Allah’ın adıyla...
Bir önceki sayımızda okul öncesi dönemde çocuklarla sağlıklı bir dil geliştirme, özellikle dini eğitimle ilgili anne babalara bazı tavsiyelerde bulunmuştuk. İlk 3 maddeyi ilk yazımızda anlatmıştık. Bu yazımızda kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk yazımızı henüz okumamış kardeşlerimize önceki yazımızı okumalarını tavsiye ediyorum. Böylece yazının bütünlüğü de sağlanmış olur.
4. Çocuğa rol model olmak:
Bugün biz ebeveynler çocuğumuzu nasıl yetiştirmek istiyorsak; öncelikle kendimizi yoklamalıyız! Çocuklarımıza ‘’Yoksula yardım etmeyi, elindekini paylaşmayı’’ söyleriz ama öncelikle bizler buna riayet etmeliyiz. Çocuklar söylenenlerden ziyade, görerek, uygulayarak yaşayarak idrak ederler. Sadaka vereceğimiz zaman çocukların gözü önünde verelim. Komşuya bir tabak yemek göndermek istiyorsak çocukların ellerine verip gönderelim. Çocuğun yaptığı bu güzel işler sonrası sırtını sıvazlayalım, başını okşayalım, hilm ile yaklaşalım. Çocuğun ilk öğretmenleri anne ve babadır. Çocuğa nasihatten önce bizlerin uyum sağlaması gereklidir.
Çocuğumuzu camiye alıştırmak istiyorsak, öncelikle bizim cami ile sıkı bir bağ kurmamız, camiyi gönülden sevmemiz gerekir. Biz camiye gideceğiz, çocuk bizim gittiğimizi görecek ki camileri sevebilsin. Kız çocuğumuzun tesettüre girmesini istiyorsak; bizler tam anlamıyla tesettüre uyumalıyız. “Bir şeyi tatmadan önce tattıramazsın” derler. Eve gelen misafirlerden örnek verecek olursak; özene bezene pastalar; börekler, çörekler yapılır ve tadına ilk bizler bakarız değil mi? Acaba bir eksiği, fazlalığı var mıdır? Varsa önceden tamamlayıp servis edelim, deriz. Önce tadıp sonra tattırmak isteriz. Öncelikle vereceğimiz dini eğitime, nasihatlere bizler uyuyacağız, tadacağız ki çocuklarımız uygulayabilsin tatsın. Peygamber Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) etrafında olanlar ona kusursuz, şartsız inandılar, konuştuklarından etkilendiler, neden? Çünkü söyledikleri ve yaptıkları birebir uyuşuyordu Sevgili Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). O sebeple söyledikleri insanlar arasında tesir ediyordu. Şimdi kendimize sormamız lazım, çocuğumuza söylediklerimiz, verdiğimiz eğitim gerçekten tesir ediyor mu, etmiyorsa neden?
5. Hikâye ve Kıssalardan yararlanmak:
Çocuklar hikâyelerden, masallardan ve bunları dinleyip hayal kurmaktan çok hoşlanırlar. Birçok anne baba tanırız, her akşam uyumadan önce mutlaka bir kıssa veya hikâye anlatır çocuklarına. Hatta çocuklarımızı uyutmaya çalışırken, öncesinde ‘hikâye bölümü’ yaparız. Bu hikâyeler bazen sahabe hayatı bazen bir peygamberin hayatı olabilir. Araştırmacılar, uykudan yarım saat önce yapılan aktiviteler, dinlenen müzik ya da okunan kitaplar o gece görülebilecek rüyaları da bir nebze olsun etkiliyor ve uyku kalitesini arttırıyor, tespitinde bulunuyorlar. Her çocuk mutlaka hikâye dinlemeyi çok sever. Dini eğitimi ve dinin kurallarını anlatmak için işte elimizde çok güzel bir fırsat var.
Çocuklarımıza, uykudan önce veya planlı bir zamanlama ile,
Hazreti Yunus'un (Aleyhisselam) kıssasını anlatılabiliriz; Hazreti Yunus (Aleyhisselam) balığın karnında birkaç gün misafir oldu, diye...
Hazreti Yusuf'un (Aleyhisselam) kıssasını anlatılabiliriz; ailesi yanında olmadan, korkusuzca mücadele verdi, diye...
Hazreti İbrahim'in (Aleyhisselam) kıssasını anlatılabiliriz, kendisi Allah'ı arayıp buldu, diye...
Hazreti Muhammed'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukluk yılları anlatılabilir, sahabe hayatı, bir âlimin, önderin hayatı anlatılabilir. Bu sayede o yaşlardan itibaren dini karakterlerin aşkı, sevgisi yerleşecektir kalplerine.
Çocuklarımıza hikâyeler anlatırken onların seviyelerine göre hareket edelim. Bazı ebeveynler, çocuklara daha çok küçük yaşlardan itibaren, bazı bilgileri onların seviyesine indirmeden, düşünsel durumlarını gözetmeden ve bilgileri süzgeçten geçirmeden direkt anlatabiliyorlar. Tabi ki iyi niyetle düşünüyorlar ve ‘’Her şeyi o yaşta bilsin, mücadeleyi öğrensin’’ gibi bir görüş beyan ederler. Evet, inşallah ileriki yaşlarda elbet ki her şeyi tam anlamıyla öğrenecekler ama daha 4-6 yaş arasındaki bir çocuğa onların seviyelerine uygun anlatılmadığı takdirde çocuk yaşananları anlamlandırma konusunda zorluk yaşayabilir. Kullanılacak bir yanlış kelime dahi bozulabilecek, telafisi olmayan bir psikolojik travmaya sebebiyet verebilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):’ “insanlarla akıllarını nispetinde konuşun’’ diye buyurmuşlardır. Ağzımızdan çıkacak kelimeleri dikkatli seçmeli, karşımızdaki muhatabın yaşına uygun cümleler kurabilmeliyiz. Çocuk ölümü, cenneti ve sonrasını sorabilir. Hatta geçmiş yıllarda 3 yaşındaki oğlum, “Anne cennet nasıl bir yer” diye sormuş ve ben de kendimi fazlasıyla kaptırmış, detaylara girmiş olacağım ki oğlum, “Anne, ben hemen ölmek ve cennete gitmek istiyorum, orada akülü araba var!’’ diye istekte bulunmuştu. Evet, cenneti anlatmalıyız ama yanında dünya hayatının gerekliliği, dünyada iyi işler yapmamız gerektiği, kötülerle mücadele etmemizi de anlatmalıyız. Bunları anlatırken seviyelerine inerek, somutlaştırarak anlatmalıyız. Çocuklara verilecek eğitimi, onların dünyasında düşünerek ve anlayarak vermek gereklidir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum” sözleriyle annesinin kendi eğitiminde ne kadar hayati öneme sahip olduğunu anlatmıştır. Üstad Bediüzzaman'ın bu sözlerinden anlıyoruz ki birçok âlimden ders almış fakat hiçbiri annesi kadar kendisinde derin etki bırakmamıştır.
Bir çocuğun ilk terbiye edicisi annesidir, çocuk ile anne arasında mükemmel bir bağ vardır. Bu bağ tensel, bedensel, duygusal gibi birçok açıdan kurulur. Çocuklar; bazen bizleri dinlemeyip kulak arkası ediyorlarmış gibi görünse de dışarıdaki eğitim ile anne baba eğitimi aynı olamaz! Özellikle annelere gerçekten fazlasıyla iş düşüyor. Cennet annelerin ayağı altına serilmiş, bize düşen vazife bir değil bindir.
“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Bakara Suresi, 128. Ayet)
Pınar TAŞ