Kırılmış bir telin notasından
Dalları rüzgardan sürüklenen dala
Zerreden yaprağın kurusuna, sonbaharına
Gözlerim ışığını kaybedince
Rotasını şaşıran kan pıhtısına
Kalbimin dengesiz vuruşundan
Damarlarımın sancısına
Kelimelerin öldüğü bir çağdan
Mezarı kaybolmuş delikanlılığa
Dinle karanlık, boğuluyorum
Zamanın beni teğet geçmesinden
Korkuyorum
Parmak uçlarından aydınlığın ayrıldığını
Parmak uçlarına kötülüğün kraliyetinin kurulduğunu
Bu kadar haşin anlatmasaydın
İlk ilmeğini attığın o seher vaktine
İhanet edip rengini örmeseydin
Kalbimizin sayende âma oluşunu
Kalbimizin, rengindeki intiharını bilmeyecektim
Dinle karanlık, boğuluyorum
Artık o cümlelerin kapıyı çalmaktan usandığını
Yok sandığım düşüncelerin uyandığını
Kıyısına varmadan anlıyorum
Saatler sanki beni duymadan yürüyor
Korkuyorum
Bu yolcuğun bir önsözü yok muydu
Yalınayak bir gerçeklik ile kapıştı
Devasa sahte, devasa sahte ah bu çağ
Kalbim acıdı, taşlardan değil karanlıktan
Kalbim kanadı dikenden değil bu devasa adamlardan
Dinle karanlık, boğuluyorum
Çaresi aşktı, aşkın bir yolcuğun kilidini kırmanın
Cümleler döndü kapıdan, ben döndüm
Üfledin, şiirlerim söndü, yansaydı ah!
Yansaydı da yakmazdı ki korkma!
Güneş veda etmeden doğuyor sanki
Korkuyorum
Dünya bir orman, kafesinde kanatlı canlılar
Kanatları özgürlüğünden örülmüş
İlk ilmeğini günahı atmış
Karanlık gelmiş mühürlemiş kapısını
Kanadı yüreğinde ben ilkbahar yaprağının avucunda
Yeşilin yemyeşil çayırında
Sarının kaynağına selam verirken
Ey karanlık, boğuluyorum
Mührümü aç, koşmam gerek
Gece-gündüz kol kola, peşi sıra, acımasızca
Korkuyorum