Ahir zamandayız; şeytanın ve şeytani odakların hilelerini her türden ve akıllanmaz bir biçimde hızlı yaydığı bir zaman dilimindeyiz. Deccalin ahir zamanda çıkacağını bilen biz Müslümanlar iki ayaklı kör deccal bekleyedurmuşken şeytan ve deccal orduları Müslüman kanıyla yeryüzünü yıkamaya ve küresel bazda ifsat etmeye devam ediyorlar. İnanılmaz bir gayretle yediden yetmişe insanlığın felaketini hızlandırmak için çalışan ordusuna karşın bir de rahmani orduları vardır Allah’ın. Gazze’de en bariz örneğine şahit olduğumuz bir irade, sağlam bir iman ve azimle yeryüzünün ıslahı ve refahı için gayret eden Allah’ın ordularını da gördük. Meleklerin gıpta ettiği alnı açık yeryüzünde yürüyen Allah dostları bu karanlığın askerlerine karşı mücadele ediyorlar. Kimi ilim, kimi bilim, kimi ticaret ve kimi de tüm varlığı ile kendini Allah yoluna adamış yiğitlerin. Hak ve batıl savaşı kıyamete kadar devam edecektir. Bu zamanda küfrün ifsadını yeryüzünden temizlemek adına atılan en ufak bir adım bile hayati bir öneme sahiptir. Bazen hemen yanı başımızda bu cehd ve gayretine şahit olduğumuz kardeşlerimiz olduğu gibi bazen de perde gerisinde büyük fedakarlıklar gösterenler vardır elhamdülillah.
Aslında ele almak istediğim konu bu ihlaslı kardeşlerimizin bizzat yanı başındaki kardeşlerinin eliyle yıpratılması meselesidir. Bu hizmet alanında insana en ağır gelen imtihandır. Kimi zaman yersiz bir eleştiri, kimi zaman anlayışsızca bir davranış, kimi zaman yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktan kaçınılması gibi örnekler arttırılabilir. Bu negatif davranışların kaynağı çoğu zaman haset, çekememezlik, bencillik, gaflet gibi şeytani duygular olabiliyor. Bilmeden ya da yanlış anlamadan kaynaklı zararlar bir ölçüde telafi edilebilirler, oysa tedavisi en zor hastalık haset ve çekememezliktir. Şeytanın insanın ruhunu ve duygularını kıskıvrak yakaladığı bu tuzaklardan kurtulmak ancak ve ancak dua, istiğfar, tefekkür ve bolca bilinçlenmeyle olabilir. Bir kardeşimizin yaptığı işi eleştirirken ya da ona sözlü olarak saldırırken aslında o kardeşimizin şahsından ziyade İslam davasına zarar verdiğimizi unutmamamız lazım. Hizmet alanında en küçük bir işin bile büyük öneme sahip olduğu bu zamanda hizmette gayret eden kardeşlerimizi şu ya da bu sebeple yıpratmanın Allah’ın nazarında ne kadar kerih bir davranış olduğunu hem belki meleklerin dua ve takdir ettiği o güzel amellerin değerini düşürmekle onların ve diğer Müslümanların nefret ve bedduasına maruz kalacağımızı unutmamamız lazım. Tefrikanın Müslümanları bir virüs gibi hasta ettiği, birbirinden ayırdığı bu çağda bölük bölük olmuş Müslümanların her bir grubunun birbirini reddetmesi, sevmemesi, adavet etmesi Müslümanlar açısından ne kadar acı verici bir musibettir. Kardeşlik binasının temelleri sağlamlaşmadan hizmette bereket ve başarı elde edilemez. Bu temeller ancak muhabbetin, samimiyetin, îsarın, diğerkâmlığın ve merhametin kalpte kök salmasıyla olabilir. Bu ise ancak kavi bir imanın gereğidir. Allah için manevi temizlik ayı olan ramazana girerken dönüp kalbimizi bir yoklayalım. Beğenmediğimiz, küçük gördüğümüz, eleştirdiğimiz kardeşlerimizin yaptığı ameller Allah nazarında makbul ise ve bizdeki bu duygular şeytani ve nefsani ise bunun vebalini ve hesabını Allah’a nasıl vereceğimizi tefekkür edelim ve samimi bir tövbe edelim. Bilelim ki İslam cemaatinden her bir kardeşimizin yaptığı her bir hizmet eğer kalpten tasdiklediğimiz, dualarla desteklediğimiz ve onlara karşı sevgi beslediğimiz sürece aynı sevaba ortak olduğumuzu unutmayalım.
“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da bu acıyı paylaşan bir beden gibidir.” (Müslim/Birr 66) buyuruyor Allah Resulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). Allah bizlere dini ve davası için bir binanın tuğlaları gibi saf tutanlardan olmamızı emrediyor. Uhuvvet, muhabbet, dayanışma bu kardeşlik yolunda olmazsa olmaz gereksinimlerdir. Aksi düşünülemez. O halde batıla ve şerre karşı iç kalemizi muhkem kılma adına bu temelleri onarmalıyız.
Mürvet Cengiz