Bismillahirrahmanirrahim
Hemen hemen her şeyin uç noktalarda yaşandığı günümüz çağında vasat olmaya ne çok ihtiyaç vardır. Yaşanacakları dengeli yaşamak, söylenecekleri dengeli söylemek hatta düşüncede dahi o dengeden şaşmamak insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Bu bağlamda Allah’u Teâlâ’nın insanlar için seçtiği en son ve kâmil din olan İslam ne güzel devadır. Çünkü İslam’ın ana gayesi ifrat ve tefritten uzak bir inançla Allah’ın emir ve yasaklarına uyan bir toplum inşa etmektir. Bu toplumun fertleri kendileri kurtuluşa erdikleri gibi beraberlerinde olan diğer din ve inanç mensupları için de huzurun kaynağı olurlar. Yüce Allah bu toplumu son ilahi mesajında şöyle tarif etmektedir: “Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Bakara Suresi, 143. Ayet) Vasat ümmet, orta ümmet, her türlü aşırılıktan uzak, dengeli, tutum ve davranışlarında adalet, doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayan ümmettir. İfrattan da tefritten de kaçınan ümmettir. Onun için İslam dengeyi bozan her şeyden uzak durmayı emreder. Bu ister az yapmakla olsun isterse de çok yapmakla olsun sonuç aynıdır. Bundan dolayıdır ki ister maddi olsun ister manevi olsun Müslüman, insan ve kul olmanın gereklerini Rabbinin emirleri doğrultusunda ölçülü bir şekilde yerine getirmelidir. İslam toplumu ne Yahudiler gibi istediğine ulaşmak için her türlü vahşiliği yapmayı mübah görür, ne de Hristiyanlar gibi dünyadan el etek çekerek sadece ahirete yönelir.
İnsan Rabbine karşı vazifelerinde gevşeklik gösterince yaratılma amacına aykırı davranmış olacaktır. Öbür yandan gönderildiği bu yeryüzünün nimetlerine sırt çevirince de nimetlerin sahibine karşı nankörlük etmiş olacaktır. Nitekim Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) son derece zayıflamış bir hastayı ziyaret etti ve:
“–Allah’a bir şey için dua ediyor musun veya O’ndan bir şey istiyor musun?” diye sordu. Hasta:
“–Evet; “Allah’ım! Bana ahirette vereceğin cezayı bu dünyada hemen peşin olarak ver!” diye dua ediyorum” cevabını verdi. Allah Resulü (sallallahu aleyhi vessellem) şöyle buyurdu:
“–Subhanallah! Senin buna gücün yetmez. “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!” diye dua etsen olmaz mı?”
Bunun üzerine adam bu duayı yaptı ve şifa buldu. (Müslim/ Zikir 23, Tirmizi, Davet 71/3487)
İslam ibadetlerde dahi vasat olmayı tercih eder. “Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) mescide girince iki direk arasına gerilmiş bir ip görür. “Bu da ne?” diye sorar. Bu, Zeynep’in Rradiyallahu Anha) ipidir, namaz kılarken uykusu gelince, takati kalmayınca bu ipten tutunur. Hazreti Peygamber de (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun üzerine: “Çözün ipi. Gücünüz yerinde olunca namaz kılın, uykunuz gelince de yatın.” diye buyurur. (Buhârî, Teheccüd 18; Müslim, Müsâfirîn 219.)
İfrat da tefrit de insan fıtratına aykırıdır. İnsan çabuk bıkan bir varlıktır. Onun için aşırıya kaçan kişinin bedeni ve ruhu belli bir süre sonra bunun altında ezilmeye başlar. O zaman da yaptıklarını tamamen terk edip yapmaz duruma gelir. Onun için de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem); "Güç yetirebileceğiniz amelleri yapmaya gayret ediniz. Allah usanmaz da siz usanırsınız. Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır" (Ebu Davud/ Tatavvu/ 27) uyarısı ile bedene gücünün üstünde yük yüklememeyi tavsiye etmiştir. İbadetlerde dahi aşırıya kaçmayı hoş görmeyen İslam, dünya malı kazanma uğruna Allah’a karşı sorumluluklarını ihmal edip ibadetlerini aksatma konusunda aşırıya kaçmasını hiç hoş görür mü?
İnsan bedeni bir dengeyle yaratılmıştır. Uç noktalar dengesini bozunca insan bedeni olarak insan görünümünde olmaya devam etse bile ruh olarak insanlıktan çok uzaklaşmış olur. Bugün dünyanın dört bir tarafındaki zulüm, haksızlık ve savaşların da en temel nedeni dengesini kaybeden insanların davranışları değil midir? Dengesini kaybeden vicdan, merhametini de kaybeder. Vicdan ve merhametini kaybeden de canavarlaşır. Bu canavarlar maneviyatı devre dışı bırakan ya da kendilerine göre yorumlayanlardır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de onları şöyle uyarmaktadır: “De ki: Ey Kitap Ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.” (Maide Suresi, 77. Ayet) Hristiyanlar o denli ifrata kaçtılar ki Hazreti İsa’ya ulûhiyet verdikleri gibi, din adamlarına da günahları bağışlama yetkisi verdiler. Yahudiler ise tefrite kaçarak peygamberlerini ahlaki özelliklerden yoksun, sert ve kaba, komplocu bayağı kişiler olarak tanıttılar. Oysaki İslam ne peygamberini Allah’ın seviyesine çıkarır ne de sıradan, basit bir insan olarak görür. Peygamberler yeryüzünde Allah’ın mesajlarını uygulayarak ulaştıran, mükemmel ahlak sahibi kullardır.
İfrat ve tefritten uzak dengeli bir yaşam sürmesi gerektiği ile ilgili en güzel rivayetlerden birisi de Selman-ı Farisi’den gelen şu rivayettir: “Selman (Radiyallahu Anh) bir gün Ebü’d-Derda’yı ziyarete gider. (Ebü’d-Derda’yı evde bulamayan) Selman, Ebü’d-Derda’nın karısı Ümmü’d-Derda’yı eski bir elbise içerisinde perişan halde görünce: Bu hâlin nedir? Diye sorar. Ümmü’d-Derda da: Kardeşin Ebü’d-Derda dünya ile olan irtibatını kesti (o, gündüz oruç tutar, gece namaz kılar), deyip dert yanar. Bu sırada Ebü’d-Derda da gelir, Selman’a hoş geldin der ve misafiri için yemek hazırlar. Yemeği getirince siz yiyiniz ben oruçluyum der. Selman da: Sen yemedikçe ben de yemem der. Bunun üzerine o da yer. Gece olunca Ebû’d Derda namaz için kalkmak ister fakat Selman ona yat der, o da bir süre yatar sonra yine kalkıp namaz kılmak ister ve yine Selman ona yat der o da yatar. Gecenin son bölümü girince Selman ona şimdi kalk der. İkisi de kalkıp namazlarını kılarlar. Sonra Selman şöyle der: Rabbinin, nefsinin, ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver. Daha sonra Ebü’d-Derda Resulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek durumu anlatır, Resulullah da (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Selman doğru söylemiş ve doğru yapmıştır der.” (Buhari/ Savm/ 50)
Dünya denge ile döner, kuşlar dengeyle uçar, su, hava dengeyledir. İnsan ruh ve beden olarak dengeyle yaratılmıştır. Ne az ne de çok. Onun için de Müslümanın ibresinin şaşmaması gerekir. Çünkü onun ibresi şaşar da sınırlarda gezerse dünya tüm insanlar için güvensiz hale gelir. Müslüman, vasat ümmet olarak insanlığa olan örnekliğini unutunca şu anlarda olduğu gibi başkalarının tahakkümü altında zillet içerisinde bir hayat yaşamaya mahkûm olur. Bundan kurtuluşun reçetesi de kutsal kitabında ve Resulünün hayatında ifade edildiği gibi dünyanın nimetlerinden istifade ederken, sonsuzluk yurdunu heba etmemektir.
Rana Çeçen