Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam da O’nun pak Rasulüne olsun.
Yine bir yaz ayı geldi ve hatta siz bu yazıyı okurken yazı yarılamış olacağız –inşâallah. Takvimler yaz mevsimini gösterdiğinde evlerin temposu değişir. Okullar kapanır, ödevler biter, sabahın erken telaşı yerini daha sakin günlere bırakır.
Çocuklar için yaz tatili; oyun oynamak, gezmek ve dinlenmek demektir. Biz anne babalar içinse biraz nefes almak, biraz da çocuklarla daha fazla vakit geçirebilmenin fırsatı… Fakat hani bir söz var ya, “Fırsatlar nisan yağmuru gibidir, hızlıca gelir ve geçer.” diye. İşte her fırsat, değerlendirilmediğinde sessizce elimizden kayıp gider. Yaz mevsimi de böyledir.
Yazın günler uzun, programlar esnek, aile fertleri birbirine daha yakındır. İşte tam da bu yüzden yaz tatili, sadece dinlenme zamanı değil, aynı zamanda aileyi yeniden inşa etme mevsimidir.
İbadet, sadece namaz ve oruçtan ibaret midir?
Bizler çoğu zaman ibadeti belli vakitlere ve belli mekânlara sıkıştırıyoruz. Oysa Kur'an ve sünnet bize hayatın tamamını kuşatan bir kulluk anlayışı öğretir. Bir babanın çocuğuyla oyun oynaması, bir annenin evladını sabırla dinlemesi, ailenin birlikte sofraya oturması, birlikte Kur'an okuması, yaşlı bir akrabanın ziyaret edilmesi, Allah rızası gözetildiğinde ibadetin ta kendisidir.
Çocukların büyüdükçe aileden, akrabalardan, toplumdan nasıl uzaklaştığını, avuçlarının içindeki o alete –telefona- nasıl esir olduklarına şahit oluyoruz. Akrabalık bağı (sıla-ı rahim), Allah’ın korumamızı istediği en güçlü bağlardan biridir. Çocuklarımızı akrabalarımızla yakınlaştırmak, iyi ilişkiler kurmalarını sağlamak en büyük ibadetlerden biridir.
İbadet dediğimiz şey, günlük hayatın koşturmacasında ihmal ettiğimiz kulluğu, aile hayatının içine yeniden taşıyabilmektir. Belki de yaz tatilinin en büyük bereketi tam burada gizlidir. Çünkü çocuklar, anne babalarının sözlerinden çok davranışlarını hatırlar.
Bir yaz akşamı birlikte kılınan akşam namazını, balkonda edilen samimi bir duayı, dedesinin anlattığı bir peygamber kıssasını veya ailece yapılan küçük bir hayrı yıllar sonra bile unutmayabilirler. Nice uzun nasihatlerin bırakamadığı izi, bazen yarım saatlik samimi bir aile ortamı bırakabilir.
Size çocukluğumun yaz tatilinden birkaç örnek vereyim. Yazın babaannemle damda yatardık ve sırt üstü yatıp gökteki yıldızlara bakarken babaannem Hazreti İbrahim kıssasını anlatırdı. Geceleyin Hazreti İbrahim’in Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları Rabbi sanmasını dinleyerek uyuduğumuz uykumuzdan sabah Güneş’i ile uyandığımızda, o kıssa zihnimizde yeniden canlanırdı, “Ben batıp kaybolanları sevmem.”
Bütün kısa sureleri o yaz geceleri babaannemin öğretmesiyle öğrendim diyebilirim. Okuma yazma öğrendiğimde Fatiha suresindeki kelimenin ‘yövmiddin’ olmadığını gördüğümde çok şaşırmış ve gülmüştüm. Babaannem yanlış da olsa kendinden bir şeyler katmıştı bana.
Yanlış demişken… Babaannem, yanlış anlatımlarıyla benim dini ve hatta Allah’ı sorgulamamı da sağladı. Hazreti İsmail kıssasını anlatırken sonuna şöyle bir ek yapardı, “Allah o koçu göndermese, biz de sizi kesmek zorunda kalacaktık.”
- İyi de babaanne, bizim olayla alakamız ne? Hem Hazreti İbrahim’den bu yana herkes çocuğunu öldürse ortada sen de olmazdın ki? ????
Bu mesele doğru da olsa babaannem teslim olmuştu. Ama benim sorgulamamı ve doğrusunu öğrenmemi sağladı. Bu soru işaretlerini takip ederek gerçeklere ulaşabilirdim. Yoksa zaten yaşadığım ortam itibariyle dine dair hiçbir fikrim de olmazdı.
Şimdi sizler de bir düşünün bakalım, çocukluğunuza dair ne gibi anılarınız var? Şöyle birkaç dakika çocukluğunuza gidip gelin, devam edelim inşâallah.
Geldiniz mi? Hoş geldiniz. Umarım güzel vakit geçirmişsinizdir. Gelelim çocuklarımıza…
Bugünün çocukları yarının yetişkinleri olacak. Fakat onlar sadece okuduklarını değil, yaşadıkları ev iklimini de yanlarında taşıyacaklar. Eğer evlerinde Kur'an'ın sesi, duanın huzuru, merhametin dili ve birlikte geçirilen kaliteli zaman varsa, bu hatıralar onların iman yolculuğunda sağlam birer dayanak olacaktır.
Çocukluğunuzu düşünürken fark etmişsinizdir, aklınıza okuduğunuz kitaplardaki pasajlar, aldığınız dersler falan gelmedi. Yaşadıklarınız geldi. İnsan geçmişte en büyük acılar çekmiş bile olsa, o acıyı değil, o acının yaşattığı duyguyu hatırlar. O yüzden de çocuklarımıza nasihatle değil hareketle, davranışla ve güzellikle öğretelim.
Yaz tatili, boş zamanı doldurma telaşı değil, kalpleri doldurma fırsatıdır. Belki gidilen tatil yerleri unutulacak, alınan oyuncaklar eskiyecek fakat çocuğun gönlünde oluşan izler, ömür boyu silinmeyecektir.
“İbadet sadece namaz ve oruçtan ibaret değildir.” dedik evet ama elbette güzel İslami alışkanlıklar kazanmanın yolu yaz tatilinde bu alışkanlıkları uygulamaktan geçiyor. Neler yapabiliriz:
- Güne Allah’ı anarak başlamak ve günlük virdler edinmek: Günlük işlerimizde okuyacağımız duaları hem kendimiz bilelim hem de çocuklarımıza öğretelim. Bunun için Hısnu’l-Müslim adlı dua kitabı fazlasıyla yeterli ve sahih bir kaynaktır. Uyanınca, uyurken, yemekten önce ve sonra, giyinirken, araca binerken ve daha birçok durumda edilecek duaları öğrenmek kadar güzel hangi amel vardır?
- Her gün Kur’an’la buluşmak: Bize Rabbimizden gelen mektubu ailecek okumaktan mutluluk duyarız öyle değil mi?
- En az bir sofraya beraber oturmak: Sofra demek, suffe demektir. Sofra, bu kadar birbirinden kopmuş aile bireylerini bir araya toplayan belki de tek etkinliktir. O yüzden sofranın hakkını vermeli, vaaz ve nasihat, azarlama ve tenkit yerine muhabbetli bir sofra ortamında neşeli vakitler geçirmeliyiz. Unutmayalım, kalpler vaaz ve nasihatle değil, muhabbetle fethedilir.
- Bir iyilik planı oluşturmak: Günde bir veya birkaç iyilik planlayarak bunu çocuklarımızla uygulamak, onlara iyiliğin hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu anlatmamız için güzel bir yoldur. Akraba ziyareti, hasta bir komşuya yardım, yaşlılara hürmet, sadaka vermek, tebessüm etmek gibi hayırlar, bizim hayatımızda alışılmış ama belki de çocuklarımızın pek tanıdık olmadığı iyiliklerdir.
- Ekran süresini değil, birlikte geçirilen zamanı artırmak: Kızlar anneleriyle mutfakta vakit geçirerek hem eğlenir hem öğrenirler. Erkekler de babalarıyla… Çocuklarınızla ne yapacağınıza da siz karar verin artık. ????
- İslam büyüklerini evimize misafir etmek: Haftanın belli günleri düzenli olarak peygamber ya da sahabe hayatları anlatarak çocuklarımıza gerçek kahramanları tanıtmamız gerek. Yoksa imam hatipte okuyan çocuklarımız bile İslam düşmanı sözüm ona sanatçıları, baldırı çıplakları kendisine rol model almaya devam edecek –Allah muhafaza.
Yaz Sonunda Çocuğunuza Ne Bırakmış Olacaksınız?
Yaz mevsimi göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Valizler toplanır, tatil fotoğrafları albümlerde yerini alır, okullar yeniden açılır. Geriye ise sadece geçirilen günler değil, o günlerin çocukların kalbinde bıraktığı izler kalır.
Belki bu yaz çocuğumuz çok eğlenecek, yeni yerler görecek, yeni oyuncaklar edinecek. Bunların hepsi kıymetlidir. Fakat yıllar sonra ona "Çocukluğundan ne hatırlıyorsun?" diye sorulduğunda, muhtemelen kendisini en çok değerli hissettiği anları anlatacaktır.
Çocuklarımızın kalplerini öfke ve korkuyla değil, muhabbetle ve güzel anılarla dolduralım. Geriye dönüp baktıklarında, güven, sevgi ve teslimiyet görsünler. Muhabbetle…
Sezgin Özbay