GÜNEŞ VE VİTAMİN
2010 yılında yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması'nda, günlük beslenmeyle alınması gereken bazı vitamin ve minerallerin önerilen miktarların oldukça altında kaldığı ortaya konulmuş. Dolayısıyla, yeterli ve dengeli beslenememek, bazı durumlarda takviye kullanımını gerekli kılabilir.
Ancak zaman zaman bu takviyelerin yalnızca "pahalı bir idrar" sağladığını söyleyen nahoş ifadelere rastlıyorum. Bu gülümseten ama gerçeği yansıtmayan bir yaklaşım. Elbette hiçbir takviye mucize değildir; fakat gerektiğinde ve doğru şekilde kullanıldığında sağlığımız için önemli destekler sunabilir.
Bütçemiz elverdiği ölçüde D vitamini, magnezyum ve omega-3 kullanımının sağlıkta iyilik halimizi destekleyen temel unsurlardır. Bu destekler yalnızca kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlamakla kalmaz; bağışıklık fonksiyonlarımızı, enerji seviyemizi ve zihinsel performansımızı destekleyerek uzun vadede birçok sağlık sorununun önlenmesine katkıda bulunabilir.
Bu ay dosya konumuz D vitamini eksikliği. Son yıllarda adını sıkça duymaya başladığımız bu vitaminin neden bu kadar önemli olduğunu, eksikliğinin hangi sonuçlara yol açabileceğini ve doğal yollarla nasıl desteklenebileceğini ele alacağız.
Uzun yıllar boyunca D vitamini denildiğinde akla ilk olarak kemik sağlığı gelirdi. Oysa bugün biliyoruz ki D vitamini, bundan çok daha fazlası. Meme kanserinden bağışıklık sistemine, viral enfeksiyonlardan nörolojik hastalıklara kadar pek çok sağlık başlığıyla ilişkisi araştırılıyor. Bu nedenle yalnızca kemik gelişimindeki rolünü konuştuğumuz dönem geride kaldı. Günümüzde birçok patolojik tablonun altında D vitamini eksikliğinin de yer alabileceği düşünülüyor.
Nitekim artık hemen hemen her branştan hekimin reçetelerinde D vitamini görmek mümkün. "D vitamini eksikliği"nin eskisinden çok daha fazla gündemde olmasının nedeni de aslında oldukça açık: Bir yandan biyokimya laboratuvarlarında D vitamini ölçümleri kolaylıkla yapılabiliyor, diğer yandan bilimsel çalışmalar D vitamininin sağlıkla olan bağlantılarını her geçen gün daha görünür hale getiriyor.
Peki D vitaminini doğal yollarla nasıl elde ediyoruz?
D vitamini, aslında birçok yönüyle bir hormonu andırır. Vücudumuzdaki biyolojik saatler ve çeşitli metabolik süreçlerle yakın ilişki içindedir. En önemli kaynağı ise güneştir. Özellikle öğle saatlerinde, el ve kolların açık olduğu kısa süreli güneş maruziyetleri vücudun önemli miktarda D vitamini sentezlemesini sağlayabilir.
Burada akla doğal olarak şu soru geliyor: Güneşte kısa sürelerde sentezlenebilen bir vitaminin eksikliğini neden bu kadar sık yaşıyoruz?
İşte hikâyenin en ilginç kısmı da burada başlıyor.
Cilt lekeleri ve cilt kanseri korkusunun bugünkü kadar yoğun olmadığı, insanların daha fazla açık havada vakit geçirdiği dönemlerden; günümüzün kapalı mekânlarında geçen yaşam tarzına geldik. Üstelik güneş koruyucuların yaygınlaşmasına rağmen hem D vitamini eksikliğinin hem de çeşitli cilt problemlerinin arttığı bir dönemi yaşıyoruz.
İşin sırrı, güneşten aldığımız belirli dalga boylarındaki ışınların cildimizde başlattığı biyokimyasal süreçte yatıyor. Cildimizin üst tabakalarında bulunan hücrelerde, kolesterol türevi bir madde olan 7-dehidrokolesterol yer alır. Güneşten gelen UVB ışınları bu maddeyle etkileşime girerek D vitamini üretiminin ilk adımını başlatır. Ardından gerçekleşen bir dizi biyolojik dönüşüm sonucunda vücudumuzun kullanabileceği aktif D vitamini ortaya çıkar.
Burada dikkat çekici olan nokta, D vitamininin yalnızca bir vitamin gibi değil, aynı zamanda birçok doku ve organ üzerinde etkili bir hormon gibi davranmasıdır. Bağışıklıktan kemik sağlığına, kas fonksiyonlarından hücresel süreçlere kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Bu nedenle günümüzde D vitamini eksikliği yalnızca kemik hastalıklarıyla ilişkilendirilen bir sorun olarak değil, genel sağlık durumunu etkileyebilen önemli bir halk sağlığı meselesi olarak değerlendirilmektedir.
Peki eksiklik neden bu kadar yaygın?
Modern yaşam tarzı bunun en önemli cevaplarından biridir. Günün büyük bölümünü kapalı ortamlarda geçirmek, güneş ışığına yeterince maruz kalmamak, mevsimsel değişiklikler, hava kirliliği, yaşın ilerlemesi ve bazı beslenme alışkanlıkları D vitamini sentezini azaltabilmektedir. Sonuç olarak, güneşli bir ülkede yaşıyor olsak bile toplumun önemli bir kısmında D vitamini yetersizliği görülebilmektedir.
Bu nedenle D vitamini seviyelerinin gerektiğinde ölçülmesi ve eksiklik durumunda sağlık profesyonellerinin önerileri doğrultusunda destek alınması önem taşımaktadır.
Belki de D vitaminiyle ilgili asıl mesele, eksikliği ortaya çıktıktan sonra yerine koymaya çalışmak değil; modern yaşamın bizi güneşten, dolayısıyla bu kadim biyolojik mekanizmadan nasıl uzaklaştırdığını fark etmektir. Bazen sağlık, sandığımız kadar karmaşık değildir. Belki de çözüm; biraz daha fazla gün ışığında, biraz daha fazla açık havada, iyi yağlarla zenginleştirilmiş doğru beslenme alışkanlıklarında ve bedenimizin yaratılıştan sahip olduğu sistemlere kulak vermekte saklıdır.
Sağlıkla kalın
Ecz. Zeynep Yüksel Gülsever