Yüce kitabımız Kur-an’ı Kerim’in ifadesiyle Allah’u Teala (Celle Celaluhu) bütün varlığı bir denge üzerine halk etmiştir. Canlı-cansız diye nitelendirilen her bir varlığa dikkat edildiğinde, hassas bir dengenin varlığı müşahede edilmektedir. Kainattaki bu muazzam düzenin devamı bu dengenin korunmasına bağlıdır. Denge bozulduğunda kargaşa ve kaos kaçınılmaz olur.
Kolektif bir yapının (toplumun) en alt birimi olan aile için de aynı durum söz konusudur. Şayet aile ilişkilerinde ve ebeveynlerin çocuklarına karşı davranışlarında belli bir ölçü bulunmazsa aile ortamında kargaşa ve kaos kaçınılmaz olur. Yeryüzünün cenneti olması gereken aile ortamı manen bir cehenneme dönüşebilir.
Yine Kuranı kerimde otuzdan fazla yerde haddi aşmakla ilgili uyarılar mevcuttur. “Allah haddi aşanları sevmez.” (Maide Suresi, 187. Ayet) buyruğu bu anlamda ölçüyü kaçıranlar için verilen bir ihtar mahiyetindedir.
Zira had; sınır, haddi aşmak ise; sınır ihlali yapmak, ölçüyü kaçırmak manalarına gelmektedir.
Mizan; yani ölçü kaçırıldığında denge bozulur.
Ebeveynlerin çoğu zaman iyi niyetle sergiledikleri ölçüsüz davranışların, çocuklar açısından hayati önem taşıdığını ve çocuklar daha küçükken bunları bilmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak elzemdir. Dengeyi tutturamayan ebeveynlerle büyüyen çocukların telafisi mümkün olmayan kişilik bozuklukları yaşayacağına dair araştırmalar mevcuttur.
Peki ebeveynler davranışlarında dengeyi nasıl bulacaklar?
Öncelikli olarak ebeveynlerin çocuklarına karşı sevgi ve hoşgörünün dozajını çok iyi ayarlamaları lazımdır. Sevgi ve hoşgörünün dozajı iyi ayarlanmazsa çocuk şımarık ve istismarcı bir kişilik geliştirebilir.
Bununla beraber çocukta dengeli bir şahsiyetin oluşabilmesi için modernizmin dayattığı aşırı özgürlük anlayışı ile geleneksel tutumların aşırı baskıcı ve sert disiplin anlayışı arasında da dengeyi bulmak gerekir. Modernizmin kurbanları olan çocuklar hedonist (hazcı) hiçbir şeyden memnun olmayan doyumsuz yetişkinler olurken, geleneğin katı disiplinine maruz kalan çocuklar ise ya tamamen itaatkâr ve ezik bir kişiliğe bürünür yahut asi kural tanımayan bir kişilik yapısına sahip olur.
Şimdi basit bir örnek üzerinden dengesiz tutumların çocuklar üzerindeki etkilerine bakalım; Örneğin çocuğunuzla alışverişe çıktınız. Çocuğunuz istediği şeyin alınması konusunda ısrarcı oldu. Bu hemen hemen her ebeveynin karşı karşıya kaldığı bir durumdur. Genellikle ebeveynlerin o anı kurtarma niyetiyle verdikleri tavizler, sonrasında önünü alamadıkları problemler silsilesine kapı aralar.
Aşırı hoşgörülü bir ebeveynseniz çocuğun istediği şeyi alıp onu mutlu etmek istersiniz. Hele de “ben yaşamadım çocuğum yaşasın, küçükken benim hiç oyuncağım olmadı çocuğumun her istediğini alayım” diye düşünüyorsanız çocuğunuza en büyük kötülüğü onu doyumsuz bir kişiliğe dönüştürerek siz yaparsınız. Çünkü her istediği alınan çocuk bir süre sonra hiçbir şeyden mutlu olamaz. Çocuklar insandaki nefsi emareye benzerler. Nefsi emare doyumsuzdur. Verdikçe açlığı artar ve hep daha fazlasını ister.
Kuralcı fakat sabırsız bir ebeveynseniz önce çocuğun isteğini reddedersiniz. Bu durumda da çocuk hırçınlaşır, hatta ağlayıp kendini yerlere atabilir. Çocuğun ağlamasına dayanamayıp istediği şeyi aldığınızda çocuğa bu kozu her zaman kullanma hakkı vermiş olursunuz. Çocuk ne zaman bir şey yaptırmak istese ağlama silahını kullanır. Çocuklar yaptıkları her davranışta ebeveynlerden sınırlarını öğrenir. Özellikle anne-babanın sabrının sınırlarını zorlamak çocuğun daha sonra nerde duracağını öğreten metotlardan biridir.
Aynı örnek üzerinden devam edecek olursak, kuralcı fakat duygularını yönetemeyen bir ebeveynseniz büyük bir ihtimalle sinirlenip çocuğa bağırıp çağıracaksınız, ya da en kötü ihtimalle kolundan tutup zorla marketten dışarı çıkaracaksınız. Böyle bir durumda çocuğunuz size karşı öfke duyar. Sözlü veya fiili şiddet devreye girdiğinde sebeplerin hiçbir önemi yoktur. Nitekim hiçbir çocuk anne babasından gördüğü sözlü veya fiili şiddetin sebebini hatırlamaz. Yalnızca kendi hissettiği değersizlik duygusunu ve aşağılanmayı hatırlar. Bu tutum devamlı bir hal aldığında ise çocuk arsızlaşır. Özellikle toplum içinde sürekli tahkir edilen, aşağılanan çocuklarda özsaygı gelişmez.
Sevgi ve hoşgörü dengesini koruyabilen duygularını ve mantığını dengeli bir şekilde kullanabilen ebeveynlerin tutumu şöyledir:
Markete girmeden önce çocukla bir anlaşma yaparsınız. Hiçbir şey almama veya tek bir şey alma hakkı gibi… Anlaşma yaptığınız halde çocuk yine de ayak diretirse sakin kalarak çocuğun istediğini almadan marketten çıkarsınız. Gerekirse çocuk sakinleşene kadar beklersiniz. Bu bekleme süresi ne kadar can sıkıcı olursa olsun çocuğun faydasına olacağını unutmamalısınız. Birkaç defa buna sabretmeniz ömür boyu şımarık ve hırçın bir çocukla uğraşmaktan daha zor değildir elbette. Ayrıca tüm ısrarına rağmen istediği şey olmayınca çocuk bu yöntemi mecburen terk etmek zorunda kalır.
Bu tutumlar ve sonuçları üzerinden şu gerçeği görmek gerekir. Ne modernizmin getirisi olan aşırı hoşgörü ve özgürlük, ne de geleneğin katı disiplin anlayışı sağlıklı ve dengeli nesiller için uygun bir zemin oluşturmaz.
Esasen disiplin de katı kurallar ve baskı ile çocuğu itaat ettirmek değil ebeveynin sakin bir sevecenlikle uyguladığı, bazen esnetilebilen kuralların olduğu tamamen çocuğun kişiliğini inşa etme odaklı bir eğitim demektir.
Dolayısıyla çocuğun sahibi değil emanetçisi olduğunun idrakinde olan ebeveynler bu anlamda tutarlı bir disiplini tercih etmeli, emaneti sahibine hasarsız teslim edebilmenin hesabını tutmalı ve zamanın fitnelerine karşı her daim duayı elden bırakmamalıdırlar.
Rabbimiz bu minvalde gayretimizi artırsın, bizleri her daim sırat-ı müstakim üzere sabit kılsın…
Selam ve dua ile…
Seher Toprak