Bulan…
Dilediğini istediği vakit bulan, bulunan, bulduran El Vacid olan Allah’a hamd, hayatının her karesi arayanlara şifa olan peygamberine, Peygamber Efendimize ve ehl-i beytine salât ve selam olsun.
El Vacid… Hakkında hiçbir bilgim olmadığını sıradaki esmâ çizelgesine baktığımda fark ettiğim ism-i muazzam… “Anlamı ne acaba?” dedikten sonra yaşadıklarım… Zarar gören eşyalar, kıl payı kaçırılan toplu taşıma araçları, planlanıp da yapılamayanlar… Vacid esmasını araştırdıktan sonra tüm bu yaşananların ve daha fazlasının anlam kazanması… Sonrasında yüzümde bir tebessümle dolaşmam… Hiçbir şey anlamadınız değil mi? El Vacid’in bize buldurması duasıyla “Bismillah” diyelim o halde.
Annemizin süt çeşmesini aramakla başlayan yolculuğumuz son nefesimizde doğru kelimeyi söyleyebilme telaşına dönüşür. Bunların arasında ise hayatın anlamını, özelimizde yaratılış gayemizi yani gerçeği arayışımız yer alır. Bu yolculukta hakiki dostlar, uygun okul, doğru meslek ve daha birçok araçlar eşlik eder bize. Tüm bu arayışlarda varlıktaki argümanları, delilleri, ayetleri doğru okuduğumuz takdirde bize hep aynı adresi gösterecektir.
Yavruya sütü, zemine suyu rızık eden, devenin ayak tabanını geniş tutarak kuma batmamasını, üst dudağının yarıklığı ile dikenli otlarla beslenebilmesini sağlayan, çapraz dizayn edilmiş kirpiği ile kum fırtınasında devenin gözünü koruyan kimdir? Kolaylıkla ve sürekli bir şekilde tekrar eden yaratmalar, elementlerin hücrelerde bulunma durumlarının ve miktarlarının farklı olması, yazılım harikası olan DNA ile güvence altına alınan genler ve özelliklerini tek tek burada sayamayacağımız tüm varlık, kuşatıcı-sonsuz bir ilmin ve kudretin ayak izleridir. Bu ayak izlerini takip eden kişi Rabbini bilir. Rabbinin her an onunla birlikte bulunduğuna, davranışlarının karşılığının olacağı diyarları yarattığına iman eder. Ayrıca yaptığı ibadetlerle O’nu bildiğini ilan eder. Aksi bir durumda ne mi olur peki?
Ayetleri görmezden geldiğinden kendini şuursuz tabiatın rastgele ortaya attığı amaçsız bir varlık olarak görür. Bu tercihi ile Yaradan’a karşı sorumluluktan kurtuluyor gibi görünse de tanık olduklarına rağmen böyle düşünmesi, böyle yaşaması zannedildiği kadar kolay değildir. Varlıktaki imzalara gözünü kapamasına sebep olan inadı veya kibri gönlünün paslanma nedenidir aynı zamanda. Yaşam labirentinin tüm yolları Allah’a (Celle Celaluhu) çıkar oysa. Bu çıkışların neticesi olan buluşmaların bilinçli olması için kulun “Ya Allah!” demesi yeterlidir.
Her şeyin yaratıcısı, sahibi, rızık vericisi, yöneticisi olan İlah’ımızla konuşmak için yerini aramaya, zamanını kollamaya, vasıtalar kullanmaya gerek yoktur. O’na muhtaç olmadığımız an ve yer yoktur zira. Bu özelliklerin hiçbirini taşımayıp kendileri de aciz olan başkaları zaman ve mekân engeline takılmadan bulunamıyor oysa. En basitinden arkadaşımızla görüşebilmek için istemenin tek başına yeterli olmaması hepimizin yaşadığı bir örnektir. Tüm bunlar kulun İlah’ına olan ihtiyacının şiddetini gösteren bulgulardır.
Vecd, vücud kökünden türeyen bir kelime olup bulmak, bilmek, istediğine ulaşmak için kendi dışında hiçbir şeye ihtiyaç duymamak anlamına gelir. Dilediğini bulabilmek için tuzak kurma, zaman kollama, tedbir alma gibi durumlar söz konusu değildir El Vacid için. İnsanların aksine her şeyi çabasız ve vasıtasız bir şekilde bütün çıplaklığıyla önünde bulur. Zira O yokluğu düşünülemeyen, varlığı zorunlu Vacibü’l Vücut’tur.
Gündüzü anlamak için geceye ihtiyaç duyan insan, Vacid esmasını anlamak için de fakd haline muhtaçtır. Yitiren, elde edemeyen, arzusuna kavuşamayan fakid kul; kendisinde darlık, acizlik, fakirlik arız olmayan ilahına yönelir. Aksi bir durum altından kalkamayacağı kendini ilah zannetmeye kadar götürür onu. Girişte sözünü ettiğim Vacid esması ile olan yolculuğumda aksilik olarak nitelendirip hoşlanmadığım durumları yaşamamın sırrı bir nebze de olsa çözülmüş oldu böylece. Anlayamadıklarımın cevaplarını cennette almayı umuyorum. Burada çözümleyemediğimiz meseleleri sonsuz güzellikler âleminde hep beraber Rabbimizden öğrenme duası içerisinde devam edelim yolculuğumuza o halde. Kimlere vacid veya fakid denilmez?
İhtiyacı olmayanı kaybedene fakid denilmediği gibi zatının kemaline ilişkin değilse elde ettiği ona da vacid denilmez. Ders kitabının kaybolması evdeki nineyi fakid kılmadığı gibi beş lira kazanması da zenginin vacid olduğunu göstermez. El Vacid olan Mevla’mız bir ilahta bulunması gereken hususlara onlara muhtaç olmadan sahiptir. Yarattığı varlıklar bazı kemâlatlar elde etse bile bu esnada bile bazı alanlarda kazanırken, başka alanlarda kaybettiklerini unutmamak gerekir. Ayrıca sırf diğerlerinde olmayanlara sahip olmaları onları vacid kılmaz. Biyoloji dersinden yüz alan bir öğrenci notu düşük olanlara göre bu derste daha iyi durumda olabilir. Matematik dersinde veya başka bir alanda kayıpları olduğundan bu öğrenci vacid değildir. El Vacid, sonsuz ilim, mutlak irade, nihayetsiz kudret sahibidir. Bu özelliklere sahip başka kim vardır?
Vacid esması insana son derece aciz ve fakir olduğunu hatırlatır. Muhtaçlığı fakirliğinin, yapamadıkları da acizliğinin kanıtlarıdır. Bedeninden kâinata, dünyadan ahirete tüm ihtiyaçlarını gören ve güç yetiremediği şeyleri emrine veren El Vacid’den başkası değildir. İçten gelen nefsani arzular, dıştan gelen saptırıcı akımlar bu bilinci köreltse de asli yaradılışına dönmesini sağlayan da yine Rabbinin merhametinden başkası değildir. Zira kalbi ve ruhu öyle bir Zât’a bağlanmıştır ki, O’na dayanan yıkılmaz, O’na güvenen aldanmaz. Kalbinin tüm sırlarına ve inceliklerine sahip, kişiye kendinden daha yakın olandır O. Her hususta yeterli, cömert, affedicidir aynı zamanda.
Vacid esmasından nasibini alanlar yolunu kaybetmez, üstelik kimseden istemeden amaçlarına ulaşırlar. Bunun bir ikram olduğunu unutmayarak bu ikramlardan çevrelerinin de faydalanmasının gayreti içinde olurlar. Bedenlerin ve ruhların gıdalarının temini için arayışta olanlara rehberlik ederler. Yetimlere, gariplere, muhtaçlara, çaresizlere, yalnızlara, mustazaflara yardım elini uzatmaktan hiç çekinmezler. Ve şu gerçeği unutmazlar. Hakkı bulan kişi onu kendi elindeki bir güçle bulmamıştır, onu ona bulduran vardır. Hakkı bulamayan ise kendisine verilen gücü yanlış yerlerde tükettiğinden bulamamıştır.
“Ey varları var eden, her daim huzurundayım, halim Sana malum. Bahşettiğin ömrümün navigasyonu Seni bulmaya ayarlı, bulduranın Sen olduğunun inceliğiyle her daim Seninle bulunmayı ikram et bana/bize. Razı olduğun hal üzere bul, hayırlı işlerin için diğer kulların tarafından bulunan kıl, sana gelen yolları dileyenlere o yolları bulduran kıl beni/bizi. Süslü kelimelerin ardında sadece yazan veya konuşan biri olmayla arama mesafe koy. Güzel bir hikâye ile sana dönmemi(zi) nasip eyle. Cemalinle terbiye et. Doğrusu Rabbim Senden gelecek her hayra muhtacım.” (Amin)
Gülfer EKMEN