Semavi dinler olarak literatürümüze konulmuş, Hak dinin ortak değeri olarak kabul edilen Hazreti İbrahim’in duası, geçmişimize ışık tutarken geleceğin pusulası olmuştur. İnsan hayatı, bir anne ve babadan dünyaya gelerek içinde bütün duyguların sansürsüzce yaşandığı bir aile ortamında başlar. Geleceğe atılan en büyük tohumumuz evlatlarımızdır. Doğduğumuz evlerimiz ise bizim büyüdüğümüz topraklarımızdır. Toprak ne kadar verimli ise ürün de o kadar kalitelidir.
Ait olduğu yerin farkındalığı ile geleceğe tohumunu atarken Hazreti İbrahim (Aleyhisselam) duasını şu şekilde yapmıştır: “Rabbim! Beni ve benden sonra gelecekleri salatı dosdoğru yapanlardan eyle” (İbrahim Suresi, 40. Ayet)
Geçmişimiz bizim nereden geldiğimizi gösterirken salat kavramı gelecekte yürürken yönümüzü gösteren, önümüzü aydınlatan, istikameti belirleyen, ait olduğumuz ve dönüş yapacağımız yeri gösteren bir pusulamızdır. Salat hayatın yönünü belirleyen bir bilinçtir. Yönünü şaşıran yalnızlaşır, kaybolur.
Hayat bir dua, bir davet ile başlar. Göz aydınlığı eşler ve çocuklar istemek geleceğin inşa sürecini başlatmaktır. Doğduğumuz ev bizi şekillendirirken gireceğimiz ev yaşadıklarımızı anlamlandırıp, geleceği daha güzel ve yaşanılır kılar. Geleceğini güvence altına alır.
Sağlıklı bir ortam korkusuzca kendini ifade edebilen bir ortamdır. Özgürlük hikayesi öncelikle insanın kendi içinde olur. İçteki hareket Hazreti İbrahim gibi hayatı ve yaşananları sorgulayarak içten uyanmakla, bu uyanıklığa acizliğinin farkındalığıyla dayandığı yerin büyüklüğünün, yaslandığı yerin yıkılmazlığının farkındalığıyla alemlerin Rabbine yönelmesiyle başlar.
Rabbinden gelen geri bildirim ise: benim sözüm içini temizleyip yönünü Bana çevirenleredir. (Bkz. Bakara Suresi, 112. Ayet; Şems Suresi, 9. Ayet) Yönünü Rabbi Allah’a çeviren, bağını O’nunla güçlendiren, hayatını istikamet üzere düzenleyen duaya icabet etmiştir.
Sözüm o ki geçmişimiz bize nereden geldiğimizi gösterir. Salat ise geleceğe yürürken sıdk ile, saf ve sağlam bir şekilde yönelişimizi Rabbimize göre yeniden belirleyen, bağ kuran bir bağ olur. Bir pusula olur.
Doğduğumuz ev bu pusulanın nasıl çalıştığını öğreten anne ve babanın kurduğu bir yapıdır. Bizler öncelikle anne ve babamıza bakarak hayatı yaşarız. Bir gün kendi yolculuğumuza çıkarız. Kendi kararlarımızı verir, kendi yuvamızı kurarız. Geçmişte yaşadığımız acılı tatlılı hatırlarımız bizim şekillenmemizde büyük bir rol oynarken, güzellikleri de kötülükleri de çoğaltmamıza sebep olan kendi seçimlerimizdir.
Yönünü bulmuş her bireyin duası Furkan suresinin 74. ayetinde Alemlerin sahibi Rabbimiz Allah’ın “Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzü aydınlatacak kimseler bağışla.” (Furkan Suresi, 74. Ayet) duasıdır. Akabinde yapılan dua ise bizi bu şekilde dua yapıp bu doğrultuda yaşayan takva sahiplerine önder olma talebi vardır ki bu talep devamlı ayakta ve uyanık olmayı içinde barındırır.
Kıyamda olan kayyum atanır. Kayyum olmak, hayatın her alanında etkin olmaktır. Salat algımız yönümüzü Allah’a çevirmemizi, hayatla ilk bağlantı kurduğumuz ailelerimiz ise kime ait olduğumuz bilgisiyle güvenli bağ kurmamız gerekliliğini sunar. Nereye yönelmeliyiz ise pusulamızdır. Pusulanın ibresi nasıl yön gösterirse salat da bizim hayatımızdaki istikameti hatırlatandır.
O halde geçmişimiz bize nereden geldiğimizi gösterir. Geleceğimiz ise bugünkü benin kim olacağına karar verdirir. Dua ve sorumluluk yönümüzü belirleyen pusulamız olursa acziyetimizin farkındalığı ile boyun eğip secdeye kapanabiliriz. Secdesi olmayanın geleceği yazacak hikayesi acılarla dolu olacaktır.
Biz sadece nasıl bir hayat bırakacağımızı değil, nasıl bir aile hikayesi bırakacağımızı düşünmeliyiz ki Hazreti İbrahim gibi anılan, övülen, Allah’a dost olabilen olabilelim. Dostluğun olmadığı yerde huzur yoktur, sükûnet yoktur, şükür yoktur. Şükrün ve huzurun olmadığı yerde şeytan ve şeytanın dostları vardır. Her nerede şeytan varsa karanlık, cehalet, acı, korku, açlık, hastalık, zanlarla yaşamak ve hep acı hep acı vardır.
Hayat sabırla ilmek ilmek işlenen bir kilim misalidir. Osmanlı devletinin kuruluşunda öncülük eden Osman’ın kayınpederi ve hocası olan Şeyh Edebali “Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz.” demiştir.
Devlet olmak için sabır, teşkilat, adalet ve insan yetiştirmek gerek. Nasıl ki çiçeği çekerek büyütemez ve açtıramazsak çocukluklarımızın da çiçek misali zamanı gelmeden açmasını beklememeliyiz.
Bir çiçek için uygun ortam, su, toprak, güneş ve zamana ihtiyaç varsa insan için de bütün durumlar oluşmalıdır. Güven zorla oluşmaz, sevgi emredilmez, çocuk vaktinden önce olgunlaşmaz. Zaman, emek, sağlıklı, adaletli ortam sağlamak biz büyüklerin sorumluluğudur. Zira Montaigne’nin dediği gibi aileyi yönetmek devleti yönetmekten zordur.
Sözün özü; tohum geçmişten gelen mirasımıza, köklerimize, iman, ahlak, dayanışma ve geleneklerimize bağlılığımızladır. Gövdemiz ise takva sahiplerine önder yap davetine icabet edenlerle, aynı safta istikametle yönelişimizledir. Sonunda çiçek açmasını görmek yaratanın lütfudur.
Vesselam
Psk. Aile Dan. Asiye Türkan