Bismillahirrahmanirrahim
Yüce Yaratıcının (Celle Celaluhu) insanların genlerine kodladığı bazı şeyler vardır. Bunlardan birisi inanma duygusu, bir diğeri de ahlaki özellikler dediğimiz davranışlardır. Genel olarak huy, karakter, mizaç gibi anlamalara gelse de aslında ahlak, insandan sadır olan iyi ve kötü bütün davranışlardır. Dolayısıyla insan hem kendisini yaratan rabbine karşı hem de yaşadığı çevreye, birlikte olduğu insanlara karşı sorumludur. Allah’u Teâlâ’nın insandan istediği rutin ibadetler vardır. Bunların yanında davranışlarını da güzelleştirmesi istenir. Bunlar aslında birbirinden ayrılması mümkün olmayan şeylerdir. Hazreti Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta’, Hüsnü’l-Huluk, 8) hadisi de tam bu birlikteliği anlatmaktadır. Çünkü peygamber Allahtan aldığı vahiyleri insanlara ileten kişidir. Ve bu iletiler din olarak adlandırılır. Oysaki peygamberin, ben dini tamamlamak için gönderildim, ifadesi yerine, ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim demesi, din eşittir güzel ahlak sonucunu doğurur.
Tüm dünyada, tüm çağlarda temiz fıtrat sahipleri tarafından kabul edilen ortak değerler vardır. Evrensel ahlak kuralları denilen bu kurallar insanları ve buna bağlı olarak da insanlığı ayakta tutar. Fıtratlarındaki bu güzellikleri gün yüzüne çıkaran insanların oluşturduğu toplumlarda yaşam anlamlıdır. İnsanlar dünya yaşamlarında daha rahat bir hayat sürebilmek için çabalarlar. Modern çağdaki teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar daha az enerji harcayarak, daha kısa sürede daha çok içi daha kolay halletmektedirler. Lakin yaşamı kolaylaştırmak için çabalayan bu çağın insanın en büyük çıkmazı maddi imkânlardan ziyade manevi ihtiyaçlardır. Beden ve ruh ikilisinden müteşekkil olan insanın bedeni ihtiyaçları gibi ruhi ihtiyaçları da vardır. Bedenini besleyip ruhunu aç bırakan insan içine düştüğü buhranların sonucunda canavarlaşır. İnsan aklının hayal etmekte bile zorlanabileceği türden yaratıklara dönüşür. Son günlerde medyadan gördüğümüz, duyduğumuz vahşilikler belki de buz dağının sadece görünen kısmıdır. Bu kısımları dahi insana şunu hatırlatmaktadır. İnsan doğru, sağlam bir inanca sahip olmalıdır. “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, Hüsnül- Halk, Müsned 2/381) diyen kutlu insanın bu sözünün ne kadar da yerinde bir söz olduğuna bir kez daha inandırır.
Modern dünyada içi boşaltılan kavramlardan birisi de maalesef ahlak kavramı olmuştur. Takım elbise giyinmek, düzgün bir tıraş olmak, güzellik salonlarında vakit geçirmek, lüks mekânlarda, lüks masalarda, lüks tabaklardan kibarca yemek yemek, yine lüks ve gösterişli evlerde oturmak, bunlara mukabil araçlarla gezmek şeklinde anlaşılır oldu ahlak. Bundan da ziyade böyle görünen kimselerin itibarlı, ahlaklı, saygıya değer kişiler oldukları kabul edildi. Hâlbuki bunlar insanın bedeni ihtiyaçlarını karşılasa da ruhunda derin boşluklar bırakmaktadır. Bu boşluğu da haz duygusu ile doldurmaya çalışınca da içine düştüğü bataklıktan kurtulmaya çalışırken her hareketinde daha da batan insana dönüşür. Haz öyle bir duygudur ki, içine odun atıldıkça harlanan ateş gibidir. Onu tatmin etmenin sınırı ve sonu yoktur. Her tatminden sonra daha fazlasını, daha farklısını ister. En nihayetinde insanı kendisine köle haline getirir ve insan bu süreçten sonra yaptıklarının yanlış olduğunun bilincini dahi kaybeder. Kur’an-ı Kerim Nahl Suresi 63. ayette ifade edilen duruma gelinir; “Şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterir.” Böylece merhamet, adalet, hoşgörü, diğerkâmlık gibi diğer erdemler de değersizleşir onların nezdinde. Oysaki insan kendisi kadar başkasında da faydası dokunabildiği ölçüde insandır.
Modern insanın içine düştüğü hatalardan birisi de ahlaki kuralları dinden bağımsız düşünmeleridir. Bu düşüncenin de kaynağı aslında yine Yahudilik öğretilerindeki olumsuz bazı ifadelerden kaynaklanmaktadır. Sadece kendisine yaşam hakkı tanıyan, kendisi gibi inanmayanlara karşı hiçbir sorumluluğunun olmadığını kabul eden bu ırkçı inancın olumsuz etkileri zamanla diğer dinler için de düşünülmeye başlanmıştır. Hâlbuki hak din İslam’da ve muharref de olsa Hristiyanlıkta ahlaktan yoksun bir ibadet anlayışı yoktur. Özellikle İslamiyet’te güzel niyet ve davranışlarla desteklenmeyen ibadetlerin insana bir şey kazandırmadığı ayet ve hadisler toplu olarak ele alındığında net olarak ortaya çıkmaktadır. Onun için insanları inançlarından uzaklaştırarak mükemmel bir ahlakla bezenmiş topluma ulaşmak mümkün değildir. Uzun yıllardır bu tür projeler geliştirenlerin, uygulayanların aslında amaçlarının sadece kendi egolarını tatmin etmek olduğu acı gerçeklerle bir bir ortaya çıkıyor artık. Tarihin her döneminde bunlara benzer olayların olmuş olması elbette muhtemeldir. Ancak günümüz teknoloji ve bilgi çağında bunların gizlenmesi pek mümkün olmamaktadır.
İnsanlar hukuki cezalarla bazı şeylerden uzaklaştırabilir, bazı şeyler yaptırılabilir. Ancak cezanın ortadan kalktığı veya gizlice yapma durumunun olduğu zamanlarda o davranışın devamlılığını sağlamak mümkün olmaz. Bu ancak İslami ahlak kurallarından biri olan özdenetim denilen, kişiye içten gelen ve inancından kaynaklana bir denetimle mümkün olur. “Her nerede olursan ol Allah’tan kork…” (Tirmizi, Birr/55) hadisi ve Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde geçen, nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir ve Allah sizi görmektedir, ayetlerinin bilincinde olan bir insan dıştan değil, içten gelen bu inançla her yerde, her zaman davranışlarının güzelleşmesi için gayret gösterir. Bu durumun bencil, dünyaperest ruhlar tarafından anlaşılmasını beklemek de ahlaklı ve akıllı insanların özelliği değildir. Her şeye maddi menfaat gözüyle bakan, daha çok kazanmak için her yolu denemekten çekinmeyen modern! Dünyanın insansı görünümlü bu yarattıklarının karşısına ancak İslam ahlakı ile ahlaklanmış kişiler çıkabilir. Bunun için de Müslümanın da bunu şahsında birleştirmesi gerekir. Allah’a karşı olan sorumluluklar ile insanın diğer insanlara ve çevresine karşı olan sorumluluklarının bir ve ayrılmaz olduğu bilincini tekrar kazanması, ahlaki kuralları kitap sayfalarından, sohbet ortamlarından çıkarıp günlük yaşamın merkezine oturtması gerekir. Az bir ekmek ve su ile onurlu, huzurlu bir yaşam devam edebilir lakin ahlaki özelliklerden uzak bir yaşamın getirisi sadece bu dünya için geçerlidir. Epstein dosyası adı altında dünyaya servis edilen vahşilik, rezillik ve canavarlığın baş mimarı Jeffrey Epstein en nihayetinde bir hapishane hücresinde kendi canına kıyarak sonsuz azap için bu dünya serüvenini bitirmiştir. Epstein’den önce de nice zevkperest, bencil canavarlar yaptıklarının karşılığını ilahi adalet önünde vermek üzere bu dünyadan ayrıldılar. Hiçbir acı sonsuz olmadığı gibi, hiçbir zevk de sonsuz değildir. Bu gerçeği anlayabilen insanlar erdemli, onurlu bir hayat için mücadele ederler. Gerisi zamanın kendini tatmin etme çarkında öğütülüp zelil bir sonla ayrılırlar.
Rana ÇEÇEN