Tesettür şekilcilikten uzak, fakat şekli belli olan, ölçüsü tayin edilmiş bir ibadettir.
Tesettür sadece kadının bedenini örten bir örtü değil, dişiliğini saklayan, sedefte saklı bir inci misali koruyan bir kabuktur.
Tesettür kadının toplumdan soyutlanması için değil, edebiyle, vakarıyla toplumda var olmasını sağlayan bir kalkandır.
Tesettür özgürlüğün kısıtlanması için değil, kadını Allah’a hakiki manada kullukla, kullara kul olmaktan uzaklaştıran bir başkaldırıdır.
Tesettür insanların onay ve beğenilerini değil, Allah’ın hoşnutluğunu kazanma vesilesidir.
Tesettür Rabbimizin Kur’an-ı Hakim’de Nur Suresinin 31. ayeti ve Ahzab Suresinin 59. ayetinde emrettiği bir farz-ı ayndır.
Bu ayetler indikten sonra sahabe hanımların tesettürü uygulama şekli ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğini açık bir şekilde ortaya sermiştir. Ayetleri hayata geçirme konusundaki ilk öncüler olmaları hasebiyle onların uygulaması bizlere belirli bir ölçü vermektedir. Bu ölçü sınırları olan ve günümüz tesettür tartışmalarını akim bırakan bir netlikle ortaya konmuştur.
İslamiyet’in gelişinden sonra hiçbir dönemde bu konu tartışmaya açılmamış, asırlar boyunca tesettür aynı ölçülerle Müslüman toplumlar tarafından benimsenmiştir. Ta ki Osmanlının yıkılıp ümmetin darmadağın olduğu son yüzyıla kadar…
O gün bu gündür başsız kalan Müslümanlar, fitnecilerin de etkisiyle İslam’ın temel konularını tartışmaya açmışlardır.
Ne yazık ki, Müslümanlar arasında yüz yıldır en çok tartışılan mevzuların başında kadınlar ile ilgili hükümler gelmektedir. Emperyalistlerin birer maşa olarak Müslüman toplumların başına bela ettikleri yöneticiler “batılılaşma” adı altında batının tüm ahlaksızlığını Müslüman toplumlara entegre etme çabası içerisine girdiler.
Bu hedeflerinin önündeki en büyük engel Müslüman kadınların tesettürüydü. Yozlaşmaya karşı koruyucu bir kale hükmündeki tesettür ortadan kalkmadan gayelerinin gerçekleşmeyeceğinin farkındaydılar. Tesettürle kavgalarının altında bu neden yatıyordu.
Ne yazık ki, “Kadın özgürlüğü” kılıfıyla asıl niyetlerini saklamayı başardılar. Bu manipülasyonlara aldanan kadınlar tesettürden uzaklaştıkça toplumda ahlaksızlıklar günbegün arttı. Tuzağın farkına varan bilinçli Müslümanlar ise ne pahasına olursa olsun tesettürü muhafaza etme mücadelesi verdiler.
Ülkemizdeki okullarda yıllarca süren başörtü yasağı ve bu yasağa karşı direnen insanların mağduriyeti hala hafızalarda canlı bir şekilde durmaktadır. Tesettürlü olduğu için eğitim hakları ellerinden alınan binlerce insan, hala hayatta ve o günlerde yaşadıkları zulmü unutamamaktadırlar.
Baskılarla yasaklarla bir yere kadar amaçlarına ulaştılar fakat yine de belli bir kesim üzerinde tahakküm kuramadılar. Zira baskı çoğu zaman güçlü bir mücadele azmine sebep olmaktadır. Bununla beraber inandığı bir dava uğrunda mücadele eden azınlık bir kesim, pasif bir çoğunluğu etkileme potansiyeline sahiptir. Bu potansiyeli etkisiz hale getirmek amacıyla bu kez taktik değiştirme yoluna gittiler.
Öyle ya şeytanın hileleri bitmez. O sadece taktik değiştirir. Şeytanın yeryüzündeki temsilcileri de şeytani düzenlerini devam ettirebilmenin yeni bir adımı olarak “tesettür modası” kavramını ürettiler. Bu kavram önceleri tesettürü kabullendirmeye yönelik bir amaç gibi görüldü fakat zaman içerisinde bunun böyle olmadığı anlaşıldı.
Tesettürlü hanımların talepleri doğrultusunda kıyafet üretmek yerine, her sezon değişen trendlerle ürettikleri kıyafetleri, tesettür defileleri düzenleyerek piyasaya sundular. Bu şekilde başlayan süreç günün sonunda, tesettürü asıl gayesinden uzaklaştıran bir giyim nesnesine dönüştürdü. Tamamen cazibeyi ön plana çıkaran, vücut hatlarını belirginleştiren albenili elbiseler, sadece saçı örten minik başörtü ve boneler yozlaşmayı bambaşka bir boyuta taşıdı. Kadını bir meta olarak gören moda sektörünün yıkıcı rüzgârı maalesef bu anlamda örtülü hanımların da başını döndürdü. Yalnızca teni ve saçı örten bir kıyafetin tesettür olamayacağı gerçeğini idrak etmekten yoksun bir halde kendilerini bu gidişata kaptırdılar.
Şimdilerde ise başörtülü influenserlar tarafından durmadan paylaşılan kombinlerle bu moda daha da yaygınlaştırılmaya devam ediliyor. Ellerden düşmeyen telefonlarla devamlı surette çevrimiçi olan, giyim kuşamını, konuşma tarzını, yürüyüşünü, fotoğraf çekerken nasıl poz vereceğini bile fenomenlerden öğrenen bir nesille karşı karşıyayız. Dolaplardan taşan kıyafetler, çekmecelere sığmayan makyaj malzemeleri artık hemen hemen her evde şahit olunan manzaralar oluverdi.
Vaziyet her ne kadar bu minvalde ilerlese de biz müminlere düşen ümitvar olmaktır. Bizler toplumun durumuna seyirci değil birer şahit olmalıyız. Zira, seyirci olmak akıntıya kapılmaya sebep olurken, şahit olmak ise uyanık ve şuurlu olmayı gerektirir. Azınlık dahi olsalar şuurlu bir topluluğun istikrarı, akıntıya kapılmış çoğunluğa etki edebilir.
Bu manada Müslüman kadın kimliğimizi muhafaza etmeye çalışırken, topluma örnek birer şahsiyet oluşturma çabası içerisinde olmalıyız. Şayet bu etkiyi oluşturmayı başarabilirsek; yani tesettürümüzle, iffetimizle, vakarımızla toplumda var olabilirsek, inci misali kalabalıklar içerisinde parlayacak ve asil bir saygınlık kazanacağız. Moda trendleriyle kuşatıldığımız bir dönemde İslam’ın ölçülerine uygun bir tarzda kuşandığımız tesettürümüz, bizlere birer rol model olma misyonu yüklemektedir. Toplumumuzun böylesine asil rol modellere her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır.
Nefsimizin tazyiklerine karşı vereceğimiz mücadele yolunda sebat etmek bizlere cihat sevabı kazandıracak, bizleri Allah’ın rızasına ulaştıracaktır biiznillah.
Müslüman hanımlar için bu çağın en önemli ve birincil cihadı budur.
Selam ve dua ile…
Seher Toprak