Merhamet denince akla gelen ilk şey belki de acıma duygusudur, oysa ki asıl merhamet acımakla beraber acıtmamaktır.
Ebu Hureyre’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, “Ben Rasûlullah’ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken dinledim.” demiştir, “Allah, rahmetini yüz parçaya ayırmıştır. Doksan dokuz parçasını kendi katında alıkoymuş, birini yeryüzüne indirmiştir. İşte varlıklar bu bir parça rahmet sebebiyle birbirlerine acırlar. Hatta hayvanlar, yavrusunun üzerine basacağı endişesiyle ayağını çekip kaldırır.” (Müslim, Tevbe, 19) Bir başka rivayette şöyle buyurulmuştur, “Allah Teâlâ’nın yüz rahmeti vardır. Bunlardan birini insanlar, cinler, hayvanlar ve böcekler arasına indirmiştir. Onlar bu sebeple birbirlerini sever ve birbirlerine acırlar. Yabani hayvan yavrusuna bu sebeple şefkat gösterir. Allah, o doksan dokuz rahmeti kıyamet günü içindir.” (Buhari, Edep, 19) Müslim’in Selmân–ı Fârisî’den naklettiği bir başka hadiste, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur, “Hiç şüphesiz Allah Teâlâ’nın yüz rahmeti vardır. Bu rahmetten bir tanesi sebebiyle varlıklar birbirlerine merhamet ederler. Doksan dokuz (rahmet) ise Kıyamet günü içindir buyurdu.” (Buharî, Rikak, 19) Başka rivâyette Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur, “Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün, yüz rahmet yaratmıştır. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak enginliğe sahiptir. Bunlardan sadece bir rahmeti yeryüzüne indirmiştir. İşte anne yavrusuna bu sayede şefkat gösterir. Yabani hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak birbirlerine merhamet ederler. Allah Teâlâ kıyamette, bu biri doksan dokuza katarak rahmetini yüze tamamlayacaktır.” (Müslim, Tevbe, 19)
Hadis-i şerifler bağlamında bize verilen bir parça rahmetin özellikle anne üzerine tecelli ettiğini anlıyoruz, evin terbiye edicisi başta annedir rahmetin en büyük tecellisi annede zuhur etmiştir anne ile beraber baba da kendilerine verilen bu fıtri vazifeyi hakkı ile ifa ederse o ev güllük gülistanlık olur. Yok eğer ki fıtrata aykırı bilgisizce bu terbiye verilirse rahmet değil sonuç itibariyle azap olur. Çocuk daha küçükken kararında bilinçle eğitilirse örneğin eğitim hayatı için sabah, erken kaldırılan bir çocuğa merhametsizlik gözü ile bakılmazken, sabah namazına kaldırılmayı merhametsizlik olarak algılayan aman uyusun diye erkenden kaldırmayı, merhametsizlik olarak anlarsa bir toplum, bu cahilliktir ve merhameti yanlış okumaktır. Çocuklar merhameti anlatılarak değil yaşayarak öğrenirler, bir çocuk ebeveynin toplamıdır istisna olabilir nadiren, kaideyi bozmaz. Örneğin çocuğa her istediğini vermek rahmet değil aksine en büyük yanlışlardan biridir, doğru olan yardımsever yetiştirilir ebeveynin sadaka verdiğini bunla beraber çocuğa verdirdiğini büyüklere saygı ile küçüklere şefkat ile yaklaşıldığını, haksızlık yapılmadığını en önemlisi Allah korkusunun ve sevgisinin olduğu bir ortamda yetişerek öğrenir, Rahmet Peygamberi ahlakının düstur edinildiği terbiye yönteminde Merhametsizlikten söz edilemez. Merhametin ilk öğretmeni de Nebi Aleyhisselam’dır. Ayeti kerimede, “Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya Suresi, 107. Ayet), Hazreti Muhammed'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tüm insanlar, cinler ve varlıklar için ilahi bir merhamet, rehber ve hayır kaynağı olarak gönderildiğini ifade eder. Bu ayet, İslam'ın cihanşümul merhamet mesajını, barış, şefkat ve adalet ilkelerini vurgulayan ilahi beyandır.
Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah'ın insanlığa ve diğer varlıklara olan merhametinin bir tecellisi olarak gönderilmiştir. “Âlemler” ifadesiyle tüm mahlukat kastedilmekte, rehberliği sadece Müslümanlara değil, tüm insanlığa ve kâinata şamil olmaktadır.
Merhametin başta nebevi mektebe dönüştürülen ailede yaşayarak öğrenildiğinin şuurunda olma duâsı ile.
Şuheda Engiz