Güzel ahlak ancak İslam’la mümkündür
Ahlak, insanı insan yapan en önemli unsurdur. İslam’ın en ayrılmaz parçası güzel ahlaktır. İslam, ahlakı güzelleştirmekle kalmaz; insana bir saygınlık verir ve kulluğu zirveye taşır.
İslam, ibadi olarak eksiksiz bir tavır beklerken aynı hassasiyeti ahlakta da görmek ister. Namaz kılan ama yalan konuşan, hac vazifesini yapan fakat adaletsiz davranan bir birey, ibadetlerini ne kadar yerine getirmiş olsa da onları içselleştirmemiş demektir. Şüphesiz “Namaz kötülüklerden alıkoyar” ayet-i kerimesi gereği, namaz kılan ve sırat-ı müstakim üzere yürüyen kişilerin her türlü ahlaksızlıktan uzak durması gerekir. Oruç tutan bir insanın sabırsızlık göstermemesi, zekât ve infakta bulunan birinin merhametsiz davranmaması gerekir. Yani ibadetler her türlü ahlaksızlığa engeldir. Çünkü İslam dininde ahlak; vicdanı, dini ve niyeti kapsar.
Bir Müslüman doğruyu söylerken sadece insanlar görüyor diye değil, “Allah beni görüyor ve duyuyor” diye düşündüğü için doğru söyler. Toplum içinde de yalnız kaldığında da her zaman doğru olanı yapar ve doğru davranır.
Peygamberimizin hayatı bu doğrultuda her birimiz için en güzel örnektir. O, sadece neyin doğru olduğunu anlatmamış; doğruyu nasıl yaşayacağımızı da göstermiştir. Hayatı boyunca yalan söylememiş, her ne şart altında olursa olsun emanete ihanet etmemiş, kendisine eziyet edeni affetmiştir. Hayatıyla ahlakın nasıl güzelleşebileceğinin örneklerini vermiştir.
Bugün yaşadığımız sorunların temelinde ahlaki yozlaşma yatmaktadır. Güven kaybolmuş, adalet duygusu zedelenmiş, merhamet zayıflamışsa bunun temelinde hesap duygusunun kaybolması ve inançsızlığın artması vardır. Bir insan yaptığı hataların hesabını vermeyeceğini düşünüyorsa başıboş bir halde her türlü hayasızlık ve ahlaksızlığı yapar. Fakat hesap duygusu varsa sınırlarını bilir. İslam, insana hesap vereceğini hatırlatır ve sınırlarını çizer.
Yani ahlaklı olmak için Müslüman olmak ve dini yaşamak şarttır. Çünkü İslam, diğer dinler gibi zamana ve şartlara göre değişken değildir. Her ne şartta olursa olsun, her kim suç işlerse işlesin ceza herkes için aynı derecede uygulanır; helal ve haram herkes için eşit şekilde şart koşulur. Aynı zamanda ahlakın güzelleştirilmesi tamamen ödül ve cezaya dayanmaz. Bunun temelinde iman, rıza-i ilahi ve teslimiyet vardır. İnsan ne kadar değişirse değişsin, şartlar ne kadar değişirse değişsin İslam değişmez.
Aynı zamanda İslam, “bana göre doğru, sana göre yanlış” anlayışını ortadan kaldırır. Çünkü tek bir kanun koyucu vardır ve kurallar bellidir. Ahlaksızlığın yaygınlaşmasının, suçların çoğalmasının en temel nedenlerinden biri de İslam nizamına ters bir hayat sürülmesinden ötürüdür. İslam denge dinidir ve toplumlar arasında huzuru, dengeyi ve istikrarı sağlar.
Sonuç olarak hayat tarzını İslam’a göre şekillendiren her birey dünyada refaha kavuşacaktır. Bu yüzden asıl hedef, İslam’ı benimsemek ve hayatın her alanına indirmektir. Alışverişte, düğünlerimizde, cenaze törenlerimizde, insanî ilişkilerde İslam’ın kurallarıyla hareket eden fertler refah seviyesine ulaşacaktır.
Asr-ı saadetin neden “asr-ı saadet” olarak adlandırıldığını hiç düşündük mü? Çünkü her anlamda saadet devrinin yaşandığı bir ortama başka bir isim verilmesi mümkün değildi. Allah’tan korkan, hesap bilincinin şuurunda olan fertler; hayatlarının her alanına yaymış oldukları İslam nizamının huzuru ve esenliği içinde saadetle yaşamışlardı. Hırsızlığın, hayasızlığın ve yalanın olmadığı bir ortamda suçlar azalmış, saadet artmıştı. İslam’ın güzellikleriyle insanlar feraha kavuşmuşlardı.
Ne yazık ki zamanla bu duygu ortadan kalkmış ve “yakalanmayayım da ne yaparsam yapayım” düşüncesiyle insanlar ahiret inancından uzaklaşmış, suçlar çoğalmıştır. Bu, kendiliğinden ve birdenbire ortaya çıkan bir sorun değildir; ahlakın ilahi kaynaktan uzaklaşmasının bir sonucudur. Helal ve haram bir baskı aracı olarak görülmüş; fakat İslam’ın haram kıldığı kumar, zina ve alkolün beraberinde getirdiği sorunlar görmezden gelinmiştir. İffetin alaya alındığı ve flörtün normalleştirildiği bir toplumda, gayrimeşru ilişkiler sonucu ortaya çıkan hayasızlık ve ahlaksızlık neticesindeki sorunlara “ahlak neden kalmadı” diye yaklaşmak doğru bir tutum değildir.
Hırsızlığın itibar gördüğü, yalanın görmezden gelindiği, hayasızlığın giderek arttığı toplumlar İslam nizamına dönmedikçe batmaya ve yok olmaya mahkûmdur. Özenilen Batı toplumlarının bugün ne derece hayasızlık ve ahlaksızlık içinde boğuştuğunu kendi gözlerimizle görmekteyiz. “Batı’da hayat var, Batı’da modernlik var, Batı’da medeniyet var” algısının çöktüğünü kabul etmek gerekir. Ahlak, İslam’ın en temel parçasıdır ve huzur İslam ile yaşanır.
İslam ile ahlaklanmak ve ahlakı İslam olan davalar yaşamak duası ile…
Senanur Gizli