Bismillahirrahmanirrahim…
Yazı dizimizin bu ayki yazısında tesettürü psiko-felsefik bir bakışla değerlendirerek “Neden örtünüyoruz” sorusuna bir nebze cevap arayacağız.
Anneler uyuyan yavrusunu üşütmesin diye şefkat duygusuyla örter. Binbir emekle işlenen çeyizler tozlanmasın, eskimesin diye sandıklara konur, örtülür. Tohumlar beslensin, büyüsün, fidan olsun, ağaç olsun, meyve versin diye örtülür. Sıcağın, soğuğun zararından; kötü nazarlardan korumak için beden örtülür. Haramdan sakınmak için göz örtülür, kulak örtülür, ağız örtülür.
Tarih boyunca örtü, insanın ayrılmaz bir parçası görülmüş hür ve asil bir hanım olmanın göstergesi olmuş, açıklık ise köleliği simgelemiştir. Ancak modern çağla birlikte bu algı yerle bir edilip “açıklık/çıplaklık” güzellik ve entelektüellik göstergesi haline getirilmiştir.
İnsanın yaratılıştan gelen saf “fıtri” yönü her zaman mahremiyete ihtiyaç duyar. Bunu çok küçük bir çocukta dahi -bilişsel gelişimi ilerledikçe- bezi olduğu halde tuvaletini gizlenerek yaparken gözlemleyebiliriz. Örtünmek, fıtratımızda olan bu mahremiyet ihtiyacımızı karşılar. Tesettür, fıtratın gereği olan içsel düzeni, saygıyı ve tevazuyu dışa yansıtan doğal bir haldir.
Felsefenin iyi-kötü, doğru-yanlış üzerine araştırma yapan alanı olan ahlak felsefesi açısından örtü, ahlaki bir erdem pratiğidir. Tesettür, sadece bireysel bir kıyafet tercihi değil, aynı zamanda toplumla olan ilişkilerde saygı, sınır koyma ve mahremiyet ilkelerinin yaşama geçirilmesi olarak değerlendirilir.
İslam ahlak felsefesinde alimler, erdemleri/faziletleri sınıflandırmış ve temel erdemler arasında iffeti de anmışlardır. Kindî, iffeti “beden ve ruhun korunması, geliştirilmesi ve onların tabiatlarına muvafık olarak kalmaları için, gerekeni yapmak ve ortadan kaldırılması gerekeni kaldırmak ve gereksiz olanlara da ilgisiz kalma erdemi” olarak tanımlar. Ahlâkî açıdan iffet, tecrübe âleminde ve hayatında hayrın ve isteklerin kullanılmasında ifrata kaçmamayı, itidali gösterir (Saruhan,2012) İffet, tevazu ve saygı; tesettürle pratiğe dönüşür ve dışa vurur.
“Varlık nedir?” sorusuna cevap arayan ontoloji (varlık felsefesi) alanı perspektifiyle tesettür, insanın varlığını ortaya koyuşunun bir parçasıdır. Düşünülenin aksine örtünmek, insanın yok sayılması/saklanması değil, varoluşunun dışa yansıması ve kendini dünyaya sunma biçimlerinden biri olarak anlaşılabilir.
Toplumsal bağlamda tesettür, bireyin sosyal kimliğinin ve ahlaki duruşunun sembolü haline gelir. Bu da psikolojik olarak bireyin kendine güvenini artırabilir veya bazı durumlarda psikolojik dayanıklılık mekanizmalarını güçlendirebilir.
İnsan özgür ve cüz-i irade sahibi olsa da ötekine karşı sorumludur. Felsefe içerisinde özgürlük, sınırsızlık olarak değil de diğer insanlara karşı sorumluluklar çerçevesinde değerlendirilerek klişeleşen şu sonuca bizi ulaştırır: Benim özgürlüğüm, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter. “Öteki” felsefesi yaklaşımında da birey, ötekine karşı sorumlu olan bir varlık olarak tanımlanır. Tesettür, bu sorumluluğun bir tezahürü olarak bireyin hem kendisini başkalarına hem de başkalarını kendisine saygıyla muameleye davet eden sınırları koyar. Örtü, bireyin bedenini belirli bir disiplin altına alır ve toplumsal yapıya uygun kılar. Bu bağlamda tesettür, hem özgürlük hem de kontrol mekanizması olarak yorumlanabilir.
En nihayetinde örtü yalnız kadınları değil insanı ilgilendirir ve Rabbimiz de örtü emrini ilk olarak erkeklerin göz kapakları için vermiştir. Örtüyü kadına, kadın bedenine ve yalnızca şehveti engellemeye yönelik nedenlere indirgemek Rabbani hikmetlerini tam olarak anlamamaya ve Müslüman hanımlarda yorgunluğa/bıkkınlığa neden olabilir.
Velhamdulillahi rabbil alemin…
Psk. Dan. Sümeyye Özbay