Hepimiz en az bir kere gökyüzüne bakmışızdır. Bazılarımız sadece hayranlık duymuştur, bazılarımız ise merak etmiş ama peşine düşmemiştir. Genel olarak hepimizin ortak özelliği, gökyüzüne karşı bir hayranlık duymamızdır. Peki hiç anlamaya çalıştık mı?
Kur'an'da bahsedilen denge, sadece ayın yörüngesi veya güneşin doğuş ve batışıyla mı sınırlıdır? Acaba bu denge, evrende bulunan diğer cisimlerde de var mıdır? Her gün gördüğümüz yıldızların oluşumunu, rengini, içindekileri ve hareketlerini biliyor muyuz? Yani gökyüzünü gerçekten anlamaya çalıştık mı?
Gökyüzü, hazır olarak verilen veya birkaç gözlemle anlaşılacak bir yapı değildir. Bizden beklenen, karmaşık bir bilgi birikimine sahip olmak değil; bazı soruların peşine düşmek, anlamaya çalışmak ve akıl yürütmektir. Gökyüzü bir derya gibidir; ömrünü versen bile tam olarak her şeyi anlayamazsın. Fakat çaba göstermek, Müslüman birini inanılmaz bir noktaya taşır.
Kur'an bize bu çabanın önemini şöyle hatırlatır:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde akıl sahipleri için gerçekten ibretler vardır.” (Âl-i İmrân, 190. Ayet)
Bu ayette “akıl sahipleri” ifadesi kullanılır. Yani gerçekleri herkes görebilir; ama yalnızca aklını kullanan, düşünen ve kalbi açık insanlar ibret alır. Bu da gösteriyor ki gökyüzünü anlamak, imanla birleşen bir akıl yürütmeyi gerektirir.
Gökyüzünü anlamaya çalışan akıl sahipleri, Rabbimizin sıfatlarına daha yakından bakabilir. Örneğin, Samanyolu galaksimizdeki ST2-18 yıldızı, Güneş'in yaklaşık 2150 katı yarıçapa sahiptir. Bu büyüklük, insanın kavrayabileceği seviyeyi aşar; fakat bu yıldızı yaratan Rabbimizin “el-Azîz, el-Kebîr, el-Kuddûs, el-Mütekebbir” sıfatlarını görebiliriz. Peki biz gökyüzündeki dengeyi sadece ayın döngüsü veya güneşin doğup batışıyla mı sınırlı görüyoruz? Büyük kütleli bir yıldızın yaşam döngüsü bize evrendeki dengeyi daha iyi anlatır:
Yıldız, gaz ve toz bulutlarından oluşur. Yerçekimi etkisiyle bulut çöker, merkezde ısınır ve ana kol evresine gelir. Burada hidrojen elementini helyuma dönüştürerek enerji üretir. Hidrojen tükenince kırmızı süper dev evresine geçer; çekirdek büzülür ve dış katmanlar genişler. Ardından ağır elementler oluşur; demir elementine kadar çekirdek birleşimi devam eder. Son evrede süpernova ve kara delik oluşur. Artık bir yıldızı sadece parlak bir cisim olarak değil, onun yaşam döngüsünü de görmüş oluruz. Kara delikler de evrende önemli bir rol oynar. Belki bazıları onları korkunç ve her şeyi yutabilecek cisimler olarak bilir; ancak kara deliklerin akresyon diskleri ve püskürttüğü jetler, ağır elementleri uzaya dağıtarak yeni yıldızlar ve gezegenler için gerekli malzemeleri sağlar. Yani evrende zararlı veya gereksiz zannettiğimiz birçok şey, düzenin önemli bir parçasıdır.
Bu yazıdan sonra, hayatımıza küçük bir başlangıç yapıp, adını duyduğumuz veya gördüğümüz gök cisimleri hakkında araştırmalar yapabilir ve derinlemesine tefekkür edebiliriz. Yani sadece gökyüzüne bakmamalı; anlamalı, araştırmalı ve akıl yürütmeliyiz. Unutmayalım ki, gördüğümüz veya göremediğimiz, bildiğimiz veya bilmediğimiz tüm cisimleri, şüphesiz Aziz ve Kerim olan Allah yaratmıştır.
Fatma Nur Kanta
Astronomi ve Uzay Bilimleri Öğrencisi