AFFEDİN GENÇLER!
Tek başına bir ümmet olan Hazreti İbrahim, sayısız imtihanla yoğrulmuş, imanı kemale ermiş olgun bir kul ve nebidir. Put yontucusu müşrik bir babayla sınanması, yurdundan koparılması, ateşe atılması ve nihayet tam yaşlılık döneminde gözünün nuru olan evladıyla imtihan edilmesi, her birimiz için derin bir örneklik taşır. Şüphesiz Hazreti İbrahim’in imtihanı zordur; ancak onun itaatkâr evladı Hazreti İsmail’in imtihanı da en az bunun kadar derindir.
Hazreti İsmail, babasına ne güç ne servet ne de toplum baskısı sebebiyle itaat etmiştir. Bırakılıp gidildiği Mina Vadisi’nde onu itaate zorlayacak bir kanun yoktur. Arkasında güçlü bir aşiret, onu ayıplayacak bir kalabalık da yoktur. Aksine, itaat etmemesi için pek çok sebep vardır. Annesiyle birlikte verilen zorlu yaşam mücadelesi, baba otoritesinden uzak geçen çocukluk yılları ve insanın iç dünyasında yankılanan fısıltılar… Kim bilir, şeytan onun kulağına neler fısıldadı. Bunu asla bilemeyeceğiz. Ancak bu anın unutulmaması için hac menâsiki arasında şeytan taşlama vardır. Bu, yalnızca tarihsel bir hatırlama değil; benzer imtihanları yaşayanların içlerindeki sesi tanıyabilmeleri ve ayırt edebilmeleri içindir.
Hazreti İsmail kadar olmasa da mütedeyyin bir ailenin çocuğu olmak da şüphesiz zordur. Ailesiyle mücadele ederek namazını kılan, başını örten bir genç destanlaşırken; çoğu zaman sessizce itaat eden çocuklarımızın da nefislerine, şeytana ve topluma karşı verdikleri mücadele aynı değerde görülmelidir. Ne var ki biz ebeveynler, bu mücadeleyi çoğu zaman görmedik. Gençliğin fıtratı gereği sorgulayan, itiraz eden, anlam arayan yapısını tehdit olarak algıladık. Oysa sorgu, imanın düşmanı değil; çoğu zaman onun eşiğidir.
İletişimdeki temel kırılma noktası da tam burada başlar. Kanlarının deli deli aktığı dönemlerde, emir almaktan hoşlanmayan nefislerine emir verdik. Nedenini anlatmadan “yap” dedik. Farzları anlattık, yetmedi sünnetleri ve müntahapları da ekledik. Oysa genç, bir listeyi değil, bir anlamı taşımak ister. Kendi kendine sorduğu soruları yok saydık; tereddütlerini ciddiye almadık. “Bu böyle, kabul et” diyerek kestirip attık. Böylece iletişim, karşılıklı bir yolculuk olmaktan çıkıp tek yönlü bir buyruğa dönüştü.
Kıldıkları namazlara karşı zamanla körleşirken, kılamadıkları anlarda kırıcı olduk. Başarıyı sıradan, eksikliği ise ayıp saydık. Sanki biz hiç zorlanmamışız gibi davrandık. Oysa ilk başta namazın onlara lüzumsuz gelmesi doğaldı. Hiç susamadan su içilebileceğini, acıkmadan yemeğe iştah duyulacağını sandık. Tanımadıkları birine doğru, sorgulamadan yola çıkmalarını bekledik. İletişimdeki bu kopuş, gencin kalbinde şu cümleye dönüştü, “Anlaşılmıyorum.”
Mecbur tuttuk. “Başka yolu yok” dedik. Evet, namaz farzdır, dinin direğidir. Rabbimize minnettarlığımızın en güzel ifadesidir, kulluğumuzun en somut biçimidir. Ancak sormamız gereken soru şudur: Zorla mı teşekkür edilir? Minnettarlık, sürekli “hadi” denilerek öğrenilir mi? İman, korkuyla ayakta kalmaz; güvenle derinleşir. İletişim, tam da bu güveni inşa etme sanatıdır.
Biz onlara Rabbimizin bizi ne kadar sevdiğini ne kadar çok sevindirdiğini yeterince gösterebildik mi? Hesapsız rızıklandırıldığımızı, sebepsiz ve karşılıksız indirilen bunca nimeti hissettirebildik mi? Hissetmeyen bir kalbe ibadet, doğal olarak bir zorunluluk listesi gibi görünür. Oysa genç, önce sevilmeyi ve anlaşıldığını hissetmek ister. Kalp bağ kurmadan akıl ikna olmaz; akıl ikna olmadan davranış kök salmaz.
Affedin yavrularımız. Biz ne Hacer gibi sabrı öğretebildik ne de İbrahim gibi güveni inşa edebildik. Ama sizden İsmail olmanızı bekledik. Oysa gençlerle iletişim, emirle değil; eşlik ederek kurulur. Yargıyla değil; dinleyerek güçlenir. Korkutarak değil; anlamlandırarak derinleşir. Genç imanla yürür; fakat önce güvenle bağlanır. Ona “yanındayım” denildiğinde, yolculuğa cesaret eder.
Bugün ebeveyn olarak belki de en çok söylememiz gereken cümle şudur: Sana güveniyorum. Sorularından korkmuyorum. Yolculuğunda yanındayım. İşte iyileşme tam da buradan başlar; hem genç için hem ebeveyn için. Çünkü gerçek iletişim, sadece konuşmak değil; birlikte yürümeyi göze almaktır.
Psk. Aile Dan. Asiye Türkan