Hamd âlemlerin Rabbine, salât ve selam da O’nun pak Rasulüne olsun.
Çocuğunuza miras olarak ne bırakacaksınız?
Ev mi? Arsa mı? Araba veya para mı? İyi bir eğitim sonunda kazanılmış önemli bir kariyer mi? Dilerim ki Allah hepsini nasip etsin. Ancak çocuklarımıza bıraktığımız öyle şeyler vardır ki tapuda görünmez, banka hesabına yatmaz hatta biz bunları çocuklarımıza bıraktığımızın farkında bile değilizdir.
Öyle miraslar vardır ki zamanla yok olmaz, eskimez, azalmaz. Çocuğunuza bir ev bırakırsınız eskir, servet bırakırsınız erir, araba bırakırsınız yıpranır. Ancak öyle bir şey bırakmalı ki o eskimesin, yok olmasın.
İmam Gazali şöyle der: “Çocuk, anne-baba elinde emanettir. Kalbi kıymetli bir cevher gibi temizdir. Mum gibi her şekli alabilir. Bütün yazı ve şekillerden uzaktır. Temiz bir toprak gibidir. Ona hangi tohum atılırsa, öyle büyür. İyilik tohumu ekilirse, din ve dünya saadetine kavuşur.”
O halde toplumun tohumu olan çocuklarımıza güzel ahlak tohumları atmalı…
Bazı alışkanlıklar vardır, bunları nereden edindiğimizi bilmeyiz. Hatırladıklarımızın çoğunun yolu da erken çocukluk dönemimizde ailemizin verdiği eğitime çıkar.
Eve girince selam vermek, odadan çıkarken lambayı söndürmek, yerde gördüğümüz ekmeği yerden almak, birisi konuşurken dikkatimizi ona vermek, söz verince o sözü tutmak vs. gibi nereden öğrendiğimizi tam olarak bilmediğimiz ve ailemizden öğrendiğimize kanaat getirdiğimiz güzel huylar vardır.
Merhum Kemal Ural, Küçük Şey Yoktur adlı kitabında ailede çocuk eğitiminin önemini şöyle vurgular: “Erken Çocukluk Dönemi, kişiliğin temel taşlarının atıldığı, köklü alışkanlıkların kazanıldığı dönemdir. Çocuğun ince, zayıf, güçsüz bileklerine, alışkanlığın bükülmez kelepçesi bu dönemde takılır. Bu dönemde filizlenir ağaç olacak tohum... Bu dönemde açılır zihinde derin izler ve o izlerle kurar yuvasını örnekler. Tüm değerler çocukta erken çocukluk döneminde maya tutar. Erken çocukluk 12 yaş döneminde çiçeklerini açar, tüm hayat süresince de meyvelerini verir.”
Bu hayat bir bayrak yarışıdır. Bizler büyüklerimizden aldığımız bayrağı çocuklarımıza, onlar da kendi çocuklarına aktaracaklar. Dileriz ki bu yarışta hep güzel bayraklar taşınsın; güzel huylar, iyi alışkanlıklar, temiz bir fıtrat… Bu hayat yarışında büyük şeyler taşımamıza da gerek yok.
Çoğu zaman büyük şeyleri önemser, küçük (gördüğümüz) şeyleri ise geri plana iteriz. Hâlbuki küçük şeylerdir bırakılması gereken asıl miras. Ahlaksız birini gördüğümüzde onun “aile terbiyesi” almadığını bize düşündüren şey onun işlediği büyük günahlar değil, çoğunlukla kabalık ve anlayışsızlıklarıdır.
Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras nedir, sorusuna Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) en güzel cevabı vermiş, “Hiçbir bir baba, evladına güzel ahlaktan daha güzel bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizi, Birr, 33) buyurmuştur.
Elbette maddiyat da önemli ancak arkamızdan “Allah seni yetiştirenden razı olsun.” dedirtecek bir evlat/öğrenci yetiştirmektir asıl başarı. İşte o zaman biz de dünyada kalıcı bir eser bırakmış oluruz. Çünkü bizden öğrenen çocuk kendi çocuklarına, onlar da kendi çocuklarına derken belki de kıyamete kadar sürecek bir hayır silsilesinin anahtarı oluvermişizdir. Bu da en çok örnek olmakla gerçekleşir.
Küçük Alışkanlıklar
Araştırmalar, insanın en fazla hatırladığı yılların çocukluk yılları olduğunu göstermiş. Dikkat ederseniz bir yerde bir muhabbet olunca orada illa ki bir çocukluğa gidilir. Çünkü çocukluk, hayatı yeni tanımaya başlarken yaşadığımız yeni anılar diyarıdır.
Hal böyle iken çocuklarımıza çocukluk çağlarında iyi alışkanlıklar kazandırmaya bakmalıyız. Bunu da sözle değil fiille yapabiliriz. Tıpkı videoların kitaplardan etkili olduğu gibi, çocuklarımız da sözlerimizden çok davranışlarımızdan etkilenir.
Çocuğumuza “Büyüklerine hürmet et.” diyor sonra da çocuğun yanında kendi anne babamıza karşı sabırsız davranıyorsak, “Gıybet etmek günahtır.” deyip sanki bu cümleyi biz kurmamışız gibi harıl harıl gıybet ediyorsak, yalan söylemenin kötülüğünden dem vurup konu komşuya, eve gelenlere yalanlar söylüyor, “Annem evde değil!” dedirterek çocuğu da yalana alıştırıyorsak burada büyük bir sorun var demektir.
Çocuklar bazen nasihatlerimizi dinlemiyor olabilirler ama hayatımızı çok dikkatli seyrediyor ve örnek alıyorlar.
Her evin görünmeyen bazı kuralları vardır. Duvara asılmaz, çerçevelenmez, aile toplantısında okunmazlar. Ama herkes bilir.
“Bizim evde misafir böyle ağırlanır.” “Bizim evde sofradan böyle kalkılır.” “Bizim evde birbirimizin hâli hatırını sorarız.” “Bizim evde kimse diğerinin eşyasını izinsiz almaz.” ve benzeri gibi…
Bütün bunlar güzel… Ancak bazen bunun tersi de geçerlidir.
“Bizim evde herkes işini son dakikaya bırakır.” “Bizim evde herkes her şeyi ortaya atar.” “Bizim evde sinirlenince ses yükseltmek normaldir.” vesaire...
Bunları da çocuk öğreniyor, hem de siz öğretmeye çalışmadan. İşte aile kültürü biraz da böyle oluşuyor.
Kemal Ural’ın Küçük Şey Yoktur kitabındaki güzel benzetmelerden biri de tohumdur. “İnsan ağacı görür, meyveyi ister ama tohumu küçümseyebilir. Oysa yarının tohumu bugünün küçük şeylerinde atılır.” der Ural.
Ebeveynlikte de galiba en çok düştüğümüz yanılgılardan biri bu. Meyveyi istiyoruz ama tohumu unutuyoruz. Tohumu sulamayı, bakımını yapmayı, bitki besinini vermeyi unutuyoruz. Bazı besinler elimizde de yok, tedarik etmeye de uğraşmıyoruz. Böyle olur mu?
Çocuğumuz sorumluluk sahibi olsun istiyoruz. Peki, bugün kendisine verilen küçücük işi tamamladı mı?
Merhametli olsun istiyoruz. Bugün evde birinin yorgun olduğunu fark edip ona yardım edildiğini gördü mü?
Şükreden biri olsun istiyoruz. Sofrada, misafirlikte, telefonda bugün sahip olduklarımızdan mı bahsettik, sahip olamadıklarımızdan mı?
Kitap okusun istiyoruz. Peki, evde eline kitap alan bir yetişkin görüyor mu?
Büyük sonuçları seviyoruz. Küçük başlangıçları ise biraz sıkıcı buluyoruz galiba. Bunun sebebi de küçük alışkanlıkların alkışlanmayan davranışlardan oluşması olsa gerek. Çünkü kimse sofra toplayan bir çocuğu her defasında alkışlamaz. Bir çocuğun tutumlu olmasına kimse madalya takmaz. Ama zaten karakter dediğimiz şey çoğu zaman alkışlanmayan tekrarların toplamıdır.
İnsan bazen aynı şeyi yüzlerce kez yapar ve sonunda artık onu düşünmeden yapmaya başlar. İşte alışkanlık budur.
Alışkanlıkların şöyle ilginç bir tarafı var: Önce biz onları yaparız, sonra onlar bizi yapmaya başlar.
Ural’ın çok kısa ama çok şey söyleyen bir cümlesi var: “İnsan küçük şeylerle tükenir, küçük şeylerle büyür.”
Bir ev bir günde huzurlu/huzursuz olmaz. Bir günde dağılmaz, bir anda toparlanmaz. Küçük küçük birikir her şey. Küçük dediğimiz bir tebessüm, cennetin kapılarını açtırabilir insana.
Efendimiz’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “en hayırlı amel nedir?” diye sorulduğunda “Az da olsa sürekli olandır.” buyurmuştur. Yoldan bir taşı, insanlara engel olan bir şeyi kaldırmanın, tebessümün ve güzel sözün de sadaka olduğunu (Tirmizî, Birr, 36) Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadis-i şeriflerinden öğreniyoruz.
Bir “Eline sağlık!” sözü duyulmadığı için yıkılan yuvalar var ve maalesef, bu tür evlerde büyüyen çocuklar doğru davranışın nasıl olacağını bilmelerine rağmen eşlerine bunu gösterememekte, ebeveyninin izinden gitmektedir. Aile danışmanlarına giden danışanların çoğu, hatasının farkında olduğunu, çocukken ki evlerinde de bu tür davranışlar gördüğünü ancak bunu düzeltmekte aşırı derecede zorlandıklarını ifade ederler. Çünkü…
Çünkü çocuk o evden çıkıp yeni bir yuva kurarken sadece valizini almadı. Valize konulmayan, elle tutulmayan, göze görülmeyen bir şeyler de aldı. Bu, sizin ona ölmeden önce bıraktığınız miras, hazırladığınız görülmeyen çeyiz ve yol azığı.
Küçük alışkanlıklar büyük bir miras oluşturur ve bu miras belki amel defterimizin kıyamete kadar kapanmamasına vesile olur. Güzel alışkanlıkların yer etmesi için önce kendimiz uygulayalım, çocuklarımız da zaten ister istemez öğrenir, uygular ve hayatına alır.
Huzurlu bir yuva, kıyamete kadar yazılacak sevaplar dualarımla…
Sezgin Özbay