünün farklı sonuçları cümlesinin tanımı bu ikilem içindir. Dünyadaki bireyler olarak aynı döngüleri yaşıyor farklı çıktılar veriyoruz. Bu dönem içinde izlenecek en doğru metod “Bekle ve Gör” metodudur. Ergen bireye karmaşasını yaşayacağı bir alan vermek ve bu alanı birtakım siyasi söylem ve faaliyetlerden uzak tutmak en doğru yaklaşımdır. Ne yazık ki yaşadığımız çağ, uzak kalmayı, korunmayı müsaade etmemektedir. Ebeveynlerin konu hakkındaki tutumu sabırlı olmakla başlamalıdır, bu sürecin sağlıklı bir süreç olduğunu ve çocuklar içinde atlatılması zor bir dönem olduğu unutulmamalıdır. Ergenlerin araştırarak öğrendiği ve üzerine kafa yorduğu konuları ebeveynler olarak geniş çaplı ele almalı, dünyada gittikçe artan bu furyaya karşı sağlam antitezlerimizi öğrenmeli, oluşturmalıyız. Çocuk ve ergenlerin yaşadığı kimlik bunalımı hadisesi kimi kaynaklar tarafından sistem açığı gibi değerlendirilmiş ve çocukları içinden çıkamayacakları bir sonuca sürüklemiştir. Özenti, örnek olma, merak etme, fanlaşma, farklı olma duygularıyla hareket eden ergen birey dünyada hızla artan sistemin bir ayağı olmuştur.
Türkiye için yeni olan “Cinsiyet Disforisi” meselesi Avrupa ve Amerika için 2010’dan bu yana ciddi mücadele ettiği ve büyük çoğunlukla kaybettiği bir konudur. Konunun temeli yukarıda zikrettiğimiz “Kimlik Bunalımı” hadisesidir. Hayatın normal akışında olan ve her ergenin yaşayabileceği bu olgu kimileri tarafından gerçeklik olarak addedilmiş henüz sağlıklı kararlar alamayan bireyi geri dönüşü olmayan ve çoğunlukla pişmanlıkla sonuçlanan bir boşluğa sürüklemiştir. Hormonal tedaviler, ilaç takviyeleri, ameliyat masaları sosyal medya kullanıcıları tarafından oldukça renkli ve cezbedici metaforlarla bireye sunulmuştur. Oldu bitti anlayışıyla sunulan bu işlemlerin arka planı ve yaşadığı tahribat bireye asla yansıtılmamış, hayatın ne kadar mükemmel ilerlediği ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. Bunalım halinden faydalanılan birçok birey yaptırdığı işlemler sonuncunda hayal ettiği uzun süreli sağlıklı yaşam hayaline kavuşamadığını ve içerisindeki sorunların da çözülemediğini görünce ağır depresif ilaçlarla baş başa kalmıştır. Disforinin en etkili çalışanı medya ayağıdır: Gelişimini tamamlayamamış, meşhur olma, ilgi çekme uğruna ön plana çıkarılan bazı kişiler mutlu olduğu izlenimini oluşturmuştur. Bu şekilde ön plana çıkarılan bireylerin “çok pişmanım” açıklaması yapmalarını beklemiyoruz, zira arka planda dönen dev paralar ve vaatler, kişinin ameliyatı ve değişimi için ailesine, doktoruna, çevresine uzun uzun dil dökmelerinin başarısızlıkla sonuçlandığını söylemesi çok zordur. Bu tür bireyler birden ortadan kaybolmuş, yalnızlık duygularıyla ve revize ameliyat meseleleriyle tek başlarına mücadele etmeyi seçmişlerdir. Amerika’da cinsiyet değiştirme ameliyatlarının gerçekleştirildiği Johns Hopkins Cinsiyet Kimliği Kliniği’ni 1979'da kapatan Dr. Mchugh sebebini şöyle açıklamıştır; “Bireylerin ameliyat sonrası psikolojik durumlarında çok az değişiklik olmuştu. İlişkiler, iş ve duygularla ilgili sorunları eskisiyle aynıydı. Duygusal zorluklarından kurtulup psikolojik olarak gelişecekleri umudu gerçekleşmemişti.”
Yapılan ameliyat ve değişimlerin çocuklar üzerindeki uzun vadeli sonuçları henüz saptanmamış olsa da kısa süreli yetişkinler üzerinde alınan sonuçların pek de parlak olmadığı gözler önüne serilmiştir. Burada ailelere temel iki kod verilmelidir. Karmaşanın dönemsel bir gerçeklik olduğu ve bu değişimlerinin sonsuz bir mutluluk yerine bitmeyecek acı ve sorunlar getireceğidir.
Konuyu metaforlaştıracak olursak bu bir yangındır ve bu yangın ya evimizde ya bahçemizde veyahut mahallemizdedir. Bize hiçbir zaman dokunmayacağı bir gerçeklik değildir. Aileler ve çocuklar konu hakkında bilinçlenmeli, saklanılan kirli geçmişler deşifre edilirken sahte maskeler yüzlerden düşürülmelidir.
“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat Suresi, 13. Ayet)
Ravzanur DEGER