Bismillahirrahmanirrahim
İnsanlık tarihi kadar eski bir mevzudur kadın konusu. Bir türlü bir yere oturtulamadı. Zaman geldi ruhu var mı yok mu diye tartışıldı. Zaman geldi erkeğin ihtiyaçlarını karşılamak için yaratılan sıradan bir eşya olduğu kanısına varıldı. Oysa konuyu bu şekilde konuşmak, tartışmak insanı hiçbir yere götürmeyecekti ve götüremedi de. Aslına bakılırsa kadın hakkında olumsuz konuşmak kadar olumlu konuşmak da gereksiz bir iştir. Çünkü olumlu konuşmaların birçoğunun zamanla kadına biçilen bayağı role karşı bir savunmaya dönüştüğü görülür. Hâlbuki mevzuya yaratıcının yaratma biçimi ve yüklediği roller açısından bakıldığında tüm söylenenlerin beyhude olduğu anlaşılacaktır. Yüce yaratıcı vahyinde insanın ve insanlığın başlangıcını şu şekilde bildirmektedir: “Allah, sizi başlangıçta tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle ünsiyet edip gönül huzuru bulacağı eşini de aynı cins ve mahiyetten var etti. İnsan nesli bu ikisinden türeyip çoğalarak bugüne kadar sürüp geldi…” (Araf Suresi, 189. Ayet) Yaratılışta ilk veya son yaratılmak insana özel bir konum vermemektedir. Önemli olan aynı cinsten ve özelliklerden yaratılmış olmak değil midir? Bedensel ve ruhsal bakımdan farklılıklar, insana yüklediği bazı sorumluluklar açısından önemlidir. Çok azı hariç mesuliyetlerde de pek bir fark yoktur aslında. İman esasları açısından eşitlik olduğu gibi temel ibadetlerde, helal ve haramlarda, hukuki cezalarda da Allah’ın kadın ve erkek kulları arasında bir fark yoktur. Onun için de artık kadın meselesi, erkek meselesi tartışmalarını bir tarafa bırakarak salih bir kul olma yolundaki gayretleri arttırma vaktidir. Bu dünyaya gözlerini açan her âdemoğlunun bazı rolleri de vardır. Bu rollerin de kendisine yüklediği bazı yükümlülüklerin olması tabiidir. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’in ve hadislerin kadın kullara bakışını ve kadın kullara yüklediği sorumlulukları irdelemek, boş ve faydadan uzak, gereksiz tartışmalara girmekten daha faydalı bir iştir. Evvela Allah’ın kulu olarak insanın dünya ve ahiret mutluluğu iman edip salih ameller işlemekle mümkündür. “Erkek olsun kadın olsun mü’min olarak kim salih amel işlerse ona dünyada elbette temiz ve güzel bir hayat yaşatırız. Ahirette de onları, yaptıkları en güzel işleri esas alarak mükâfatlandırırız.” (Nahl Suresi, 97. Ayet) İşin başı iman etmek, ardından gelen eylem ise salih ameldir. Her insan dünya sahnesine yalnız çıkar, yaşam serüveninde toplum içerisinde yaşasa da mahşer meydanında da hesabını yalnız verecektir. “Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden ve sağlarından, (amellerinin) nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde, (onlara): Bugün müjdeniz, zemininden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir, denilir. İşte büyük kurtuluş budur.” (Hadid Suresi, 12. Ayet) Allah katında iman edip salih amel işleyen tek bir kadın iman etmeyen, durumunu düzeltmeyen milyonlarca kadın ve erkekten daha değerli iken, iman edip salih amel işleyen bir erkek de iman etmeyen, durumunu düzeltmeyen milyonlarca kadın ve erkekten daha değerlidir. Onun için de insanın kendisi için çizdiği yolun rehberliğini Kur’an ve sünnete vermesi gerekir. “Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab Suresi, 35. Ayet) Ayetin net ifadesidir ki Yüce Allah (Celle Celaluhu) kulları arasında ayırım yapmamıştır. Sadece fıtratlarındaki bazı farklılıklardan dolayı yüklediği birkaç farklı sorumluluk vardır. Genel olarak ailenin nafakası, cihad, Cuma namazı gibi meşakkatli ve sosyal işleri erkek kullarına emrederken, daha az zahmetli, evin dışında daha çok zaman harcanmayacak işleri de kadın kullarına yüklemiştir.
İnsanın bu dünyadan beklentisi huzur ve mutlulukla geçecek bir ömür yaşamaktır. Kişi inancı ve fikri nispetinde bunun yollarını arar. Ancak şunu unutmamak gerekir ki insanı en iyi tanıyan, onun için neyin en güzel ve faydalı olduğunu bilen onu var edendir. Bu bağlamda Allah’ın yaratıcılığını kabul eden kişinin bunun için Allah ve Resulüne kulak vermesi gerekir. Dünya nimetleri açısında mutluluğun yolunu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle açıklamıştır, “Üç şey insanoğlunun mutluluğundan, üç şey de insanoğlunun bedbahtlığındandır. İnsanoğlunun mutluluğundan olan şeyler; iyi bir eş, oturmaya müsait bir ev ve uygun bir binektir. İnsanoğlunun bedbahtlığından olan şeyler ise kötü bir eş, kötü bir ev ve kötü bir binektir.” (Ahmet bin Hanbel 1/169) Kadın evlattır, kardeştir, torundur, annedir ve evlenmiş ise eştir. Diğer rollerini bir tarafa bırakırsak eş olarak sorumlulukları açısından çok uç noktalarda görüşler vardır. Kimi çevreler Yahudi ve Hristiyan mantığıyla kadını Hazreti Âdem’i (Aleyhisselam) kandıran varlık olarak kabul edip, ilk günahkâr insan olduğundan o günahını affettirmek için dünyada erkeğin bir nevi kölesi olarak her dediğini yapmak mecburiyeti olan kişi olarak kabul ederler. Kimi çevreler de çağdaşlık adı altında kadını bütün rollerinden sıyırıp canı neyi, nasıl istiyorsa yapması gerektiğini, bu durumuyla kimseye hesap verme mecburiyeti olmayan kişi olarak kabul etmektedirler.
Aslına bakılırsa kadın olsun erkek olsun iyi bir kul olmayı başaran kişi diğer rollerinde de başarılı olur. Evlilik mevzusu ile alakalı Kur’an ve sünnette genel çerçeve çizilip gerisi yaşanılan toplumun gelenek ve göreneklerine bırakılmıştır. Rol karmaşası yaşanmaması için ise Kur’an-ı Kerim’de yüce Allah şöyle buyurmuştur, “Allah Teâlâ’nın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması ve bunların ötekilere mallarından harcama yapması sebebiyle, erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için iyi kadınlar itaatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık onlar da kocalarının haklarına saygı gösterirler ve namuslarını korurlar.” (Nisa Suresi, 34. Ayet) Hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır, “Hazreti Peygamber’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Hangi kadın daha hayırlıdır?” diye soruldu; o da:", Kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindiren, emrettiği vakit itaat eden, yanında bulunmadığı vakit malını ve iffetini koruyandır" cevabını vermiştir. (Nesai, Nikâh/ 14) Bir başka hadiste de hem kadın hem erkek olarak eşlerin birbirleri üzerinde hakları bulunduğunu ve bu haklara riayet etmelerini buyurmuştur. “Şunu bilin ki, sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı yabancılardan korumaları, istemediğiniz kimseleri evinize almamalarıdır. Onların sizin üzerinizdeki hakları ise, giyim kuşam ve yeme içme konularında kendilerine iyi imkânlar sağlamanızdır.” (Tirmizi Rada/11, İbni Mace Nikâh/3) Bu dünyadaki vazifesinin farkına varan kişi eşine yaptığı hizmetten, gösterdiği anlayıştan, beslediği sevgi ve saygıdan dolayı kendisinde bir eksiklik hissetmez. Bilakis bu davranışıyla huzurlu bir aileye sahip olmanın kapılarını açar. Hem kendisini hem de eşini mutlu edip ilahi rızaya mazhar olmanın sevincini yaşar.
Rana ÇEÇEN