Kul dönüşünü yineledikçe onun tövbesini tekrar tekrar kabul eden El-Tevvâb olan Allah’a (Celle Celaluhu) hamd, ismet sıfatına sahip olduğu halde günde yetmiş ile yüz kez istiğfar eden Peygamberine, Peygamber Efendimize salât ve selam olsun.
Ramazan ayının manevi iklimini geride bıraktığımız şu günlerde dilime pelesenk olan ilahinin şu sözleri ne kadar da manidardır. “Ey Sevgili ben de ben de gelem Sana/ Kokuşmuş dünyanın yükü üzerimde/Pas tutmuş kalbimle, kirli ellerimle/ Mahcubum Sana, muhtacım hem de…”
Allah’ın (Celle Celaluhu) hoşlanmadığı şeylerden kulun vaz geçişini ifade eden samimi sanatsal içerikli bu sözler kalbimi fethetmişti desem yeridir. Allah’ın (Celle Celaluhu) azabından korkarak ya da yaptığı günahın çirkinliğini sezerek yaşanan pişmanlığın ardından bir daha işlememeye azmederek gidilir bu yoldan. Yanlış yola saptığını fark eden arabanın dönmesi ve doğru yola girme gayretidir tövbe. Aynı zamanda sonsuz şer potansiyelini ebedi hayır kabiliyetine çevirmenin de adıdır tövbe. Gidişimizin adaletin ta kendisi olduğu cehennemden bir lütuf ve ikram olan cennet yurduna dönmektir bir bakıma. Her türlü isyandan itaate hem kalbi hem de fiili dönüştür. Bu dönüş eğreti olan günah halinden asıl olan selamete doğrudur.
Gaffar, Afuvv, Tevvâb esmaları mana olarak birbirine yakın gibi gözükse de ayrıntıda birbirinden farklıdır. Afuvv’de affın şiddetine, Gaffar’da örtmeye, Tevvâb’da da tekrara vurgu vardır. Gafur olan Rabbimiz günahın üzerini örtüp gizlemek suretiyle kullarına dahi unutturur bunu. Afüvv olan ilahımız affetmenin yanında günahları iyiliğe çevirendir. Tevvâb olan Mevlamız kulun dönüşünü tekrar tekrar kabul edendir. Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize bildirdiğine göre “İstiğfar eden kimse günde yetmiş kere de tövbesinden dönse günahta ısrar etmiş sayılmaz.” (Tirmizî, Daavât 119) Neden bu kadar önemlidir tövbe?
Bir şeyin vasfı ile vasıflananlar onu tövbe ile temizlemezse o şeye dönüşebilir. Emanete sahip çıkmayan birine münafıksın denilmez ancak sende münafıklık vasfı var, denilebilir. Ki Peygamber Efendimiz’in yaşanan kimi olayların neticesinde ashabına üzerinde cahiliye kırıntısı görüyorum dediği bize gelen nakiller arasındadır. Hata huy haline gelmeden temizlenmeli ki zor olan günahın ilkidir, icabına bakılmazsa gerisi çorap söküğüdür. Günah lekeler, tövbe temizler. Bu kadar kolay mıdır peki tövbe?
Tövbe akleden kalbin gerçekleştirdiği bir eylem olduğundan kişilerin gönül dünyasına göredir kolaylığı ya da zorluğu. Bazı gönüller ufacık bir kıvılcımdan ateş alırken bazılarına kürekle ateş dökülse yine de yanmaz. Çoğu gönül demir gibi olup ateşi görünce biraz yumuşar ancak sonra tekrar eski halini alır. “Çocukluktan beri sohbetlerdeyim, her şeyi biliyorum.” mantığıyla farklı hayatların özlemlerini çekenlere duyurulur. Herkesin tövbesi aynı mıdır peki?
Taib ve tevvab olmak üzere ikiye ayrılır tövbe edenler. Taibler yalnız dış günahlardan döndükleri için ayrık otunu kesip köklerini bırakanlara benzer. Tevvablar ise kötü huylarından da temizlendiklerinden ayrık otunu köklerinden söküp atanlardır. Bir daha oluşma ihtimali ilkine göre çok daha azdır.
El-Tevvâb olan Rabbimiz kullarına tövbe etme gücü vermekle kalmamış onlara tövbenin yollarını da kolaylaştırmıştır. Kullarının tekrar tekrar tövbe etmesine karşın O da tövbeleri her defasında kabul etmiştir. Günahkâr kullarına verdiği nimeti kesmeyerek onları rahmetinden uzaklaştırmamış, tövbeye davet etmiş ve bunun için onlara mühlet vermiştir. Kimler daha kolay tövbe edebilir peki?
Samimi bir niyetle doğruyu talep eden ve bunun için varlıkla ilişkileri sevgi ve yardımlaşma üzere olanlara, Allah (Celle Celaluhu) tövbeyi nasip eder. Bu evi parka yakın olanların oraya daha erken ulaşmasına benzer. Hataya batmış olsa dâhi günahını Rabbine itiraf ettiği anda affa layık olmuştur. Hangi günah olursa olsun El-Tevvâb’ın afv ve mağfiretiyle boy ölçüşemez. O halde tövbe çok güçlü bir psikolojik destektir diyebilir miyiz?
Bilinç seviyesi yükselip farkındalık kazanan insan yaşadığı kaygıdan ve korkudan kurtulup Allah’a (Celle Celaluhu) güvenir tövbeyle. Özgün benliği ile Allah (Celle Celaluhu) arasındaki ilişkiyi bizzat kendi kurup hal değiştirerek hayatını daha iyiye taşıma çabasını gösterir böylece. Tövbeye yönelten nedenler nelerdir peki?
Tüm ilahi yasaklar, tehditler, ölüm, yanlış yolda gidenlerin kötü akıbetini okuma ve daha nicesi tövbeye sevk eden sebeplerdendir. En temel neden günahın rahatsız ettiği ilk yer olan vicdandır. Vicdanın uyanık olması imana tabi olmasına bağlıdır.
“Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Ben Tevvab ve Rahim’im.” (Bakara Suresi, 160. Ayet)
Batıldan hakka dönen kul tövbesine sadık kalır istikamet yolunda yürürse bu yolun sonunun cennet olacağını Rahim esmasından öğreniyoruz. Affın merhamet ve şefkat ile iç içe olduğunun göstergesi olan Rahim esmasının tecelli diyarı cennettir zira.
Kur’an-ı Kerim’de tövbe, fiil ve isim kalıplarıyla otuza yakın ayette Allah’a (Celle Celaluhu) izafe edilmektedir. Tevvâb, Allah’ın (Celle Celaluhu) esması olarak dokuz ayette Rahim esmasıyla, bir ayette Hakîm esmasıyla, bir ayette de tek başına geçmektedir. Kul, günaha ya da hataya düştüğünde, tam olarak ne olur peki?
Her hata bağlantıda bir arızayı, bir kesintiyi ifade ederken ivedilikle yapılan tövbeyle arıza giderilip bağlantı yeniden sağlanmış olur. “Günah işledim, uzak kaldım. Yaklaşmak istiyorum ya Rab!” demektir tövbe. Bu bağlamda en güzel örneklerden biri olan Hazreti Âdem tövbe edince Rabbi de onu cennete döndürmeye söz vermiştir. “Âdem Rabbinden ilhamlar aldı ve derhal tövbe etti. Muhakkak Allah Tevvab’tır ve Rahim’dir.” (Bakara Suresi, 37. Ayet)
Tövbeyi gerçekleştirebilmek de Allah’ın (Celle Celaluhu) bir lütfudur. Tövbe, farkındalık meziyetiyle gelen bir öz eleştirinin ardından ilahi otoriteye duyulan güvenle hatalarını düzelte düzelte ilerlemeyi sunar kula. “Rahmetim gazabımı geçti.” (Buhârî, Tevhîd 15) diyen ve İlahından dersini alan kul günah işlemekten, günahta kalmaktan sıkılır, utanır. Utanma duygusu korunursa dönüş olur zira. Bu bağlamda hataya düşen Hazreti Âdem ve Havva’nın neden elbiselerinin çıkarıldığı sorusu da cevap bulacaktır. Her çağın bozguncularının tesettüre olan düşmanlıkları, hayayı ve iffeti hedef almaları da bu cepheden bakılınca daha iyi anlaşılacaktır.
Bakara 128’de belirtildiği üzere Kâbe’nin inşasından sonra Hazreti İbrahim’in Tevvâb esmasına sığınması, Nasr suresinde fetihten sonra bağışlama dileyin emri gösteriyor ki tövbe illa bir hatadan sonra yapılmaz. Eksiklerimizin kötülüğünden de El-Tevvâb olan Allah’a (Celle Celaluhu) sığınırız. El-Tevvâb olan Allah da (Celle Celaluhu) kullarına karşı istekli midir peki?
Çölde yolculuk yapan için deve her şeydir. Devesini kaybeden ve onu bulabilme ümidi olmayan bir adamın devesini bulduğunda yaşadığı sevinçten çok daha fazladır tövbe ile dönen kuluna El-Tevvâb’ın sevinci, der Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). Tövbedeki sadakat nasıl anlaşılır?
Kaçırılanların olabiliyorsa kazalarını eda etmek, haksızlıkları tamir etmekle olur. İsyanın tövbesi itaat, gıybetin helallik isteme, hırsızlığın alınan malı iade etme, iftira ve yalanın tövbesi doğruyu söylemek, cimriliğin infak etmek, içki ve kumar gibi zararlı alışkanlıkların tövbesi onları terk etmek ile olur.
Kişide affetme ahlakının yerleşmesi esmanın tecellisine mazhariyetin göstergesidir. Kendi günah ve isyanlarına verilmesini istediği tekrar tekrar affetme davranışını kendisi de çevresine gösterir. “Ya Allah’ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah tövbeleri çok kabul eden ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)?” (Nur Suresi, 10. Ayet)
Rabbim bizleri çok geç olmadan El-Tevvâb isminin tecelli ettiği kullarından eylesin. (Amin)
Gülfer Ekmen