Bismillahirrahmanirrahim
“Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, (el, yüz gibi) görünen kısmı hariç, (kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi) ziynetlerini (ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını) göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar (saç, kulak ve gerdanlarını) örtsünler!” (Nur Suresi, 31. Ayet)
Tesettür sadece Allah’ın emri veyahut bir yaşam biçimi değil, tesettür insan olmanın bir gereğidir. Kişinin kendisinin, ailesinin ve sosyal çevresinin yaşam alanlarını koruması ve muhafaza altına almasıdır. Vahiyle belirlenen bu sınır erkek için de kadın için de belli ölçülerdedir. Tesettür bir kısıtlılık hali değil, bir özgürlüktür. Bu özgürlük, dinin emirlerini yerine getirmedeki özgüven ve rahatlıktan ötürüdür. Tarih boyunca Batı medeniyetinde bir tehdit olarak algılanmasının en büyük nedeni İslam’ın şiarlarından olması ve sadece bireysel bir tercih olarak değil, siyasal İslam’ın bir bayrağı olarak algılanmasından dolayıdır. Bu yüzden zaman zaman kamu kurum ve kuruluşlarında yasaklama girişimleri olmuş ve hâlâ bu yasağı sürdüren ülkeler mevcuttur. Bunu sözde sekülerlik ve modernleşme zihniyetine tehdit olarak algıladılar. Halbuki asıl hedef İslam’dı ve onu temsil eden her şey ortadan kalkmalıydı.
Bunu Batı zihniyeti ile anlayan her birey ne yazık ki tesettürün kıymetini kavrayamadı ve zamanla açılma yollarına başvurdu. Bu durum zayıf bir İslami düşünce ve değişen din olgusuyla birleşince ortaya birbiri ardınca tesettürden vazgeçen insanlar çıktı. Hatta bu durum öyle bir hâl aldı ki bu minvalde tecrübelerini aktaran ve tesettürden sözde vazgeçme nedenlerini sıralayan yazıların yazıldığı platformlar kuruldu. Bu platformlar, dini konuda eksikliği olan ve bu doğrultuda bir irade ortaya koyamayan her bireyi ne yazık ki zehirler hâle geldi. Peki asıl eksiklik tesettürden vazgeçmek mi yoksa asıl önemli olan tesettürün mahiyetinden bihaber olmak mı?
Tesettür ölçüsü ayet ile belirlenmiş, kesin olarak emredilmiş bir vazifedir. Yani namaz gibi, oruç gibi her Müslüman kadının asli görevi buluğ çağına erdikten sonrası ölçülerine riayet göstererek tesettüre girmeleridir. Her ne kadar tesettür farz ise, onu terk etmek veyahut bir sebepten vazgeçmek de ağır vebal ve sorumluluk gerektirir. Tesettürden vazgeçmek hangi sebeple olursa olsun yanlış bir davranıştır. Rabbimizin razı olmadığı bir iştir. İnsanları bu yola sevk eden çeşitli sebepler vardır.
En başında dediğimiz gibi düşünce yapısındaki eksiklik ve yetersizlik insanları bu yola sevk etmektedir. Tesettürün mahiyetinden bihaber olan her birey başındaki örtüye kıymet verememiş ve bunu dinin bir buyruğu değil, kültürel bir alışkanlık olarak gördükleri için vazgeçmekten geri durmamıştır.
“Kalbimiz temiz, içimiz temiz” ifadeleri zamanla dinin emrettiği her şeyden uzaklaşmaya bir bahane olmuştur. “Namaz kılmıyorum ama kalbim temiz, tesettürlü değilim ama içim temiz” ifadeleri sadece bir bahaneden ibarettir. Bu kişilerin, dinin yüklediği sorumlulukların külfetinden kaçmak için başvurdukları bir yoldur. İçi temiz olan ve niyeti hâlis olan her Müslüman fert, dinin yükümlülüklerini yerine getirmede geri kalmaz ve bu konuda bir zaafiyet göstermez.
Sosyal medya ne yazık ki bu duruma sevk eden belki de en önemli nedenlerden biridir. Tesettür mahremiyet ve örtünmeyi öncelediğinden, sosyal medyanın sergileme kültürü ile çatışabilmektedir. Bu çatışma, bazılarını tesettürü gevşetmeye veya tamamen bırakmaya yöneltebilmektedir. Sosyal medyanın beslediği güzellik standartları, beğeni arayışı ve özgürlük algısı özentisiyle birleştiği zaman dini değerler önemsiz gelmekte ve oluşturduğu atmosfer buna sevk etmektedir. Sosyal medyadaki sahte hayatların şaşaasına kapılan gençler zehirlenerek farklı yollara itilmektedir. Elbette ki bu durumdan sosyal medyanın etkisi büyüktür.
Tesettür Kur’an’da açıkça emredilmiştir. Dolayısıyla tesettürü terk etmek, farzı terk etmek anlamına gelir. Bu yüzden bu durumdan sorumludur ve ahiretteki vebali büyüktür. Eğer biri “Tesettür farz değil” deyip Kur’an’da geçmesine rağmen bu hükmü açıkça reddederse küfre düşmüş olur. Her ibadetin bir külfeti olduğu gibi elbette tesettürün de bir külfeti vardır ve kişi “Ben bunu taşıyamıyorum, sorumluluğunu alamıyorum” deyip açılma yolunu tercih ederse günahkâr olur.
Tesettür Allah’ın emridir. Ve bu düşünce ile adım atmak, yapacağımız bu ameli kalbimizde güçlü hâle getirir. Tesettür bir yük değil, ilahi bir emirdir ve Allah’ın rızasına sevk eden ilahi bir yoldur. Tesettür ruhun özgürlüğüdür çünkü en büyük özgürlük Allah’a kul olmaktır.
Tesettür bilinci ile yaşamak ve tesettür şuuruna varmak duası ile…
Senanur Gizli