Dünyanın ortak paydasında düşman statüsüne konulan kapitalizm, sömürülen bireyleri hırsız ilan ederken zenginin daha çok zengin olmasını sağlayan bir evren inşa ediyor. Sonucunda hırsız yaftası yiyen halkların ayaklanmalarına, kışkırtılmalarına ve aralarında devamlı bir kaosun oluşmasına sebep oluyor. Tarih ve dünya sahnesinde yer alan insanoğlu, kendisini barışçıl tarafta görmeyi arzularken kavganın, gürültünün ve savrulmuşçuluğun bir temsilcisi olarak buluyor. Kapitalizm ortaya çıktığı ilk zamanlar insanı, zamanı ve emeği yiyip tüketen bir vaat sunmadı, kendisini yeryüzünde kabul ettirmesi adaletsizliğin aranan yüzü olacağı inancı ile oluşmadı nitekim Fransız ihtilalinden sonra insanlığın umut kapısıydı. Tarihin benzer bir sahnesi komünizm için de gerçekleşmişti. Sürekli kazanan ve harcayan zengin zümresini bitirecek olan komünizm, zenginden alıp fakire vereceği ve ortak dengeyi sağlayacağı vaadiyle ortaya çıkmıştı. Ancak bu donkişotçuluk fazla sürmedi. İşçi üstünlükçü hale evrilen komünizm, bütün domuzlar eşittir ama bazı domuzlar daha eşittir inancına büründü. Beşerî sistemlerin varlığı ve yüceltilmesi Müslüman toplumlarda da büyük ses getirdi; iş, uyku ve yemek saatlerini dahi belirleyen kişinin kendisi değil bacasından dumanlar çıkaran bir fabrika oldu. Özgürlüğünü kaybeden halklara asıl özgürlüğün makinalar önünde şikâyette veya bir kahvehanede öfkeli pozlarla bulunabileceği öğretildi. Ortak ve etkili bir düşman her zaman gerçek düşmanının bulunmasından ve ona öfke beslenmesinden daha etkilidir. Yönlendirilmiş ortak öfkeler, halkın esas düşmanı tanımamasına, gözünü açmadan öfkesini boşaltmasına ve ucuz naralar ile esas tehlikeye asker olacak birkaç bedenin hazır bulunmasını sağlayacaktır. Basit planlardan oluşan bu işleyiş tıkırında ilerlerse kendi babasına düşman evlatlar, evladına hizmetkar anneler yetiştirecekti; şimdilerde olduğu gibi...
Gerçekçi bir bakış açısıyla durum ele alınırsa tüm dünya bu çarka alet olmuş değil; eşitlikçi liberal halk ve İslam Dünyasının aydın parlak zihinleri, köle tüccarı sistemin elinden kurtulmaya çalışan birkaç gencini yetiştirdi. Henüz hiçbir halk Gazze’nin aziz halkı kadar özgür değil, uyanış temsilcisi bu halk, ilerleyen yüzyılın örnekliğini taşıyacaktır. Bu sebepten siyonist tüccarın esas gayesi aydın fikirleri kökünden koparıp yok etmek olmuştur.
Konunun esasına gelecek olursak; İbni Kayyum’ un ‘‘Kimin Allah için vakit yoksa onun için ölüm hayattan daha hayırlıdır.’’ cümlesini işiten Müslüman bir muhatap, kendisini dönen çarkların işçisi olmaktan alıkoyamadığı gibi bir çözüm yolu sunmaya muktedir olamadığını hissetmektedir. Kişinin uğraş ve emeklerinin sonucunda sisteme yetiştirilen bir köle olma görevini yüklenmek istememesi içindeki hakiki özgürlük duygusunu kaybetmemesinden gelir. Bu durum Müslüman için gerçek yaratıcıya layık bir kul olma ve esas varılacak noktanın Rıza-ı İlahi olmasından ötürüdür. Diğer taraftan ahiret inancını benimsemeyen bir kimse için adaletsiz işleyiş, isyanın başlangıcı için yeterli bir sebeptir. Bu isyan, yaratıcıyı dahi reddeden zihinin doğurduğu bir sonuçtur. Dünyanın adaletsiz düzeni kişiyi gerçek adaletin sağlanması için harekete geçirtir.
Günün sonunda adaletsizliğin ortak paydası inançlı ve inançsız tüm halkı birlik sahasında buluşturur. Allah-ı Azimüşşan’ın Kuran-ı Kerim’de telkin ettiği üzere düşünmek kişilerin robotik ve zulüm dolu bir dünyadan kurtulmalarına büyük yardımcıdır. Meseleye geniş bir perspektiften bakılacak olunursa; yalnızca düşünmek değil düşünmenin sonucunda ortaya konulacak hareketlilik de Sünnet’i Seniyye’ de buyurulmuştur.
İnsanlığın ihtiyacatını bulmak adına Amerika’nın yeniden keşfedilmesine lüzum yoktur, insanı okumak, tarihi bilmek, Kuranın emriyle “İşte bu, medeniyetlerin sana anlattığımız önemli haberlerindendir. Onlardan kalan da var, biçilip yerle bir edilen de var” (Hud Suresi, 100. Ayet) bilgisini taşımak halkların eksikliklerini bilmeye yardımcıdır. Endülüs, Abbasi, Medine devletleri birer ütopya ya da hasret olunası masalsı anlatılar olmaktan çıkarılmalıdır. Bir benzerini inşa etmenin çözüm yolları aranmalı, dişli sistemin daha dişli ve isyana kalkışmış zihinleri mücadelenin başlangıç noktasını oluşturmalıdır. Firavun, Haman, Hazreti Yusuf ve Hazreti Süleyman kulaklara şenlik birer kıssa olmaktan öteye geçmeli Müslüman milletinin yükselişinde birer adım olmalıdır.
Dünya hayatının geçiciliği ebedi ahiret hayatını kazanmada tarla görevi görmeli, bir yabancı statüsünde olan insanoğlu yerin ve göğün sınırlarının kimin elinde olduğunu unutmamalıdır.
“Ey iman edenler! Size ne oluyor ki, Allah yolunda seferber olun denildiği zaman, dünya nimetlerini tercih ederek işi ağırdan aldınız. Yoksa ahiret hayatı yerine dünya hayatını mı tercih etiniz. Ama ahiret hayatının yanında dünya hayatının değeri pek azdır.” (Tevbe Suresi, 38. Ayet)
Ravzanur DEGER