Rüzgâr gibi, hava gibi, içini ısıtan sevgi gibi
O en tatlı, en deruni, en gizemli hislere yelken açmak
Ahh kalmadı içleri titreten esrarlı gönül kahramanları
Tenhalarında dua dua Rabbe yakaran
Gözyaşlarına ancak seccadeler şahit olan
Mana aleminde yıldızları gönül gerdanına takan
Ve şahit olurken kanat çırpışına meleklerin
O ulvi hallerin yarenleri nerde?
Arzın üzerinde iddiasız, kibirsiz, vakarlı ve sessizce süzülen, rayihalar taşıyarak mana iklimlerinden gül derenler nerede?
Keşfedilmemiş bir adaya yelken açanlar
Bürünerek sır perdesine
Sadece fısıldayanlar o nadide cümlelerle
Dokunanlar yürek tenine nerede?
Hira Dağı, Sevr Mağarası, Sıddık sadakati
Cibril nefesi, Hatice’nin (Radiyallahu Anha) vefası
Yeniden yaşamak ve taşımak saadet asrından bir demet
Sır dolu bir yolculuk, zamandan ve mekândan azade
Susamışlık ve açlık çekenleri götürenler Risalet sofrasına
Neye dokunsalar ve neye değse nefesleri ebedi çiçekler yeşerten aşk ehli nerede?
Dünyada kalarak ama sıyrılarak fani olan her şeyden
Bir muhabbet sofrasında mana açlığı çekenleri doyuranlar nerede?
Gürültü furyası, yüzlerce görüntünün bir kâbus gibi çöktüğü şu bedbaht asır
Ahh yürekler acısı yirmi birinci asır
Silik zihinler, ütopik düşünceler, olmayan sevdalar
Aşkın selası okunalı yüzyıl oldu
Bir bela ki bütün alem müptela oldu
Zir-ü zeber olan değerler ve ateşe verilen insanlık alemi
Değer biçen kaldı mı gönül alemine?
Maddeden gayrı öze varan kim?
Sadakatsiz sevdalar, samimiyetsiz dostluklar
Pazarlıklı, anlaşmalı yarenlikler
Aslın sinesine çöktü sahtelik
Kâbus oldu şaşaa her yerden kovuldu sadelik
İki virde üç duaya indirgendi sûfilik
Semboller, maskeler, asılsız yüzler
Hırka ve asayı Nil denizine attılar
Haramı ve helali birbirine kattılar
Kokusuz, renksiz yapay oldu mevsimler
Tadı kaçtı damağın yavan oldu lezzetler
Bakışlar sığ, görüşler dar, anlayışlar kıt
Daralınca yürek alanları ilkin kovuldu insanlık
Can çekişti mana ve değerler
Elde bir kalıp kaldı, şablonlara hapsolduk
Şekil, et, suret, para ve şehvetler taht kurdu cihana
Sultan oldu menfaat, zalim yargıç oldu
Çorak bir iklimde büyüyünce nesiller
Zakkum tomurcuğu doldu her yer
Diller yılan ve akrep zehrine banınca
Can evinden vuruldu kalpteki muhabbetler
Âdem kıtlığı oldu çağın hastalığı, Âdemliğe hasret
Şeytan terfi aldı ademoğullarını engeller
Bir buhran ki ya Rab, kapladı tüm âfâkı
Zemheri kesti bizi, cehennemlerde yaktı
Bu acayip sam yeli bizi önüne kattı
Bir el, bir gemi, mana ikliminin özlemi
Ne zaman terk edecek bu karanlık alemi?
Nurdan ışıklı erler, o gönül sultanları
Yolunu gözler olduk o candan aşıkların
Bir sessizlik, huzurlu bir sükûnet, ücrada bir yer
Duaya açılan eller, aşka durmuş yürekler
Debdebesiz, iddiasız, şaşaa ve gösterişten uzakta
Bilirler ki her an şeytan tuzakta
Kavgasız, gürültüsüz, sessiz bir sadelik arzular ruhumuz
Şafağa, ağaran tan yerine, seherde çıkan yıldıza
Susamak has olan, öz olan tüm değerlerine
Sonsuzluğun trenine binerek, görünmez mekanlarda aramak sizi
Gırtlağına kadar batmışken sahtelik batağına
Has be has Allah dostlarını tanımak
Var olduğuna iman etmek maddeye kul olmayanların varlığına
Sonra ayrılmamacasına konmak yamacına...
Mürvet Cengiz