Bir geceydi…
Göğün suskunluğu,
Kalbin iç çekişine benziyordu.
İlahi aşk, bir sır gibi dolanıyordu damarlarımda,
Ne adı konulmuştu
Ne de tarifi yapılabilmişti.
Bir çağrı yükseldi içimden,
Sanki arşa doğru bir yürüyüştü bu
Adımlarım görünmez, yüküm tarifsiz,
Miracın gölgesi düştü yüreğime,
Bir yükseliş ki ne beden dayanır ne akıl,
Sadece aşk’a eren bilir o yolu,
Sadece teslimiyet açar o kapıyı.
“Gel” dedi bir ses,
Ne kulakla işitildi ne sözle anlatıldı,
Bir “ol” emri gibi yankılandı ruhumda,
Ve ben… yokluğumla vardım huzura.
Orada zaman yoktu,
Ne dün vardı ne yarın,
Bir an vardı sadece,
İçinde ebediyet saklı.
Aşk, orada hakikatti,
Ne mecaz kalırdı ne perde,
Her şey soyunurdu suretinden,
Ve geriye yalnızca O kalırdı.
Ama dünya…
Dünya yine döndü yerinde,
Toprak yine kanla sulandı.
Kana bulandı.
Ve bir çöl sabahında yankılandı feryatlar.
Kerbela…
Adı bile iç çekerken söylenir,
Bir susuzluk ki sadece bedenleri değil,
Vicdanları da kavurur.
Bir nehir akıyordu yakında,
Ama ulaşmak haramdı hakikate susayanlara,
Çünkü zulüm, suyun önüne set çekmişti,
Ve adalet, çölde yetim kalmıştı.
Kerbela’da aşk,
Bir kez daha yazıldı kanla,
Bir kez daha gösterdi kendini,
Teslimiyetin en ağır imtihanında.
Şehitler…
Toprağa düşerken yükseldiler aslında,
Çünkü hakikat,
Gökte yazılır, yerde işlenirdi.
İşte bu demde...
Bir yanım miraçla gelen hakikati
Bir yanım Kerbela’nın Şehadetini taşıyor zamana
İki ateş arasında bir kalp gibi.
Bazen bir yükseliş olur arşa,
Bazen bir direniş olur yerde
Ama hep yanar, hep yakar.
Ey kalbim…
Sen de bir yolcusun bu hikâyede,
Ya bir gece miracına çıkarsın,
Ya bir gün Kerbela’na varırsın.
Ama unutma!
Aşk,
Ne sadece yükselmektir,
Ne de sadece yanmak…
Aşk,
Hem göğe yürümektir,
Hem yerde hak için düşmek.
Zehra ÖZELÇİ