Kendini sevdiren ve sevenlerini fazlasıyla seven El Vedûd olan Allah’a hamd, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya layık olana nasıl gidiliri yaşamıyla gösteren peygamberine, Peygamber Efendimize salât ve selam olsun. En zor anlarında dahi bu sevgiye sadık kalarak dünyadaki değişimi tetikleyen Gazze’ye selam olsun.
“Ayy en sevdiğim esma” sözleri Vedûd esmasının çok da yabancı olmadığı bir tepki. Ayın esmasına dair yaşadıklarım çoğu kez konusu oldu buranın. Varlığı, özellikle insanı Allah (Celle Celaluhu) için sevmenin yaşamı dengede kıldığına şahit olduğum bu süreçte bu lütfun hayatıma kattıklarının heyecanını ve şükrünü yaşadım elhamdulillah. Varlıkla kurulan bu anlamlı ilişkinin kaynağı hiç şüphesiz El Vedûd olan ilahımdır. Peki kimdir seven ve sevilen El Vedûd?
Cenabı Hak, yokluktan varlığa çıkarırken koşulsuz sevgisini herkese sunan Rahman’dır. Varlık imkânını heba edenlerle doğru kullananlar arasına fark koyduğu ilkeli sevginin sahibi Rahim’dir. İyi kullarını seven, mahlûkatın hayrını isteyen Vedûd’dur. Kendisine doğru olan her teveccühten memnun olup yönelenleri sevendir. Tövbe eden, salih amel işleyen kullarına rızasını ikram edendir. Bir hadisi kutside “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim ve mahlûkatı yarattım.” diyerek kâinatı var etmesinin nedeninin muhabbet olduğunu bildiren Mevla’mızdır. (Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2/133; Süyûti, ed-Dürerü'l-Müntesire, s. 125; Ali el-Kàrî, el-Esrârü'l-Merfûa', s. 273) Tecelli etmek isteyen esmaları için alemleri yaratan, bu amaca hizmet eden mahlûkatı Vedûd isminden dolayı sevendir. Tüm ilahi isimlerin aynası olan insanı bu sevgiden aslan payını kapabilecek potansiyelde var edendir. El Vedûd tüm bunlara karşın ne ister bizden?
Rezzak olan Allah (Celle Celaluhu) rızık verir ancak rızık istemez. Rahman ve Rahim olup merhamet eder ama merhamet edilmeyi istemez. Latif olduğundan lütfeder ancak kendisine lütufta bulunulmasını istemez. Vedûd ismi gereği çokça sever ve diğer esmalardan farklı olarak sevilmeyi ister. El Vedûd olan ilahımızı sevmeden hatta kalpte ilk sıraya koymadan varlıkla doğru bir ilişki kurabilmemiz mümkün değildir. El Vedûd kimleri sever veya kimleri sevmez?
Vedûd isminin Hud suresi 90. ayeti ile Buruc suresi 14. ayeti kerimelerinde Rahim ve Gafur esmalarıyla geçişi merhametin ve bağışlayıcılığın sevgi kaynaklı olduğu okumalarını yaptırır bizlere. Muhsinleri, çok tövbe edenleri, tertemiz olanları, muttakileri, sabredenleri, tevekkül edenleri, adil olanları, kendi yolunda saflar halinde savaşanları severken; haddi aşanları, fesat çıkaranları, nankörleri, günahkârları, kafirleri, zalimleri, müsrifleri, hainleri, müstekbirleri, kibirlileri sevmemesi kullarına duyduğu sevginin zaafın sonucu olmayıp prensipleri olan bir sevgi olduğu gerçeğini gösterir bizlere. İhsanlarıyla koşulsuz sevgisini herkese, ilkelere bağladığı sevgisini bazılarına ikram eden El Vedûd en çok Peygamberini ve ona benzeyenleri de derecelerine göre sever. Çift yönlü olan bu süreç nasıl işler peki?
Verdiği rızık ve nimetlerle insana olan sevgisini eylemlerle gösteren El Vedûd, kul ibadet edip şükrederek O’nu sevdiğini gösterdiğinde El Vedûd’un kuluna olan sevgisi artar, nimetlerini ziyadeleştirir ve onu bağışlar. Burada El Vedûd olan Allah’ın (Celle Celaluhu) kuldan beklediği eylemlerin başta kulun kendisine ve sonra da topluma olan olumlu etkilerinin dikkatlerden kaçmaması gerekir. “Birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize kin gütmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” (Buhari, Edeb, 57) Sevgi olmadan olmaz mı peki?
Tüm canlılar sevgiyi arar, ister, ona muhtaçtır. İhtiyaç arttıkça iştiyak (özlemle isteme), iştiyak şiddetlendikçe muhabbet, muhabbetin ziyadeliği ise cazibesine kapılma olarak ifade ettiğimiz çekim alanına girmeyi ifade eder. Gezegenlerin, gök cisimlerinin belli bir yörüngede kalmasını sağlayan bu durum seven ve sevilen arasında da gerçekleşir. Kutsal topraklara gidenlerin bir daha gitmek istemesi bunu kanıtlar niteliktedir. Peki ama kimi sevmeli, bu ihtiyacımı kim karşılayabilir?
Cemale (güzele) karşı muhabbet, kemale (mükemmele) karşı perestiş (tapma), ihsana (iyiliğe) karşı sevme duygusu harekete geçer. Tüm bunların kul için toplandığı tek adres El Vedûd olan ilahıdır. İdrakin eşlik ettiği bu derin kavrayış kişinin “Mabud (ilah) en fazla sevilendir.” hakikatine gönlünün akması ile neticelenir. Aşkın en son mertebesine kadar ulaşabilmesini sağlayan potansiyelini doğru bir şekilde işlettiğinde kul, küçücük kalbine kâinat kadar bir muhabbetin yerleştiğine tanıklık eder. Bu sevgiye nasıl ulaşılır peki?
Ev, mal, ticaret, çocuk vb. sevgiler fıtri olup bunlara muhabbet duyması yönünde kulun sevke veya teşvike ihtiyacı yoktur. Allah (Celle Celaluhu) sevgisinin kodlarını taşısa da insan, bunların harekete geçebilmesi için fikir ve muhakeme gereklidir. Sevdiği her şeyin hakikatte Allah’ın (Celle Celaluhu) olduğu, tüm bunların ona verildiği ancak geçici olduğu, Allah’ın (Celle Celaluhu) bâki olduğu düşüncesi kişiyi sevgide doğru adrese götürür. Buradan hareketle sevgi sıralamasını doğru bir şekilde yaparak zirveye El Vedûd olan ilahını koymakta zorlanmaz. Bu sıralamadaki hatanın şirke götürdüğünün farkındadır zira. Sevdiklerimize hangi nazarla bakmalıyız peki?
Sevdiklerimiz Allah’ın (Celle Celaluhu) yerine koyduklarımız değil onlarda Allah’ın (Celle Celaluhu) yarattığı güzellikleri görebildiklerimizdir. Varlıkta başlayıp varlıkta bitmeyen kaynağına döndüğünde anlamını bulan bir hâldir sevgi. Allah (Celle Celaluhu) gibi ya da Allah’tan (Celle Celaluhu) çok sevilene farkına varmadan tanrılık yetkisi verildiğinden akıl ve ruh sağlığını, haysiyeti nasıl olumsuz etkilediğinin idrakinde olamayabilir kişi. “İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir…” (Bakara suresi, 165.Ayet) Tüm sevgileri yaratan kudretin zatına dönük sevginin bunların hepsine olan üstünlüğünü tartışmak abes olur. Bu noktada kula düşen nedir peki?
El Vedûd’un emri ile insanların birbirini sevmesi, anlayış göstermesi övülecek davranışlardandır. Sevgiye muhtaç kalplere bu ihtiyaçları verilmiş olur böylece. Varlığa rahmet nazarıyla bakıp Allah (Celle Celaluhu) için sevip yardım eden kul El Vedûd isminden daha fazla nasiplenir. Burada amacı insanlar tarafından sevilmek olmadığı halde Allah (Celle Celaluhu) insanların kalbine onun sevgisini yerleştirir. Sevmesini bilen insanlar sevilmeye layık olanlardır zira. “İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.” (Meryem Suresi, 96.Ayet) Sürecin bu şekilde işlemesi için nereden beslenmeli?
Kalpte huzurun ve tatminin yanı sıra varlık tarafından sevilmenin ikram edildiği kullardan beklenen şükürdür. Bu ikrama karşın dengede kalmalarını sağlayacak enerjiyi farz kılınan ibadetlerden alırlar El Vedûd’un bu seçkin kulları. “Allah seni bağışlamışken neden bu kadar çok ibadet ediyorsun?” sorusuna “Neden Allah’a şükreden bir kul olmayayım?” (Buhârî, Tefsîr, Fetih 2) cevabı ile Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah’a (Celle Celaluhu) olan sevgisinden ve derin saygısından dolayı ibadet ettiğini göstermektedir bizlere. Bunun sahadaki karşılığı kendi için istediği her şeyi tüm mahlûkat için isteme olup bu zannedildiği kadar kolay değildir. Hayatı kendime zorlaştırmamak için ne yapmalıyım?
Ufak tefek dokunuşlarla gönüllü bir sevgiye davet eden El Vedûd kalbin O’ndan başkasına ikna olamayacağı gerçeğini hatırlatmaktadır. Kendini sezdirecek fıtrat veren El Vedûd, tanıma yolunda adım atarsa kulu tarafından sevileceğinden emindir. Bütün güzelliğin yaratanı, kaynağı ve zatı O’dur zira. Kulundan beklediği “Seninle hiç zıtlaşmadım. Çünkü beni hep sevdiğinden, benim için iyisini istediğinden emin oldum.” sözleri ve buna uygun eylemleridir.
“Bana ve sorularıma alışkın olan ilahım! Seni ve sevgini hissettiğim yarattıklarınla bunun üzerine bir ilişki kurduğum anlar cennetimdir. Merkeze duygularımı ve nefsimi aldığım ve bunun üzerine kurduğum vakitler ise cehennemim. Cennetine al beni/bizi, bir daha çıkarmamacasına. Kalbimi çiçeklendirecek sevgini, sevgine giden yolları bana/bize sevimli göster. Beni gören Basir, benim yerimi bilen Alim, beni yedirip doyuran Rezzak, beni unutmayan Habir, tüm bunları ve her şeyi sevgi üzere yapan Vedûd, eşsiz ve benzersiz Allah ruhumu zikrinin lezzetiyle al.” (Amin)
Gülfer Ekmen