Rızıkları ve rızık verdiği varlıkları yaratan, onlara azıklarını ulaştıran, verdiklerinden faydalanmalarını sağlayan Er-Rezzak olan Allah’a hamd, en büyük rızıklardan olan peygamberine, Peygamber Efendimize salât ve selam olsun.
Her an, çokça, tekrar tekrar, çeşit çeşit zaruri gıdamı, üstelik alacaklı olmadığım halde sonsuz hazinesinden ikram eden Rezzak’ım...Şu hayatta en korktuğum şeylerden biri nankör olmak. Bilirim ki havada su, suda hava olduğu gibi bende de nefis ve ruh vardır. Ve yine bilirim ki baskın olanın sözü geçer. Nefsim direksiyondaysa nankör, ruhum yönetimdeyse şükreden olurum.
Tükenmek bilmeyen hazinesinde rızkın kesilme durumu söz konusu değildir. Vereceği rızıklarda tek yetki ve kudret sahibi O’dur. Verdiğinin karşılığında bir şey beklemez, başa kakmaz. İlahi kitabımızda nimetlerin hatırlatılmasını, şükrün istenmesini bu bağlamda nasıl değerlendireceğiz peki? Kulunun yaptıklarıyla artan, yapmadıklarıyla azalan bir ilah söz konusu olsaydı bu durumu çelişki olarak nitelendirirdik şüphesiz. Ancak yarattıklarının tercihlerinden etkilenmeyen kusursuz bir ilahın varlığı ve yeryüzündeki tüm bozgunculuğun kaynağının “Ben” ve “Benim” gibi yanılgılardan kaynaklandığını görünce durumun böyle olmadığı anlaşılmaktadır. Kendi isteklerini merkeze alıp kendilerinin emanetçi olduğunu unutup sahip zanneden doyumsuz ve mutsuz yığınları şimdilik ayakta tutan, anlık hazlarından başka bir şey değildir. Uçsuz bucaksız evren içinde bir nokta kadar yer kapladığının farkında olanlar, kompleks sistemlerin adeta bir fabrika gibi insana hizmet için kusursuzca çalışmakta olduğunu da görürler. Şahit oldukları bu durumun gereğini yapar O’nu yüceltirler.
Rızık faydalanılan şey olup kâinatta boş yere yaratılmış hiçbir şey yoktur. Toprak, hava, su, ışık tek başlarına rızık olamazlar. Tüm bunlar ve daha fazlası eşyaya konan kanun ile yani ilahi terbiyeden geçerek rızık haline gelirler. Yaradılışına uygun hareket etmeyi seçen insan, evrenle uyumu yakalar, evrenin rızkı, hazinesi olur.
İnsan denilince ruh ve beden birlikteliği düşünüldüğü gibi rızık denilince de maddi ve manevi rızıklar akla gelmelidir. Nahl 114’te rızkın temiz ve helal olanını aramamız gerektiği bildirilmektedir. Helal olmayan maneviyatı, temiz olmayan da bedeni bozar. Beden ruhu, ruh da bedeni etkilediğinden kulluk yapamayanların rızıklarına dönüp bakmaları tavsiye edilir.
Rezzak ismi maddi, manevi, görünür, görünmez nice rızıklara muhtaç olduğumuzu gösterir. Beden için olan azıklar görünür maddi azıklar iken, ruhun rızkı manevi olup görünmezdir. Zahiri rızıklar belli bir zamana kadar bedenin kuvvetini sağlarken batıni rızıklar ise kalbin ve ruhun güçlenmesiyle sonsuz hayatın kazanılmasını sağlar. Bedenin rızkı yiyecek, içecek, kıyafet, eşya, çocuk, eş, sağlık, bilgi, servet iken kalbin ve ruhun gıdası ise iman, din, hidayet, terbiye edilmiş duygular, ilahi kelam ve peygamberlerdir.
Her bir manevi cihazımızın kendine uygun manevi bir gıdası vardır. Güneş gözün, sesler kulağın, kokular burnun gıdalarıdır. Aklın gıdası nimetin kendisi değil onun tefekkürüdür. Kalbin gıdası çiçeğin rengi ve kokusu değil, çiçeği sevmek, onda gördüğü esmaları ve o esmaların sahibi olan Allah’ı (Celle Celaluhu) sevmektir. Bedenin gıdası karşılanmadığında güçsüzleşir, ruhun gıdası karşılanmadığında ise anlamla birlikte huzur kaybolur. “De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da işitme ve görme yeteneklerini hükmü altında kim tutuyor? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkaran kim? Her türlü işi kim yürütüyor? “Allah” diye cevap verecekler. “Öyleyse (O’na ortak koşmaktan) sakınmıyor musunuz?” de. İşte O Allah sizin gerçek rabbinizdir. Gerçeğin dışında sapkınlıktan başka ne olabilir ki? Nasıl yoldan çıkarılabiliyorsunuz? (Yunus Suresi, 31-32. Ayet)
Er-Rezzak’ı küçük soframızda cüzi ve ehadi okurken bütün kâinatı sofra hükmünde görenler külli ve vahidi okumalar yaparlar. Her varlığa ayrı ayrı aynı imzanın atıldığının dar alanda, bütüne atılan birlik imzasının da tüm evrende görünmesi kaçınılmazdır. Yenilen bir meyvenin ardında tüm kâinatın olduğu farkındalığına ulaşılır böylece.
Er-Rezzak rızıklara ulaştıracak yeteneği, azmi ve şartları da oluşturandır aynı zamanda. Suya serinletme, havaya taşıma, ateşe yakma gücü verendir O. Verilenlerin sadece bizim çalışmamızın sonucu olduğunu düşünmek bu konuda hesap vereceğimizi unutturur ve azmamıza sebebiyet verir. Türkiye’nin sayılı zenginlerinden bir zatın “Çalıştım, çalıştım, çalıştım…” dediğine tanık olmuş, her çalışanın zengin olacağını zannetmiştim. Ondan çok daha fazla çalıştığı halde geçim sıkıntısı yaşayanları görünce işin renginin farklı olduğunu anlamak hiç de zor olmamıştı. Er-Rezzak dilemezse yağmur yağmaz, toprak ürün vermez.
Er-Rezzak dilediğine bolca verir, istediğine azaltır. Ancak doğrudan ya da sebepler perdesiyle de olsa rızık, Er-Rezzak olan Allah’a (Celle Celaluhu) aittir. Yağmur damlalarının tümü tek bir noktaya yağarsa felaket olacağı gibi, bazı bölgelerin daha fazla yağış aldığı da coğrafi bir gerçekliktir. Rızık da böyledir. Nice rızıklar kimi için yaşam kimi için ölümdür. Su balık için hayat iken kara onun için ölümdür. Kara hayvanlarında da bunun tam tersi bir durum söz konusudur.
Rızıkta önemli olan lezzet almaktır. Çok rızık az lezzet katsayısı olabiliyor ya da az rızıktan çok lezzet alınabiliyor. Fakirlik, rızkın kesilmesi değil, daraltılmasıdır. Rızıklar arasındaki farklılık Allah’tan (Celle Celaluhu) razı olma durumunun denenmesinin dışında birbirinden faydalanarak kardeşçe bir dünya inşa etme imkânı da sağlar. Zira bu sadece rızkı daraltılanın değil kendisine bol rızıklar verilmiş olanın da imtihanıdır.
Akıl ve irade ile rızkımızı Er-Rezzak’tan isteyip gayret etmek gerekir. Rızık isteyip çalışmamak O’nun bize yüklediği sorumlulukları tekrar O’na havale etmek anlamına gelir. Hazreti Ömer, mescitte sürekli ibadet eden Müslümanlara kendilerinin ve ailelerinin rızkını nasıl kazandıklarını sormuş, başkaları tarafından karşılandığını söyleyen bu Müslümanlardan geçimlerini sağlayacak bir iş yapmalarını istemiştir. Nitekim bir şey isteme niyetinde olan başka bir Müslüman, isteğini dile getirmeden Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ortaya söylenmiş yönlendirmeleriyle istemeden geçinmenin yollarını bulmuştur. Yardım isteyene yardım edilir ancak kişinin kendisinin kazanmaya çalışması daha iyidir. Muhtaç olmamaya çalışan kişiyi Er-Rezzak kimseye muhtaç etmez. Burada anlatmaya çalıştığımız muhtaçlık dilenme şeklinde olandır yoksa insanların birbirlerine hiçbir konuda ihtiyaç duymamaları değildir.
Kul Er-Rezzak’ı bilince rızık konusunda başkasına itimat ve tevekkül etmez. Yerin, göğün ve ikisinin arasındakilerin sahibinin hazinesinden beslendiğini bildiğinden rızık endişesi ile kulluk görevlerini ihmal etmez. “Muhakkak ki Allah, evet O, bütün rızıkları veren, sonsuz kudret ve sarsılmaz kuvvet sahibi olandır.” (Zariyat Suresi, 58.Ayet)
Er-Rezzak’ın verdiği ilimle kılavuzluk, dille öğreticilik, malla sadaka verip, güçle de güzel işler yapıp tasaddukta bulunan emin haznedardır artık. Kâinatta esmaları görüp okumak onu ilmel ve aynel yakin konumuna getirirken bunları hayatına taşıyarak hakkel yakin durumuna geçer. “Ben alışverişimi yaptım. Diğer ihtiyacını da komşumdan al. O henüz siftah yapmadı.” buna küçük bir örnektir. Böyle davrandığında onu seven Er-Rezzak’ı daha çok hisseder. Nereden mi bilir sevildiğini? Allah (Celle Celaluhu) sevdiği bu kuluna halkın ihtiyacını gidermeye vesile olma şerefini kazandırır. Halkın ona olan ihtiyacını arttırır.
Gözlere ışığı gönderdiği gibi görmeyi, kulağa sesleri değdirdiği gibi işitmeyi, kalbe ilhamlar gönderdiği gibi vahyi, ruha sonsuzluğu fısıldadığı gibi ebedi cenneti, dile tattırdığı lezzetlerin devamını vaad edişi, akla hikmeti verişi, nefsi başıboş olmaktan men edişi, peygamberlerini sevdirip rehber eyleyişinden de bilir sevildiğini. Ve yine bilir ki dünyada iken O’na gitmeyenler ahirette de gidemez. Dünyadaki salih ameller cennette cisimleşmiş birer rızık olurlar zira O iki dünyada da rızık verendir.
“İnsanlığın rotasını değiştirmek için Gazze’yi dünyaya azık eyleyen Rezzak’ım! Onlara maddi manevi rızıklarını arttır. Onların nimete erdirilenlerden olduğunu iki dünyada da bizlere göster. Allah’ım bende var yok. Sende yok yok. Sana muhtaç olmanın en büyük zenginlik olduğu şuuruyla yaşat. Sofranda ağırladığın, konuğun olduğum, kulun olduğum gerçeğini cemalinle yaşat.” (Amin)
Gülfer Ekmen