Bir tepe üzerinde esen rüzgârı kollarında avuçlamak, koşmak; en düzlüğe, en düzlüğün kollarına koşmak. Yalarken rüzgâr saçların her telini, gözlerini mutluluğa yummak... Derin bir nefesin ciğeri olmak, ciğerleri mutluluk şarkılarıyla doldurmak. Gülümsemek; en ferah rüzgârın şükranına gülümsemek... And içmek; zamana, zeytine, incire ve sana... Sen ki yerin, göğün ve arasındaki her şeyin ilahı, yaratıcısı, yok iken var edeni. Şarkıların, seslerin, gönüllerin ve renklerin Rabbi... Sen’in esmanı haykırır cümle kuşlar, tüm kâinat Sen’indir ve Sanadır, Sen’in adını anmaktadır rüzgârın her hışırtısı, Sen’in esmandır düşen yağmurun her tanesi. Her bulut adının rahmetini indirir yeryüzüne ve her âdem Sen’in esmanın secdesindedir. Sen’in esmanı aramaktadır alınlara bulaşan her secde, Sen’in rahmetini topraklara sormaktadır, bulacağını umarken toprağın izleri bulaşır; avuçlara, alınlara, göz yaşlarına... Yağmurun sesi Sen’in müziğindir, ateşin, kuşların, yaprakların sesi; tüm güzel sesler Sen’in eserindir. Yürürken ferahlatan, iç açan tüm güzellikler Sen’in fırçanın darbesidir. En büyük sanatkâr Sen’sin ve en güzel renkler Sen’in fırçandan bulaşan renklerdir. Nirvana; tüm hayatını adayacak kadar yüksek olan bu gaye Sen’i bulmak içindir. Sen’i bulmak hakikati bulmaktır, inciri ve zamanı bulmaktır. Aralanan perdenin arkasını bulmaktır, gözlerin, kalplerin kilidini kırmaktır. Asıl buluş kaybolmaktır, sanatkarın sanatında zihninin derinliklerine bocalamaktır. Kaybolmak; bulmaktır. Sen’i aramanın tadına varmışsa beden, Sen’i bulmanın lezzetini çoktan tatmıştır. Zira Sen’sin Sana yakınlaşacak olanı geri çevirmeyen, Sen’sin kaybolan yolları düzlüğe eriştiren. Kudüs’ün kapıları da Sen’indir Kabe’nin göğü de. Uzun yapılar, gösterişli binalar, sayısız askerler, uzun namlulu silahlar... Hangisi Sen’in göğü kuşatan kürsünden güçlü olabilir? Eşyalar da Sen’indir filler de. Yönünü Kabe’ye dönünce duran da Sen’indir, Ebrehe’yi dağıtan Ebabiller de. Sen’in kalemindir kaderin yazgısı, Sen’in imzandır müstakim kapısı.
Göğe bakıştır insanı tefekküre sevk eden, dönen bulutlar, süzülen güneş ışıkları... Rahmet nazarı doluşur kirpiklerin en ucuna, göğe bakış asıl olana bakıştır; insana. Yaratanı bulmak özünü bulmaktır. Kalplerde gizleneni, kalplerin sahibini bulmaktır.
Adımları sıklaşır, hızlanır zihninden geçen düşünceler. Bakışlarını ayak uçlarına doğrultur, birkaç saniyesi vardır; durup izlemesi için yalnızca birkaç saniye... Korna sesleri, bağrışmalar, hızlıca geçen araçlar, bakışları ayak uçlarındadır; küçük bir salyangoz. Yağmur şiddetlenir, sesin şiddeti artar, araçlar, rüzgâr ve insanlar. Eline aldığı gibi sıyrılır düşüncelerinden. Az önce dakikalarını verdiği tefekkür seansını bir çırpıda yarıda bırakmıştır. Avucunda küçük bir salyangoz vardır, hayatta kalmaya çalışan bu salyangoz yaşam için onun kapısını çalmıştır. Tebessüm ederken Yaratanı şükran ile anmayı ihmal etmemiştir. Yolun karşısına geçer geçmez nemli bir duvar aramaya koyulur, yolun sonunda yosun tutmuş bir duvarın köşesine bırakır salyangozu. Bakmaya devam eder, yağmur suları pantolonun paçalarını kendisiyle sürüklemeye çalışmaktadır. Elini ceplerine koyar, akan suyun tersine adımlarını atarken salyangozu düşünür; bu küçük canlının rızkını ve kaderini tesis eden Allah, onun yaşamını şüphede bırakmayacaktır. Cebinden çıkardığı peruğu konteynırın içine bırakır, bundan sonrası başkadır, kaderlerin üstü kadere olan inancı tamdır.
Ravzanur DEĞER