Bismillahirrahmanirrahim
Basîr olan Rabbimize hamd olsun. Rehberimiz ve önderimiz Hazreti Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) âline ve ashabına salât ve selâm olsun.
Basîr; görmek, bilmek, idrak etmek ve ilham ile sezmek anlamlarına gelir. Allah için kullanıldığında ise sınırsız görme, kuşatıcı ilim ve mutlak idrak anlamını taşır.
Basîr ismi, Kur’an’da, Allah’ın her şeyi hakkıyla gören olduğunu ifade eder. Basiret ise insan için kullanılan; gönül gözü, derin kavrayış ve hakikati idrak etme hâlidir.
Basiret, sezginin üzerine inşa edilen bir idrak seviyesidir. Sezgi bir kıvılcım ise, basiret sürekli yanan bir kandildir. Sezgi, içgüdüsel bir duyuş hâliyken; basiret, bu duyuşu hakikat süzgecinden geçirip doğru sonuca ulaştırabilmektir.
Göz eşyayı görür, akıl bağlantı kurar; basiret ise manayı keşfeder. Basiretten yoksun bir akıl, en doğru verilerle bile yanlış istikametlere yönelebilir.
Basiret; ilhamı, sezgiyi ve aklı Kur’an ve sünnet ölçüsüyle değerlendirerek doğru eyleme dönüştürme kabiliyetidir. Hakikati görebilmek için ilahî nura ihtiyaç vardır. Bu nur; içsel bir dinginlik, sükûnet ve tefekkür ile kalpte açığa çıkar.
Akıl; vicdan ve sezginin ortak bir zeminde buluşarak insana rehberlik etmesidir. Bu yönüyle basiret, karanlıkta yol gösteren içsel bir pusula gibidir. “Bütün bunlar, içtenlikle Allah’a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt vermek içindir.” (Kaf Suresi: 8)
Basiret aynı zamanda delil, aydınlık ve kavrayış nuru anlamında da kullanılır. Kur’an, insanlar için birer “basâir” yani hakikati gösteren nurlar olarak tanımlanır.
Ebu Hamid el-Gazali, Mişkatü’l-Envar adlı eserinde şöyle der:
“Baş gözü yalnızca dünyanın suretini ve maddî ışığı görür. Ancak bu görme yanıltıcı olabilir. Çünkü göz, uzağı küçük görür; hareket edeni ise duruyor sanabilir.”
Gazâlî’ye göre basiret ise “kalp gözü” veya “akıl nuru”dur. Basiret, eşyanın hakikatini, iç yüzünü ve manasını kavrar. Ona göre basiret, fiziksel gözden daha güçlüdür. Çünkü yalnızca görüneni değil; geçmişi, geleceği ve olayların ardındaki manayı da idrak edebilir.
Gazâlî, insan kalbini pas tutmuş bir aynaya benzetir. Günahlar, aşırı dünya sevgisi ve nefsânî arzular bu aynayı karartır. Ancak kalp temizlendiğinde basiret nuru ortaya çıkar ve insan marifetullaha ulaşır.
İnsandaki basiret potansiyelinin önünü örten bazı hicaplar (perdeler) vardır:
- İnançtaki eksiklikler
- Günahların kalpte bıraktığı izler
- Taklitçilik
- Kibir ve önyargı
- Hakikatin nasıl aranacağını bilmemek
Gazâlî’nin ifadesiyle:
“Basiret, ilim ile ameli birbirine bağlayan köprüdür.”
Kur’an, Rabbimizden gelen basiret nurudur. Kalp gözünü açan, inanan toplum için hidayet ve rahmet olan ilahî bir rehberdir.
Basiret; doğruyu yanlıştan ayıran bir terazi gibidir. Sezgi ise çoğu zaman duyuların ve bilinçaltının etkisiyle oluşan ani bir hissediştir. Sezgi, mantık süzgecinden geçmeden kalbe düşebilir. Basiret ise yalnızca bir his değil; derinleşmiş bir kavrayış biçimidir.
Hislerle başlayan bilgi, tefekkürle olgunlaşır ve basirete dönüşür. Sezgi bazen zanna dayanabilir; fakat basiret, olaylara bütüncül bakabilme ve doğru analiz yapabilme yeteneğidir.
Basiretin sağlam bir zemine oturabilmesi için takva bilinci, muhakeme gücü ve içsel denge gerekir. İnsan, duyuların ve nefsin fırtınasını susturabildiği ölçüde hakikati doğru görebilir.
Görmenin ötesinde bir idrak vardır. Herkes bakar; fakat çok az insan basiretle görür.
Basiret sahibi insan; hırs, öfke ve korku gibi anlık duyguların karar mekanizmasını bulandırmasına izin vermez. “Basiretin bağlanması” ise bilgi kirliliği, sürekli uyaranlara maruz kalma ve hakikatten uzaklaşma sonucu sağduyunun körelmesidir.
İbnü’l-Heysem, gözü nefsânî kuvvetlerin en etkili araçlarından biri olarak tarif eder. Çünkü gözle görmek sınırlıdır:
- Görünenin sınırlılığı: Göz, görmek istediğini seçer; diğerlerini dışarıda bırakır.
- Gözün sınırı: Her şeyi göremez, seçici davranır.
- Gözün kapasitesi: Uzağı ve dışı görür; fakat iç hakikati göremez.
Gönül gözü ise nur ile görür. Beyin ne kadar güçlü olursa olsun, Allah’ın nuru olmadan hakikati tam anlamıyla idrak edemez.
Basiret, hayatın gayesini ve berraklığını yakalayabilmektir. Hayatı anlamlı ve sahih şekilde yaşayabilmenin temel direklerinden biri basirettir.
Basiret; koruma ve inşa etme sanatıdır. Önce insanın kendi iç dünyasını, ardından dış dünyayı okuyabilme kabiliyetidir.
Anlamsız ve gereksiz sözler, hakikati örten bir sis perdesi gibidir. Cennet ehlinin nimetlerinden biri de orada boş söz işitmemeleridir.
Rabbim bizlere nimet olarak verilen bu cevheri; iman, salih amel ve hikmet ile kullanabilmeyi nasip eylesin. Âmin.
Selam ve dua ile…
Ayşegül Konuklu