ATEŞE UÇAN KELEBEKLERİ NARİNCE AVUÇLAYANDIR MÜSLÜMAN KADIN
Allah’ın adıyla…
Zannettiğimizden daha çok sorumluluğumuz var. Kadın olmak bir nesli eğitmek, yetiştirmek iken Müslüman kadın olmak hem şimdiyi hem geleceği ve bizzat tarihi yalnızca eğitmek değil idam sehpasının önünden almaktır. Ateşe doğru güle oynaya uçuşan narin ama saf ama cahil kelebekleri, yuva gibi sıcacık avuçlarla narince, annece kuşatmaktır. Kıyamet zamanında Müslüman kadın olmak hem alevli bir ipi sımsıkı tutmak hem de o ipi bırakmadan diğer eliyle rahmet damlalarını muhtaç kimselerin kurumuş dudaklarına, kalplerine sunmaktır. Zira öyle bir zamandayız ki elimizi altına koymamızın gerektiği ağır ve yassı taşlar var. Biz tutmadıkça yuvalarımıza, kafalarımıza düşüyor. Kaldırıp boşluğa yuvarlamamız gereken kayalar var. Huzur ve saadet yollarımızı tıkıyor.
Peki, Müslüman kadın neden yapsın bunları? Neden yorsun kendini? Neden zorlasın bedenini, harcasın vaktini? Müslüman kadın neden kendi derdi yetmiyormuş gibi başkasının derdini sırtlasın? Yetmez mi ona kendi evinin, ailesinin, kaynanasıgilin yükleri, dertleri? Müslüman kadın kendine mi baksın, çocuklarının peşinden mi koşsun, kocasının keyfini mi yapsın, evinin köşesi bucağıyla mı ilgilensin? Müslüman kadın komşusuna laf vermemek için mi uğraşsın, akrabaların dediklerini mi kendine keder eylesin, yapamadıklarına mı üzülsün, söyleyemediği sözlere mi içerlesin? Neye yetişsin Müslüman kadın? Şu hain, zalim, haksız, bir defa bile olsa gün yüzü göstermeyen dünyada(!) deyin hele Müslüman kadın ne yapsın?
Hepimizin tanıdığı, bildiği cümleler bunlar. Bir defa bile olsa demişiz, düşünmüşüz bunları. O yüzden yabancı değil bu sözlerin kailleri. Bizleriz. Haksız mıyız peki? Sesimizi çıkarmayalım mı yani? Doğru değil mi dediklerimiz sanki? Çok fazla yükleniyorlar bize. Anne olmak, eş olmak daha bir sürü sıfatla beraber gerekirse çalışmak yormaz mı bizi de? Biz de insanız sonuçta. Kırılıyor kalbimiz.
Soralım o hâlde dağların taşımadığı emanete kim talip oldu? Biz insanoğlu. Kalubela’da Allah’a kim iman etti, söz verdi? Biz insanoğlu. Bu sayılanlar beyefendiler için de geçerli bittabi. Peki ya soralım? Cennet kimlerin ayağı altına serildi? Resul-i Zişan, şeref verdiği mekânda oturur iken hangi zat içeri girdi ki ayağa kalktı ve gelen mübarek zata selam verdi? Yine kimdir Allah’tan ve Cebrail’den bizzat selam alan hanımefendi? Kimdir Hazreti Musa’nın mücadele ettiği Firavun’u, iradesi ve imanıyla bozguna uğratan hanımefendi? Kimdir İsa Mesih’in annesi? Kimdir cennete rağmen Hazreti Adem’e huzuru, sekineti getiren hanımefendi?
Sakın demeyin onlar bizden farklıydı, aman. Hangi derdimiz Habil’in mezarı başında gözyaşı dökerken diğer oğlu Kabil için yüreğine taş basan Havva annemizin imtihanından ağırdır? Hangi derdimiz; malı, mülkü, on evladı tek bir günde toprak olurken yıllarca sabrın timsali Eyyüb nebimize bakan Rahime annemizin imtihanından daha ağırdır? Hangi derdimiz çölde minicik yavrusuyla Rahman’ın emri olduğu için itaat ederek çaresizce kumlar arasında bir yudum su arayan Hacer annemizin imtihanından daha ağırdır? Meryem annemiz kadar zor mudur hayatımız? Hatice annemiz kadar hizmet etti mi İslam’a varımız, yoğumuz, malımız? Asiye annemiz Firavun’a kafa tuttu. İki peygamberin mücadele ettiği Firavun’a boyun eğmedi cesurca. Ya biz? Biz neye kafa tuttuk? Biz neye itaat ettik? Biz neyi feda ettik? Biz ne için koştuk? Biz ne için sabrettik?
Dedik ya taşlar var kaldırmamız gereken. O taşlar başlarımızı yarıyor şimdi. Çürümüş otlar var aramızda. Otlar zehirliyor kalplerimizi. Evimizin balkonu salonu değil; kirlenmiş zihinler, pas tutmuş gönüller var yanı başımızda. O kir ve paslar kokutuyor evlerimizi, yüreklerimizi. Artık dokunmadığımız yılanlar bin yıl yaşıyor ama bize de bulaşıyorlar. Biz sussak da yerimize mıhlanıp çakılsak da durmuyor şer, durmuyor karanlık. Kim yaracak karanlığı? Kim basacak şerrin üstüne? Kim ezecek yılanın başını?
Bilelim ki mesele artık yetişkinlerin dedikodusu, laf salatası olmaktan çok uzak. Çocuklar öldürüyor çocukları. Hayvanlar öldürüyor çocukları. Telefonlar zehirliyor çocukları. Sokaklarda büyüyen nesiller, sokaklardan saklıyor çocukları. Sesimiz çıkmadı Gazze’nin çocuklarına, Doğu Türkistan’a, mazlumlara. Oraya yetmiyordu kulaklarımız. Ekranlar gözümüzün dibindeydi ama görmek için zayıf kalıyordu gözlerimiz. Çok uzaktı ya bizden. Ya şimdi?
Şimdi mahallemize kurulmuş kafirlerin tuzakları. Vakti midir sizce nazlanmanın? Sadece sokağa çıkın ve gençleri izleyin. Vakti midir sizce mazeret sunmanın? Müslüman temizlemezse şerrin pisliğini kim temizleyecek? Yahudiler mi? Onlar zaten küfür kusuyor. Müslüman uyandırmazsa gözleri açık uyuyan körleri kim uyandıracak? Hristiyanlar mı? Onlar zaten kör ediyor milletleri. Kim yapacak peki? Hindular, Budistler ya da ne için kavga ettiklerini bilmeyen ateistler, deistler, maddeperestler mi? Kim yapacak? Kim yetiştirecek? Kim eğitecek? Kim anlatacak? Kim yazacak? Kim örnek olacak?
Müslüman kadın annedir, anne yüreği nasıl dayanır çocukların ölmesine, zehirlenmesine? Müslüman kadın hocadır, öğretmendir. Nasıl göz yumar bilen insan; cehalete, rezalete? Müslüman kadın kardeştir, evlattır, eştir; nasıl dayanır parçalanan ilişkilere, aziz aile kurumunun zelil gösterilmesine? Müslüman kadın izzetlidir, şereflidir; nasıl dayansın asrın küf kokan haysiyetsiz planlarına, fikirlerine?
Tuttuğu ip bu yüzden cayır cayır yakar Müslüman kadının elini. Ağırdır yoldan kaldırması gerektiği taş öyle ki ezip geçer kemiklerini. Kelebekleri korumak isterken ateş yakar avuç içlerini. O halde sıkmasın mı ip elimizi ama çocuklarımız imanlı, sağlıklı, şerefli ve mutlu olsun. Ezilmesin mi elimiz ama değerlerimiz, hassasiyetlerimiz başımıza taç, milletimize ilaç olsun. Yanmasın mı avuçlarımız ama kelebeklerimiz bahar çiçekleri üzerinde, serin esintilerle uçsun.
Kolay değildir ki cennet ayaklarımızın altındayken yürümek. O yüzdendir ki ayaklarımız şişse bile ayakta duran biz olalım. Sesimiz kısılsa bile hakkı haykıran biz olalım. Gözlerimiz kararsa bile hakka bakalım, hakkın yansıması olalım. Kollarımız kopsa bile çocuklarımızın, öğrencilerimizin başlarını okşayalım. Çaremiz İslam zaten. Başka çare isteyen yok. İslam gibi yaşayıp İslam gibi kokalım. Zira Müslüman kadına yakışan tek koku rayiha-i İslam’dır. O halde bu mübarek kokuya bulanalım.
Selam ve dua ile…
Mihrican ERDEN