Sahabe Hayatlarından Psikoloji Dünyamıza: Nitelikli İnsan
Bismillah...
Zeyd bin Eslem’in, babasından naklettiğine göre:
Hazreti Ömer (Radiyallahu Anh) bir gün dostları ile otururken aralarında şöyle bir konuşma geçmişti. Hazreti Ömer (Radiyallahu Anh), “Allah’ın kabul edeceği tek bir dileğiniz olsa, ne isterdiniz?” diye bir soru sormuştu. Oradakilerden biri: “Ben, şu oda dolusu gümüşüm olsun da onu Allah yolunda harcamak isterdim!” dedi. Bir başkası: “Şu oda dolusu altınım olsun da onu Allah yolunda harcayayım isterim!” dedi. Bir diğeri: “Bu oda dolusu mücevherim olsa da Allah yolunda harcasam…” dedi. Herkes dileğini söyledikten sonra oradakiler: “Ey Ömer, peki sen ne isterdin?” diye sordular. Hazreti Ömer (Radiyallahu Anh): “Ben de, Ebû Ubeyde bin Cerrah, Muâz bin Cebel ve Huzeyfetü’l-Yemânî gibi bir oda dolusu adam isterim ki, onları, Allah yolunda görevlendireyim.” şeklinde cevap verdi. (İbni Sad, Tabakat, III, 413)
Bu hadiseden anlaşılıyor ki nitelikli bir insan/Müslüman bir oda dolusu altın, gümüş ya da mücevherden daha kıymetlidir. Bu kıymetli kıssa, aslında beşerî sermayenin maddi sermayeden ne denli üstün olduğunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Hazreti Ömer’in (Radiyallahu Anh) vizyonu, sistemlerin veya kaynakların tek başına yeterli olmadığını; asıl mühim olanın bu kaynakları yönetecek, adaleti tesis edecek ve emaneti omuzlayacak “nitelikli insan” olduğunu vurgular. Peki nitelikli insan olmak nedir?
Psikoloji alanında çokça zikredilen “kendini gerçekleştiren insan” kavramını duymuşsunuzdur. Modern psikolojide, özellikle Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi ile popülerleşen kendini gerçekleştirme, bireyin doğuştan getirdiği yetenekleri, kapasiteyi ve potansiyeli en üst düzeyde kullanma çabasıdır. Ancak bu kavram, temelde “ben” merkezli bir gelişim yolculuğudur. Kişinin kendi iç huzuruna ve kişisel başarısına odaklanır. Ancak İslam düşünce geleneğindeki “Kâmil İnsan” (İnsan-ı Kâmil) veya “Kemale Eren İnsan” kavramı, bu çıtayı çok daha aşkın bir noktaya taşır.
Kendini gerçekleştiren insan ile kâmil insan arasındaki fark aslında Batı Psikolojisi ile İslami Psikoloji arasındaki farkı da önümüze koyarak psikoloji alanının (Rahmetli Malik Bedri hocanın da ifade ettiği gibi) İslami bir paradigma üzerine temellendirilmesinin ne büyük bir ihtiyaç olduğunu bizlere gösterir. Kendini gerçekleştiren insan ben merkezci, materyalist, maneviyattan yoksun, onda olanı “kendinden bilen” bir insan iken kemâle eren insan, fakr ve aczinin farkında, onda olanı Rabbinin lütfu bilen, manevi anlamda da kendini geliştirmiş insandır.
Yazımızın başındaki “Nitelikli insan olmak nedir?” sorumuza dönecek olursak; nitelikli insan olmak, kendini gerçekleştiren bir insan gibi sadece donanımlı, eğitimli veya zeki olmak değildir. Gerçek nitelik; bilginin ahlakla, kabiliyetin tevazuyla ve başarının hizmetle taçlanmasıdır. Hazreti Ömer’in özlemini çektiği Ebû Ubeyde, Muâz ve Huzeyfe gibi isimler, sadece potansiyellerini gerçekleştirmiş “başarılı” kişiler değildiler. Onlar, nefsani arzularını ilahi iradeye râm etmiş şahsiyetlerdi. Yani onlar, psikolojinin tanımladığı sağlıklı birey profilinin üzerine, “diğergamlık” ve “beka” şuurunu eklemiş, kemalât yolculuğunda olan kimselerdi.
Bugün dünyamızın ihtiyaç duyduğu şey, sadece kendi kariyerini inşa eden bireyler değil; varlığıyla güven veren, yokluğuyla boşluğu hissedilen, tıpkı Hazreti Ömer’in hayalindeki gibi “bir oda dolusu kıymet” ifade eden karakterli insanlardır. Onlardan olabilmek duasıyla...