AİLEDE ADAB-I MUAŞERET EĞİTİMİ
Adab-ı Muaşeret, diğer adıyla görgü kuralları, çocukların küçük yaşlardan itibaren hayata nasıl tutunacaklarını, insanlarla nasıl ilişki kuracaklarını ve toplum içinde nasıl bir duruş sergileyeceklerini belirleyen en temel eğitim alanlarından biridir. Temizlikten konuşma adabına, misafirlikten yeme içmeye, selamlaşmadan mahremiyet bilincine kadar uzanan bu alan, aslında insanın farkında olmadan yaptığı her davranışı kapsar. İnsanın yürüyüşünden bakışına, oturuşundan kalkışına kadar her hali, edebin dışa yansımasıdır.
Geçmişte büyüklerin yanına girildiğinde ayağa kalkılması, konuşan kişinin sözünün kesilmemesi, büyüklerin yanında yüksek sesle konuşulmaması gibi davranışlar hayatın doğal bir parçasıydı. Bugün bu inceliklerin giderek zayıfladığını üzülerek görmekteyiz. Eskiden “ayıp olur” cümlesi bir çocuğun davranışını şekillendirirken, bugün “ne olacak ki” anlayışı birçok sınırı ortadan kaldırmıştır.
Çocuklara küçük yaşlarda kazandırılmaya çalışılan Adab-ı Muaşeret yalnızca birtakım kuralları öğretmek değil aynı zamanda bir kültürü öğretmektir. İslami geleneğimizde edebin ilimden önce gelmesi bu sebepledir. Hazreti Ömer’in (Radiyallahu Anh) “Önce edebi öğrenin, sonra ilmi” sözü, meselenin ne denli köklü olduğunu açıklamıştır. Edep yalnızca davranış biçimi değil, ahlaktır. Nitekim “Edep bir taç imiş” sözü de bu hakikati özetler.
Rabbimiz, Lokman Suresi’nde yürüyüşte ölçülü olmayı ve sesi alçaltmayı emreder. Bu ayet, insanın toplum içindeki hal ve tavrının da bir ibadet bilinciyle şekillenmesi gerektiğini gösterir. Yersiz kahkahalarla gülmemek, sesi yükseltmemek, başkalarını rahatsız edecek davranışlardan kaçınmak, Adab-ı Muaşeretin temel taşlarındandır. Resulullah’ın (Aleyhisselam) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, Husnü'l Halk, 8) hadisi ise Adab-ı Muaşeretin sadece nezaket değil, iman terbiyesi olduğunu da gösterir. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) konuşurken kimsenin sözünü kesmeyen, karşısındakine bütün bedeniyle yönelen, çocuklara selam veren, hizmet edenlere “öf” bile demeyen bir ahlakın temsilcisiydi. O, sofrada önünden yer, kimseyi mahcup etmez, hata gördüğünde incitmeden düzeltirdi. Onun hayatı, görgü kurallarının kitaplarda yazan değil, yaşayan halidir.
Bugün ise tam aksine, nezaketin zayıfladığı, saygının yerini tahammülsüzlüğün aldığı bir döneme şahitlik ediyoruz. İnsanlar birbirinin sözünü dinlemeden konuşuyor, dijital ekranlar gerçek ilişkilerin önüne geçiyor, çocuklar selam vermeyi değil ekran kaydırmayı öğreniyor. Edep, hayatın merkezinden çekildikçe insan ilişkileri yüzeyselleşiyor, bağ zayıflıyor.
Adab-ı Muaşeret, insanın ne zaman konuşacağını ne zaman susacağını, nasıl yürüyeceğini ve nasıl davranacağını bilmesidir. Bir insanın toplum içindeki duruşu, çoğu zaman sözlerinden önce edebiyle kendini belli eder. Aşırı özgüvenle yetiştirilen, sınırları öğretilmeyen çocuklar zamanla lakayt bir tutum geliştirebilir. Hâlbuki haya ve edep, özgüveni törpüleyen değil, onu dengeleyendir.
Çocuklara bu değerleri anlatmak tek başına yeterli değildir; asıl etkili olan, bu değerlerin aile içinde yaşanarak gösterilmesidir. Bir yandan saygılı olmayı öğütleyip diğer yandan bunu ihlal etmek, çocuğun zihninde çelişki oluşturur. İmam Gazali’nin “Çocuk, anne babanın kaleminden çıkan bir yazıdır” sözü, çocukların, anne ve babanın eseri olduğunu bize göstermektedir. Ne yazık ki bugün en büyük eksikliklerden biri de tam burada karşımıza çıkmaktadır: Çocuklara edep öğütleniyor ama yaşatılmıyor. Saygı anlatılıyor ama uygulanmıyor. Sabır tavsiye ediliyor ama gösterilmiyor.
Bir süre önce okullarda yaşanan bazı olaylarda çocukların, aynı sıraları paylaştığı, yan yana oturduğu, birlikte güldüğü arkadaşlarına karşı sergilediği şiddet hepimizi derinden sarstı. Aynı okulun öğrencileri, belki her gün selamlaştığı, belki aynı sırayı paylaştığı arkadaşını tek tek hedef alarak öldürebiliyor, adeta bir katliamın parçası haline gelebiliyor. Bu tabloyu sadece bireysel bir öfke patlaması olarak görmek, meselenin özünü görmemek olur. Bu, aslında çok daha derin bir eksikliğin sonucudur. Demek ki biz çocuklarımıza arkadaşlığı öğretememişiz. Demek ki biz çocuklarımıza bir dostun kıymetini anlatamamışız.
Arkadaşlık; sadece birlikte vakit geçirmek değil, birbirini korumak, kollamak, incitmemek ve gerektiğinde kendinden önce karşısındakini düşünmektir. Ama edep olmadan kurulan arkadaşlık, en küçük sarsıntıda yıkıma dönüşür. İşte bugün okullarda yaşanan bu acı tablolar, bize sadece eğitim sistemini değil, aile içinde verilen edep terbiyesini de sorgulatmaktadır.
Çocuklarımızı gönderdiğimiz okul, medrese, cami veya ilim merkezleri çocuklara ilmi öğretir; ancak edep ve adap asıl olarak küçük yaşlardan itibaren anne ve babanın şefkatli kollarında öğrenilir. Çocuklarını eğitim kurumlarına gönderen bazı aileler, her şeyin orada tamamlanacağını düşünür. Oysa sağlam bir altyapı olmadan, tek başına bir hocanın çocuğu tamamen düzeltmesi çoğu zaman mümkün değildir. İlim yuvaları elbette çok kıymetlidir; fakat edep, önce ailede başlar, sonra ilimle güzelleşir. Edep, adap, saygı, nezaket, hoşgörü, sevgi, merhamet… Bu hasletlerin temeli ailede atılmalıdır. Ne yazık ki günümüzde birçok evde bu temel yeterince verilemiyor.
Adab-ı Muaşeretle yetişen bir çocuk, ilerleyen yıllarda merhametli bir eş, adaletli bir iş arkadaşı, güvenilir bir dost ve sorumluluk sahibi bir birey olur. Bir bina görevlisine “kolay gelsin” demek, büyüklerin yanında söze atılmadan önce izin almak, birinin mahremine saygı göstermek, tuvalet adabına riayet etmek, sofra adabı, misafirlik adabı gibi küçük görünen davranışlar, aslında büyük bir edep eğitiminin parçalarıdır. Unutulmamalıdır ki edep; bir toplumun sessiz kanunudur. Yazılı kanunlar değil ama herkesin hayatını düzenler. Bu kanun ortadan kalktığında geriye sadece karmaşa kalır.
Adaplar bir günde değil, çocuğun ömrü boyunca sabırla ve aşama aşama yerleştirilmelidir. Yaş dönemlerine göre yöntem değişmeli; küçük yaşlarda oyun ve örneklerle, ilerleyen yaşlarda ayetler, hadisler ve yaşanmış hikâyelerle pekiştirilmelidir. Aile içinde yaşanan bu bilinç, çocukta kalıcı bir ahlak ve sağlam bir şahsiyet inşa edecektir inşallah. Çünkü edep, öğrenilen değil; önce hissedilen, sonra yaşanan ve en sonunda kişiliğe dönüşen bir değerdir.
Rabbim! Çocuklarımızı edepli ve ahlaklı birer birey olarak yetiştirmeyi bizlere nasip eyle!
Âmin!
Pınar Taş