Ebeveynlik, Allah’ın insanların eline vermiş olduğu en hassas sorumluluklardan biridir. Hatta kulluk vazifesinden sonra en önemli görevlerdendir diyebiliriz.
Zira eşref-i mahlûk olarak kendisine halife unvanını murat ettiği bir topluluğu yetiştirip bu unvana layık hâle gelmesini, insanların yani ebeveynlerin merhametlerine, otoritelerine ve yetiştirme kabiliyetlerine emanet etmiştir. Bu kutsal görev, ilahi bir emanet olarak kabul edilmelidir.
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim Suresi, 6. Ayet)
Bu nedenle İslam dini ebeveynliğe çok özel bir yer tayin etmiş; hem anne baba olarak almaları gereken önlemler üzerinde durmuş hem de evlat olarak bu kutsal göreve vakıf olanlara, yani ebeveynlere saygı çerçevesini çok net ve geniş çizgilerle garanti altına almıştır.
Yeryüzünde canlılar arasında aile olmak kadar ulvî bir ilişki kurulmamıştır. Hatta ayet-i kerimede müminlerin kardeş olmaya benzetilmesi dahi kardeşliğin ne derece kıymetli, karşılıksız ve koşulsuz bir bağ olduğunu vurgulamaktadır.
Bu ulvî tabloların oluşmasında tabii ki iyi bir annelik ve babalığa ihtiyaç duyulmaktadır.
Merhamet ve otorite birbirinin zıddı iki kavram gibi görünse de aslında birbirini tamamlayan ve bir insan-ı kâmil ortaya çıkarmak için en dengeli tutumdur.
Bir evlat yetiştirirken onu sadece kendine ait, kendi belirlediğin hedeflere ulaşacak bir araç olarak görmek eksik ve haksız bir yetiştirme tarzıdır. Zira insanın büyüyüp sorumluluk yaşına geldikten sonra her şeyden önce iyi bir kul olma, ebeveynine hürmet etme, devamında topluma ve insanlığa da faydalı bir fert olma becerisi kazanması gerekmektedir.
İşte tam da bu noktada iyi bir ebeveynlik kendini göstermektedir. Büyüklerine hürmet eden, küçüklerine merhamet eden; insanlığı iyiye ve doğruya sevk etmede etkili bir evlat yetiştirmek hem bu dünya hem de ahiret adına Allah’ın emanetini en iyi şekilde yetiştirmiş, O’nun razı olduğu, ellerinden hürmetle öpülen bir ebeveynlik modelidir.
“Hiçbir baba, evladına güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33)
Başta da belirttiğimiz gibi Allah’ın kendi tasarrufunda olan bir eylemden sorumluluk verdiği unvan ebeveynliktir.
Bunun için İslami ölçülerde merhamet gerektiren durumlarda cimrilik yapıp Allah’ın o çocuk için tayin ettiği merhamet ve şefkati esirgemek ya da disiplin gerektiren durumlarda pasif davranıp çocuğun o mevzudaki ciddiyeti kavramasına engel olmak ebeveynlik görevinde yetersizlik durumudur.
Aynı şekilde bunlardan birinde iyi olup diğer taraftan acizlik göstermek de insanın fıtratının tamamlanmasında dengesizlik durumunu ortaya çıkarmaktadır.
Nitekim toplumun ifsadına sebep olan etkenlerden biri; ya sadece merhamet ve şefkatle büyütülmüş şımarık çocukların ya da disiplin ve otorite ile büyümüş, merhametten ve şefkatten yoksun acımasız çocukların yetişmesidir.
Oysa Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eğitim modeline baktığımızda sadece kendi çocukları ve torunları üzerinde değil, sahabenin hatta çevresindeki bütün çocukların üzerinde bu dengeyi gözeten bir örneklik görmekteyiz.
Ömer bin Ebî Seleme (Radıyallâhu Anh) şöyle anlatıyor:
“Ben, Rasûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eğitim ve gözetimi altında yetişen bir çocuktum. Yemek yerken elim kabın her tarafında dolaşırdı. Bir gün Allah Rasûlü bana:
–Yavrucuğum! Besmele çek, sağ elinle ve önünden ye!, buyurdu. Artık ondan sonra hep öyle yaptım.” (Buhârî, Et’ime, 2; Müslim, Eşribe, 108)
Enes (Radıyallahu Anh) bir hatırasını şöyle anlatır:
“Bir gün Resûlullah’ın hizmetini gördükten sonra;
–Peygamberimiz kaylûle uykusundadır, diyerek çocukların yanına gittim.
Ben onların oyununu seyrederken Resûlullah geldi.
Oyun oynayan çocuklara selâm verdi. Ardından beni çağırdı ve bir yere gönderdi. Ben de gittim. Hazret-i Peygamber ben dönünceye kadar bir gölgede oturdu. Annemin yanına dönmekte gecikmiştim.
Yanına vardığımda annem;
–Niye geciktin? diye sordu. Ben;
–Allah Resûlü beni bir iş için göndermişti, dedim. Annem;
–O iş neydi? diye sordu. Bunun üzerine ben;
–Resûlullah’ın sırrıdır!, dedim. Annem;
–Öyleyse Resûlullah’ın sırrını muhafaza et!, dedi.”
Bu hadîsi rivayet eden Sâbit (Radiyallahu Anh) der ki:
“Enes bana, ‘Eğer o sırrı birisine söyleyecek olsaydım sana söylerdim ey Sâbit!’ dedi.” (Ahmed, III, 195)
Örneklerde de müşahede ettiğimiz gibi Peygamberimizin çocuklara ciddiyeti ve disiplini dahi şefkat ve güzel üsluptan kopuk bir ifade ile olmamıştır. Peygamber Efendimizin en ciddi ve tavizsiz üslubu namaz, yani Allah’a kulluk üzerinde olmuştur.
Ebû Süreyye Sebre İbni Ma‘bed el-Cühenî’den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Çocuğa yedi yaşındayken namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına bastığı hâlde kılmazsa cezalandırınız.” (Ebû Dâvûd, Salât 26; Tirmizî, Mevâkît 182)
Buradaki ceza kavramı herhangi bir derecede rencide edici ve azap verici bir ceza değil, Peygamberimizin çocuk terbiyesindeki hassasiyet çerçevesinde ne gibi bir ceza verebilirdi sorusunun karşılığı olmalıdır.
Günümüz ebeveynlerinin genelde evlatları üzerinde yaptıkları hatayı şu hadis-i şerif üzerinde görmekteyiz. Kendi saygınlık ve disiplinimiz üzerinde tavizsiz ve aşırı sert davranırken ibadet ve kulluk terbiyesinde yeteri kadar duramıyoruz.
Aksine Peygamberimiz kendi zatına olan davranışları hoşgörü ile terbiye etmeyi, ancak Allah’a kulluk noktasında gerektiğinde cezaya başvurmayı öngörmüştür. Çocuklarımız kulluk vazifesi üzerindeki hassasiyetimizi anlayabilmeleri için o yaşa kadar yaptıklarının bir çocukluk sonucu olduğunu ve şefkatle iyileştirilebilir hatalar olduğunu hissettirmeliyiz ki burada vereceğimiz bir kısıtlama ya da ciddi tavır onlarda sorumsuzluğun cezası olarak etki yapabilsin.
Ve Peygamberimiz bir diğer öneri olarak çocuklar üzerindeki disiplin ve terbiyede örneklik göstermeyi en sağlıklı yol olarak belirlemiştir.
“Siz yabancı (nâmahrem) kadınlara karşı iffetli olun ki, sizin kadınlarınız da iffetli olsunlar. Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler. Bir kimse kendisinden özür dileyerek yanına gelen kardeşini, ister haklı ister haksız olsun kabul etsin. Aksi hâlde cennette Kevser Havuzunun başında yanıma gelemez.” (Hâkim, IV, 170/7258)
Lokman süresinde Allah’u Teâlâ üslup ve sıralamasını dikkate alarak şu diyalog dilini bizlere övgüyle aktarmıştır.
Lokman “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” (Lokman Suresi, 17. Ayet)
Bir diğer ayette ise; “Lokman oğluna öğüt verirken şöyle dedi: ‘Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma…’ ” (Lokman Suresi, 13. Ayet) Hazreti Lokman’ın (Aleyhisselam) Allah ile kul ilişkisi gibi önemli bir konuda kullandığı şefkat diline vurgu yapılmaktadır.
Özellikle taklit yeteneği ile yaratılmış olan insanlar, yetiştikleri aile yapısını en ince ayrıntısına kadar taklit ederler. Merhameti, şefkati, etrafına saygı duymayı ilk olarak ebeveyninden aldığı gibi merhametsizliği, insanların duygularına ve değerlerine saygısızlığı da aile ortamından almaktadırlar.
Ebeveynin evladına gösterdiği saygı, onun duygularını ve düşüncelerini gözeterek ona otorite kurması; ardında topluma örnek olacak, İslam ahlakını insanlara sevdirecek bir miras bırakması olacaktır.
Kendi yetişme sürecimizde elde edemediğimiz, kişiliğimize yerleştirilmeyen, bizden mahrum edilen iyi hâl ve davranışlara çocuklarımızı kurban etmek ne büyük bir ziyan ve mahrumiyettir.
Hâlbuki ilk anne baba olma sürecinde bu konuları ele almalı, İslami çerçevede nasıl bir çocukluk süreci geçirdiğimizi ölçüp tartmalı ve bu kıyas sonucunda dünyaya gelmesine vesile olacağımız evladımızın İslami ölçüdeki haklarını gözetmeliyiz.
Sonuç olarak Allah’ın kendi mülkünde tayin ettiği bir görevin muhatabı olmak yeryüzünde alınabilecek en değerli muhataplıktır. Ebeveyn olmaya aday olurken bu sorumluluğun gereğini İslam’ın çizdiği modellik şeklini benimseyerek bu sürece hazır olmak gerekir. Peygamberlerin hayatına baktığımızda da İslami yaşamı öncelikli olarak kendi aile efradına anlatmak ve yaşatmakla sorumlu olmuşlardır. Tahrim suresindeki “Yakıtı insanlar ve taşlardan olan cehennem ateşinden ailenizi koruyun” (Tahrim Suresi, 6. Ayet) ihtarı bu sorumluluğu ilahi bir emir olarak önümüze koymaktadır.
Bu aile modelini başarılı bir şekilde oluşturabilmek ve Allah’ın huzurunda emrini en güzel şekilde inşa etmenin itminanını yaşamak tabii ki merhamet ve otorite dengesini iyi kurabilenlerin nasibi olacaktır. Rabb’im bizleri “Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihandır.” (Enfal Suresi, 28. Ayet) uyarısı ile darda bırakmasın. “Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl.” (Furkan Suresi, 74. Ayet)
Amin...