Bismillah…
2000’li yılların başında ortalığı kasıp kavuran “Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin. Ya gel bana sahici sahici ya da anca gidersin” dizeleri çok manidar olsa da, güzel dilekler, kişinin kendisi olma çabasına destekleyici, motive edici görünse de anlatılmak istenen gerçekten bu muydu? Yoksa “Kendin ol ama bizim uygun gördüğümüz şekilde” diye örtük bir baskı mı var?... Sanki bu sözleri sarf eden cenah kendine benzeyene alan açıyor bir tek…
Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” teorisi insanın temel ihtiyaçlarını anlamada bir faktördür. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, beş farklı düzeyden oluşur. Bunlar sırasıyla;
Fizyolojik ihtiyaçlar (İnsanın hayatta kalması için gerekli olan ihtiyaçlardır. Bunlar yiyecek, su, barınma, uyku gibi…)
Güvenlik ihtiyaçları (İnsanın fiziksel ve psikolojik olarak güvende hissetme, iş, kaynak, sağlık, mülkiyet güvenliği ihtiyacıdır.)
Ait olma ve Sevgi İhtiyaçları (İnsanın sosyal ilişkilere, sevgiye, kabul görme ve ait hissetme, arkadaşlık, aile ihtiyacıdır)
Saygınlık ihtiyacı (İnsanın kendi ve başkalarına saygı gösterilmesi, takdir edilme ihtiyaçları)
Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı (İnsanın potansiyelini tam olarak kullanabilmesi, yeteneklerini sergileyebilme ihtiyacı)
Bu sıralamalar kültürden kültüre, kişiden kişiye farklılıklar gösterse de, sıralamalarının öncelikleri yer değiştirse de birbirlerini desteklediği aşikardır. Bizim dikkat çekmek istediğimiz konu “Ait olma ve sevgi ihtiyaçları”…
Gerçekten kabul görmek uğruna nelerden vazgeçiyoruz? Mesela; bizim annelerimiz ya da büyük annelerimiz döneminde etine dolgun kadın makbul karşılanırmış. Daha sağlıklı, daha güçlü olduğu için çünkü tarla, bağ, bahçe, hayvancılık ile meşguller o dönemlerde. Günümüz modernitesinde acaba ‘0’ beden olma uğruna yeme-içmeden mi vazgeçiyoruz? Fizyolojik ihtiyaçlarımızı öteleyip bir yeme bozukluk çeşidi olan Bulimiya Nervoza ya da Anoreksiya Nervoza arasında psikolojik çöküntülerle güvenlik ihtiyacımızı da tehlikeye mi atıyoruz?... Sektör kadınlar üzerinden yürüdüğü için kadınlardan örnek veriyorum. Bir türlü ağzımızdan, gözümüzden memnun olmayıp türlü türlü operasyonlarla hep aynı yüzlerle mi bir aradayız sanki. Şişik dudaklar, elmacık kemikleri belirgin, kaşlar yay gibi, aynı çene… Estetik operasyonlar, filtrelerle dolu bir dünya. Kendilerini yetersiz hissetme, hissettirme… Ve zamanla ruhta açılan yaralar. Bizi biz yapan ne varsa yavaş yavaş siliyoruz sanki. “Normal” olana benzeyebilmek için. Hepsi birbirinin baskısı adeta….
Daha da trajik olan ise kabul görmek uğruna değer yargılarımızdan mı vazgeçiyoruz?...
İnsan kavramının iki kökten türediği söylenir. Biri “İns, Üns” yani “bağ kuran, ait olmak isteyen, birilerine bağlanmak isteyen…. Diğeri ise “Nisyan” yani “Unutan, unutmaya meyyal, her şeye alışan”. Bu durumda Maslow’a göre ait olma ve kabul görme ihtiyacının ne kadar temel ve insani bir ihtiyaç olduğunu görüyoruz. İnsan sevilmek, görülmek, anlaşılmak ister doğru ve hatta haklı bir ihtiyaçtır. Fakat bu ihtiyacı kendi değer yargılarımızla, ilkelerimizle harmanlamaz isek insanın kendine yabancılaşmasının da başlangıcı olabilir bu durum. Bu ihtiyaç fıtrata ters bir şeklide karşılanmaya çalışıldığında insan sadece kabul değil aynı zaman içerisinde tükenir. Kabul görmek uğruna, kendi köklerimizden, inançlarımızdan, kültürümüzden, dilimizden, vazgeçer hale gelebiliriz çünkü insan nisyan ile maluldür unutmayalım…. Benzemeye çalışılan hayatlar hiç de bizlere benzemeyen suretlerdir. Bakın giydiğimiz kıyafet, kullandığımız dil, yürürken taşıdığımız tavır, nelere gülüp, nelere öfkelendiğimiz hepsi ait olduğumuz ve kabul görmek istediğimiz yerlere aittir. Ya değer ve ilkelerine ya da kültürel erozyona….
Peki bunun bir bedeli yok mudur? Mesela kendin olmak neye mal olur? Ya da şöyle sorsak “Kabul görmek uğruna kendinden vazgeçtiğinde neyi kaybetmiş oluyorsun?”
Maslow’a göre kendini gerçekleştirme ihtiyacını karşılayamaz ve insan kendi olmayı unuttuğunda, her şeye benzeyip hiçbir şeye ait olamaz hale gelir zamanla. Ve yine eksik kalır. Yine kendini, yeteneklerini, potansiyelini gerçekleştiremez.
Evet kendimizle de yüzleşelim. Modern dünyanın, popüler kültürün sahte cafcaflı parıltısı karşısında bir çoğumuz kendimizi güncellemek adına özümüzden uzaklaşabiliyoruz. Ama her uzaklaştığımızda özümüzü tekrar tekrar getirelim kendimize, fıtratımıza. O fıtrat Rabbani bir dokunuşla şekillendi ve her detayında hikmet saklıdır unutmayalım. Vesselam…
NOT: Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde bulunan maddelerden tek bir tanesi dahi Gazze’de karşılanmamaktadır ve bu yüzyılın en acımasız soykırımıdır. Bunu da UNUTMAYALIM!...
SUNA TÜTAK