Eskiden bulutların arasındaydım; teknik olarak gökyüzündeydim ama ruhum yer çekimine mahkûmdu. Üniformam rütbemdi, şimdi ise örtüm hürriyetim oldu. Eski benliğin ölümü, yeni bir ruhun doğumuyla başladı hikâyem. Aynı Hazreti İmran’ın ölümüyle Hazreti Meryem’in doğumu gibiydi... İmran öldü, Meryem doğdu. Tüm ümmete hayır olan o kadın doğmuştu. Tüm ümmete değil belki ama en azından benim kendime olan hayrım doğmuştu sanki...
Gökyüzündeki uyanışımla ve yeryüzündeki mühürlenişimle yeni bir eşik vardı artık karşımda. Cebrail Aleyhisselamın, Hazreti Meryem’in ruhuna üflemesi gibi ruhuma üfledi adeta namaz... Namaza başlamamla başladı her şey: mesleğimden vazgeçişim, tesettüre girişim, haram olan tüm çevremden kendime çekilmem... Tıpkı Hazreti Meryem’in mabede çekilmesi gibiydi. Yoluma ışık, bana umut olan iffetin adı, ümmetin kalbi o yüce kadın...
Çevremdeki o sahte kalabalık birer birer dağıldı. İlk başta canım yandı. Meryem’in “Keşke unutulup gitseydim.” dediği o ince sızıya komşu oldum. Ama sonra anladım ki Allah, sevdiği kulunun etrafındaki kalabalığı sadece kendisiyle kalabilsin diye dağıtırmış.
Bu yolda yürümek çok zor. Dizlerim kan içinde kaldı belki ama bu yolda yürümek de kolay olmamalıydı. Her büyük değişim sancılıdır. Aynı o hurma ağacının altındaki zorlu doğuş ve yakarışlar gibi yakardım. Görünüşte yalnızdı Hazreti Meryem ama aslında en büyük güçle beraberdi. Tesettüre girişim ve her şeyi bırakmam bazen yalnız hissettirse de en büyük gücün benimle olduğunu biliyorum.
Bu süreçte neden uzaklaştığımı soran herkese karşı sükûnetimi korudum. Çünkü benim önderim, susma orucuyla cevap vermişti. “Neden değiştin?” sorularına en güzel cevap, duruşumla gösterdiğim sessiz tebliğdi.
Dizlerim kan içinde kalsa da, hurma ağacı kurumuş olsa da biliyorum ki Hazreti Meryem’e o taze meyveleri veren, altından ırmaklar akıtan Rabbim benim de yolumu çiçeksiz bırakmayacak. Ben sadece O’na teslim oldum, O da beni kendime getirdi. Çünkü biliyordum ki Hazreti Meryem’in Rabbi benim de Rabbimdi.
Zehra SATIL