HEDONİZM'İN KISKACINDA ÇAĞDAŞ İNSAN
Nefsini ilah edineni gördün mü? Çok çarpıcı ve sarsıcı bir soru... Furkan Suresi 43 ve Casiye suresi 23. ayetlerde geçer. Türlü türlü inanç sistemleri farklı dini inanışlar vardır fakat burada ifade dilen insanın nefsini de ilahlaştırabileceğidir.
Temeli Antik Yunan’a kadar uzanan ve Aristippos tarafından kurulan Kirene Okulu’na dayanan Hedonizm; hazzı hayatın merkezine koyan, her türlü acı ve can sıkıcı şeyden uzak durmayı, hayattan zevk almayı yaşam gayesi hâline getiren bir görüştür.
Bu görüşün etkileri tüm dünyayı adeta bir ağ gibi sarmalamıştır. Özellikle gelişen teknoloji ve onunla beraber mekanikleşen hayatta insanlar bu Hedonizmin kıskacında esir olmuş durumdadır. 30-40 yıl öncesine kadar yaşam standartlarında görülen refah düzeyindeki artış ve buna bağlı olarak insanlarda hep daha fazlasını arama arzusunun tetiklenmesi beraberinde tatminsizliği, huzursuzluğu, rekabeti, hırsı, suni ve yüzeysel, samimiyetten uzak sosyal ilişkileri de beraberinde getirdi.
Yeni dünya düzeni, küresel dünya vs. bir sürü yeni isimle adlandırılan yeni ve daha önce görülmemiş benzersiz bir dünyaya adapte olmaya çalışıyoruz hepimiz. Hak ve batıl mücadelesi de eskisi kadar görünür ve hissedilir değildir. Batıl dediğimiz mefhum hiçbir zaman bugünkü kadar muğlak, simülatif ve büyüleyici olmamıştır. Sadece belli inanışlara inanç mensuplarının kapıldığı bir tuzak olmaktan ziyade her inanç ve ekolden insanların bu bataklığa katıldığını görmek acı verici bir durumdur.
Yüce Allah’ın bu kâinatı ve içerisindeki binlerce hikmetli olayı ve baş döndürücü sanatını görmezden gelerek tüm varlık âleminin ışıldayan hakikat nuruna göz yumarak yaşamın yegâne gayesini zevk ve keyfe indirgemek ve dahası bu adi hisse kul köle olmak ne kadar büyük bir zulüm ve bedbahtlıktır. Bir kere bu zevk bataklığına düşen insan, devamlı nefsini tatmin edecek farklı lezzetleri ve şehvetleri arayacaktır. Farklı tatlar, yiyecekler, giysiler, takılar, farklı gezme yerleri ve mekânlar... Tüm ömrünü, mesaisini ve varlığını bu uğurda kazanacak ve harcayacaktır. Etrafımıza baktığımızda huzursuz, tatminsiz, şükürsüz, samimiyetsiz, güvensiz ve işi gücü, konuşmasının ana ekseni dünya lezzetleri olan ve psikolojisi çok sağlam olmayan birçok insan görüyoruz. Yaradan’la kurulması gereken bağın tam kurulamaması ve bazı ahlaki zafiyetler, girilen yanlış ortamlar, tövbenin geciktirilmesi gibi sebepler bu hastalığı derinleştiren nedenler arasında sayılabilir. Sosyal medya mecralarında devamlı gittiği yerleri paylaşan, yeni aldığı kıyafetleri sergileyen, eşyalarını gösteren insanları gördükçe zevkperestliğin bir ur gibi insanlığı nasıl esir ettiğini anlıyor insan.
İslam’la tanışmamış, Kur’an hakikatlerini anlamamış insanların bu zevk bataklığına kapılması belki bir ölçüde anlaşılabilir; fakat ahiret inancı olan, ölümü sorguyu, hesabı, cennet ve cehennemi bilen ve iman eden bir Müslüman nasıl bu kadar pervasızca ve gamsızca hayatın geçici zevklerinden tat almak için çırpınıyor adeta inançsızlar gibi korkusuzca keyfe köle olabiliyor diye sormadan edemiyor insan. Ecel arkamızda, ölüm ölmemiş, amel defteri boş, kabir kapısı ardına kadar açık iken geçici zevkler tüm bunları nasıl unutturabiliyor?
“Bir Müslüman sevinmesin mi? Keyif yapmak haram mı ki?” diye sorulabilir belki. Bilinmelidir ki şu hayatın sıkıntılı, ağır ve bel bükücü girdaplarından ve ağır tazyikinden bir nebze olsun uzaklaşmak, hizmet ve ibadet için enerji toplamak, düşünce ve fikirlerin berraklaşması ve hayata dair kararlar almak ve plan yapmak adına elbette ara sıra ruhun sükûnet bulacağı ve biraz nefes alacağı güzellikleri yaşamak Müslüman’ın hakkıdır. Fakat o zevk ve keyif içinde kendini ve gayesini unutmak ve o hevesata köle olmak, Allah’ın emirlerini unutup asi olmak ve günaha dalmak asla kabul edilemez. “Nefsini ilah edineni gördün mü?” (Furkan: 43) Şimdi bu ayeti her birimiz nefsini samimi hesaba çekerek ve üzerinde tefekkür ederek tekrar tekrar okumalı; ne ölçüde bu ayetin muhatabı olduğumuzu irdelemeliyiz. Bizler dünya sürgününde, imtihan içerisinde sayılı günleri olan kullarız. Burası sonsuz rahat ve keyif yeri değildir. Bundan dolayı gönlümüzün bir yanı kırık ve buruktur. Kalbimizde hesabın ağırlığından duyulan korku ve ümit arası bir hal olmalıdır. Dahası var olan her nimet şükür ve tefekkür içindir. İslam aleminin ve Müslümanların kalpleri parçalayan acı hali de cabası. Hal böyleyken rahatlık, atalet, zevk, keyif gibi ateş çukurlarından kaçmak gerekiyor. “Fefirru illallah” (Zariyat: 50) Allah’a kaçınız. Dönüş yalnız O’nadır.
Mürvet Cengiz